BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Gen’dırılıyor muyuz ne

‘Gen’dırılıyor muyuz ne

Bin yıl yaşa ve tek hastalık tanıma. Bu, çok cazip bir vaat. Peki gen mühendislerinin gücü buna yetecek mi? Gazeteler bangır bangır bağırıyor: “Prostat’ın geni bulundu”... İyi de bu “hastalık bitiyor” mânâsına mı geliyor?



20 Haziran 2000. Clinton ve Blair aynı anda kameraların karşısına çıkıyor ve heyecandan titreyen bir sesle “İnsan genomunun harfleri tespit edildi. Bu, 20’inci asrın en önemli buluşudur” diye konuşuyorlar. Başkanlar, bu gelişmeyi Ay’a çıkmaktan bile önde tutunca millet ayağa kalkıyor. Muhabirler bir anda ipi kopmuş tespih taneleri gibi halk arasına dağılıyor, önlerine gelene mikrafon uzatıyorlar. “Eğer 1200 yıl yaşayacağınızı bileydiniz bu mesleği seçer miydiniz?”, “2999’u 3000’e bağlayan geceyi nerede geçirmek isterdiniz?” “Hasta olmadan yaşamak nasıl bir duygu” gibi sorular soruyor ve ekliyorlar: “Heyecanlı mısınız?” Doğrusu şu ki, herkes heyecanlanıyor. En “işim olmaz” diyenler de bile ‘acabalar’ uyanıyor. Mevzu üniversite anfilerinden, kahvehane köşelerine düşüyor. İşin içine siyasiler karışınca insanın aklına elbette “hedef saptırmalar ve suni gündem tayinleri” geliyor. Şimdi bu vaatlere ne kadar inanmalı yoksa inanmamalı mı? İşte bu soruyu işin uzmanına, Prof Dr Cevat Babuna’ya soruyoruz: Sahi hocam gen mühendisliği kullanılarak uzun ve hastalıksız bir ömür mümkün olabilir mi? Buna cevap vermeden önce genin ne olduğunu bilmek gerek. Genler görünüşte birbirine sarılmış iki helezonu andırır ve sadece 4 kimyasal maddeden (adenin, guanin citozin ve timinden) meydana gelir. İşte bu nukleotidlerin sıralanış biçimi insan organizmasına ait bilgileri şifreler. Ki zaten gen “şifre” demektir. Bu sarmaların üzerinde 3,5 milyar harf vardır ve her kromozom ayrı bir deryadır. Eğer 23 kromozomun anadan, 23 kromozomun babadan geldiğini düşünürseniz hücre çekirdeği 46 standlı bir kütüphane gibidir. Bu kütüphanede saç rengimizden, parmak izimize kadar ne kadar özelliğimiz varsa, hatta piskolojik meyillerimiz de şifrelidir. İşte bu bilgilerin toplamına “insan genomu” denir. Bu sistemi ilk defa 1953 yılında Crick ve Watson adlı iki bilim adamı keşfetti. Araştırmacılar 50 yıldır bu deryadan birşeyler çıkarmaya çalışıyorlar. İlk kırk yıl sadece patinaj yaptılar. Ancak son on senede bilgisayarların yardımı ile harflerin sıralanışı tespit edilebildi ki; Clinton ve Blair’i ayağa kaldıran da bu idi. Genler hakkında bütün sırlar açığa çıktı mı? Hayır, çalışmalar devam ediyor ve her geçen gün yeni şeyler öğreniyoruz. Şu anda 35 bin civarında cümle tespit edildi ancak bu cümlelerin ne mânâya geldiği hâlâ meçhul. Harflerin hangi yeri ifade ettiği ve neye yaradığı araştırılıyor. Bu en az 20 yıl alır ki 2020 yılına doğru bu hazineden dişe dokunan bir şeyler sızacağını umuyorum. 