BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir buket gül

Bir buket gül

Bir buhrana, bunalıma sürüklenmişti Gamze. Fikret de başına ahlâk zabıtası kesilmeye başlayınca iyice sıkılmıştı. Hayat tarzı onu huzursuz ediyordu. Bunalıyor, gözü hiçbir şeyi görmüyordu. Oysa ne kadar sevdiğini sanırdı Fikret’i... Hayır, seviyordu, iyi ve yakışıklıydı ama, kendi ayarında değildi.



Bir buhrana, bunalıma sürüklenmişti Gamze. Fikret de başına ahlâk zabıtası kesilmeye başlayınca iyice sıkılmıştı. Hayat tarzı onu huzursuz ediyordu. Bunalıyor, gözü hiçbir şeyi görmüyordu. Oysa ne kadar sevdiğini sanırdı Fikret’i... Hayır, seviyordu, iyi ve yakışıklıydı ama, kendi ayarında değildi. Sonra bazı şeylerine karışması Gamze’yi çıldırtmıştı. Çocukları olmuştu, Fikret onun adına Cahit koymuştu. Çocukları olmasına rağmen eve bağlanamıyor, evden kaçıyor, soluğu babasının evinde, arkadaşlarının yanında ve içkilerde alıyordu. Nihayet Fikret’ten gecenin üçünde tokat yediği gün... Fikret çocuğu ayaklarında sallıyor, “Nerede kaldın!..” diye bağırıyordu. Ona ters bir cevap verince, yediği tokat! Ona bir kişi tokat vursun ha, kocası bile olsa kimse bunu yapamazdı. Evi terketmişti... Kendisini hâlâ isteyen Vahdet’le evlenecekti. Evlenmişti de, sonra Amerika... Fakat çocukları olmuyordu, mutlu değillerdi... Vahdet’in karşısında o kadar eziklik psikolojisine girmişti ki âdeta onun esiri olmuştu. Çünkü Vahdet’in ailesi onlardan bir gömlek daha zenginlerdi. Vahdet ilk günlerdeki tavırlarını değiştirmiş, hırçın ve çekilmez olmuştu. Fikret’in ayrılık vedasında o korulukta yaptığı konuşmalar aklından çıkmıyordu. Şimdi Fikret’i arıyordu, ama o artık hayalde kalmıştı. Hep dert, hep ıstırap çekiyordu. Çocukları olmamış, kocasının dırdırları, bohem hayat tarzı... sıkıyor, sıkıyordu. Sonra Cahit’i koparıp almışlardı babasından. Bunun vicdan azabını her zaman içinde duymuştu. Büyümüş, delikanlı olmuş bir çocuğu hazır alıyorlardı. Onu Fikret büyütmüş, yetiştirmişti. Çocuk ne güzeldi, kendisine benziyordu fakat babasını daha çok seviyordu. Kalbi huzursuzdu, vicdanı sızlıyordu, ağlıyordu sürekli. Ama Vahdet’in boyunduruğundan çıkamıyordu, onun dediklerini yapmaya mecbur hissediyordu kendini... Şimdi de çocuk üç ay sonra ölecekti. Bu kadar derdi, ıstırabı bir arada nasıl çekebilirdi. Bir şarkının sözleri gibi: “Ben artık dertlerin kadını oldum...” diyordu Gamze. Mutluluk yasaklanmıştı ona, bir cezaydı belki. Ah... Cahit kurtulsa bütün dertlerini unutacak, herşeyi unutacaktı. Vahdet’le artık ayrılmalıydı. Onu çekemiyordu. Istıraptan başka bir şey değildi onunla yaşamak. Boşanacaktı ondan, hayatını daha fazla cehennem etmeye gerek yoktu. -Anne niye hiç konuşmuyorsun?.. Düşüncelerinden sıyrılıp, oğluna döndü, gülümseyerek: -Yorgunum Cahit, diye söylendi. İçinden de ekledi. “Gönlüm yorgun...” -Şimdi nerelerdeyiz biliyor musun anne?.. -Avrupa’dayız sanırım.  Aradan on beş gün geçmişti. Cahit uçaktan güle oynaya iniyordu. Son derece mutluydu. Gamze’nin yüzü de pırıl pırıldı. Kendisini bekleyenlere sarılırlarken Gamze ağlamaya başladı. Bunlar sevinç gözyaşlarıydı. Cahit: -Bir şeyim yokmuş benim, diyordu. Bizim doktor benim hakkımda yanlış teşhis koymuş. Gözlerimi ve kafamı çok yoruyormuşum, bunun için de bayılmalar ve göz kararmaları oluyormuş. Bana çok iyi davrandı doktor, o kadar sevdi ki beni. Yeniden doğmuş gibiyim... hepinizi yeniden çok seviyorum!.. Mahir dedesine sımsıkı sarılıyordu. Dedesinin, ninesinin yanaklarından öpmüştü. -Gidip babamdan özür dilemek istiyorum. Müsaade ediyorsunuz değil mi dedeciğim?.. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT