BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanc

Kıskanc

Annesinin sözünü dinleyip, kendisine gerçekten çok ilgisiz davranan babasının üstüne gitmeyen Berrin, gözüne uyku girmemesine rağmen sabahı beklemeye karar vermişti. Allah nice kalpleri bir anda vahşetten merhamete, nefretten sevgiye çeviriverirdi.



Sabahı beklemeye karar verdi Berrin... Sanki kan mı çekiyordu ne? Yoksa insan kendi hür iradesiyle yaşadığı sandığı ömrünü, belirli çizgilerin dışına taşıyamıyor muydu? Neden o yerden geçmek istemişti ki Kemal bey? Bütün alakasını kesmeye söz vermişti. Bir daha da gelmeyecekti. Peki ama neden duyguları son bir kez daha bakmak üzere oraya çekmişti onu? Bunu Kemal bey de bilmiyordu. Sadece alışkanlık üzere, yıllarını verdiği, en heyecanlı, en mutlu günlerini yaşadığı yere şuur altından da olsa son bir defa bakma duygusuydu ondaki. Bu duygu çok normal, çok güzeldi ama bir ceylanın peşine düşen aç kaplanlar gibi, kendi izini süren Rasim beyin adamları, insanoğlunda var olan bu duyguyu çok iyi biliyor ve işte değerlendirmek için fırsat kolluyorlardı. Kemal bey, arabadakiler tarafından fark edildiğini, yolcu olarak bulunduğu taksi şoförüne hiç belli etmedi. “Çabuk gazla!” gibi telaşlandırıcı bir ifade kullanırsa, belki şoförün eli ayağı dolaşacak ya da “Abi kusura bakma, ben böylesi yarışlara gelemem” deyip sağa çekebilecekti. O zaman namlularından hiç acımadan ölüm kusabilecek tıynette olan bu insanların önünde bir lokmalık yem olması işten bile değildi. Hiç acele etmedi. Sadece, sıradan bir soruymuşcasına, saati sordu. Sonra da, doğal olarak şoförü hızlandıracak bir cümle söyledi: -Yarım saate kadar terminale yetişemeyiz değil mi? Keşke daha önce çıksaydım. 16.00’daki arabayı kaçırırsam, iki saat daha terminalde bekleyeceğim. Şoför şöyle bir yola bir saatine baktı... Sonra kerli ferli duran müşterisine göz attı dikiz aynasından: -Meraklanma abi, ben bir yolunu bulur, terminale atarım seni, dedi. -Sağol. -Biraz hızlı süreceğim ama kusura bakmayın. -Fark etmez, ara sıra süratli olmayı da severim ben. Taksi şoförünün amacı, kaçmakta olan bir müşteriyi kovalayanlardan kaçırmak değil, otobüse yetişmek isteyen müşterisini, saatinde yetiştirmekti. Aslında bir kişiyi, takip edenlerden kaçırdığını bilmiyordu. Kemal beyi fark eden o kişinin ikazıyla, bir anda arabaya doluşan beş kişilik mekanize mangası, geniş eski tip koldan vitesli, sekiz silindirli otomobile doluştular. Otomobil, bir iki hareketle istikamet değiştirip, taksinin peşine takıldı. Arabadaki çete başı, kendilerini ikaz eden uzun sarı saçlı olana soruyordu: -Emin misin o muydu? -Yüzde doksandokuz oydu. Daha ne diyeyim. Aynı zamanda, Kemal beyin bürosuna çıkıp, birkaç günlüğüne gelen telefonlara cevap vermek üzere büroda bekleyen Sedef’i sorguya çekip, patron Kemal’in bir daha hiç gelmemek üzere veda ettiğini öğrenen adam da çete başına bilgi veriyordu: -Yukarıdaki kızı fena benzettim ama verdiği cevap hiç değişmedi. Bir daha gelmemek üzere ayrılmış. -Kaçmakla nereye varacak? -Yani bu taksideki adam o olabilir abi. -Daha hızlı sür! Daha hızlı... Korna çal, etraftakiler çekilsin. Bugün bu iş bitmeden dönülürse, Pala Rasim ikiye katlar hepimizi!..  Annesinin sözünü dinleyip, kendisine gerçekten çok ilgisiz davranan babasının üstüne gitmeyen Berrin, gözüne uyku girmemesine rağmen sabahı beklemeye karar vermişti. Allah nice kalpleri bir anda vahşetten merhamete, nefretten sevgiye, kederden sevince çeviriverirdi. Belki sabaha kadar babası kızının halini düşünecek, sabahleyin sanki kızını yeni görmüş gibi “Hoşgeldin kızım” deyiverecekti. “Ben bile uyumuyorum bak, kendimi düşünüyorum. Babam da belki şu an beni düşünüyordur. Allahım bir sabah olsa da babam beni kabul etse. Çocuklar gibi tekrar babamın boynuna atılsam, ne olur?” > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 110389
    % 0.97
  • 3.8376
    % -0.68
  • 4.5307
    % -0.43
  • 5.1459
    % 0.04
  • 155.563
    % -0.21
 
 
 
 
 
KAPAT