20 yıl uzun bir zaman değil mi hocam? Eğer DNA sarmallarını düzeltip uç uca eklesek 150 milyon kilometre eder ve yüzlerce kez güneşe gider gelir. Bu kadar uzun olmasına rağmen her noktası ayrı mükemmelliktedir. İnsan genomunun bilgilerini yazı haline getirmeye çalışsak 700 metre yüksekliğinde bir kitap olur. Halbuki bütün bunlar minicik bir çekirdeğe hatasız olarak tanzim edilmiştir. Zaten kainatta tesadüfün yeri yoktur. Tesadüflere tesadüfen bile rastlayamazsınız. Mesela; insülin hormonu geninde 15 bin harf (nükleotid) vardır. Bunlardan biri diğerinin yerine oturursa vücudu perişan eder. Hormon, zehir oluverir. İnsanlar, insülin hormonu geni bulununca şeker hastalığının sona ereceğini sandılar. Bırakın insülin hormonu gibi komplike bir maddeyi, biz sadece dört harfli ve tek şifreli bir madde için dört üzeri on (yüz milyarlarca) deney yapmak ve dünyadaki bütün aminoasitleri kullanmak zorundayız. Halbuki vücudumuzda 200-300 bin çeşit protein var ve yapıları oldukça karmaşık. On üzeri 25 dediniz mi matamatiğin sınırları bitiyor. İnsan bunları öğrendikçe aczini anlıyor. Allah’ın kudreti karşısında hiçliğini farkediyor. Genler çözülerek hastalıklar önlenemez Prof. Dr. Cevat Babuna, “Filanca hastalığın geni bulundu gibi bir haber halk arasında büyük yankı uyandırıyor. Bulunan sadece o hastalığın hangi gen üzerinde olduğu ve ne kadar yer kapladığı. Hastalıklı nükleotidleri değiştirmek koca bir hayal. Bunu yapmak için vücudu oluşturan 100 trilyon hücrenin tek tek çekirdeğine girmek ve genlerini değiştirmek gerek.” ¥ Hocam, insanlar genleri çözerek hastalıkları önleyemeyecekler mi? Genomun harfleri ve genlerin sayıları ilan edildiğinde tüm hastalıkların ortadan kalkacağı sanıldı. Bazıları ölümsüzlükten dem vurmaya başladı. Bir kere hastalıkların çok az bir kısmı genlerle ilgilidir. Kaldı ki, tek gene bağlı hastalıkların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Hayatımızı tehdit eden kanser, kalp, diyabet gibi hastalıklar çok genle ilişkilidir ve genetik işlemlerle bertaraf etmek kabil değildir. Sanılanın aksine şeker ve kalp hastalıkları genetikten ziyade, çocuğun rahim içinde geçirdiği devre ile ilgilidir. ¥ Desenize ebedi hayat hayal. Peki ömrümüz uzayamaz mı? Hiç farkettiniz mi bilmem. Belli bir yaşa gelen insanlar hastalanmasalar bile mum gibi eriyorlar. Belleri bükülüyor, cildleri buruşuyor, hafızaları zayıflıyor. Şimdi bu adam bir bu kadar daha yaşasa ne olur? ¥ Bin yıldan vazgeçtik bari 150 yıl yaşasak! İşte o da mümkün değil. Zira hücrelerimiz ömür boyunca 200 defa yenileniyor ve bu yenilenme işi insan ne kadar sağlıklı olursa olsun 100 yıl sonra bitiyor. Çok nadir kişilerde 120 yıl sürüyor. Mühendislerin işi zor “Gen mühendisleri ne ömrü uzatabildiler ne de hastalıklara mani olabildiler. Peki bunca uğraş, bunca masraf ne diye? Gen teknolojisine milyarlarca dolar yatıranlar ne umuyorlar.” Belki bir gün sakat olan geni (tek bir gene bağlı hastalıklarda) değiştirmek mümkün olacak. Ancak bu genler vücudunuzu teşkil eden 100 trilyon hücrede de ayrı ayrı bulunuyor. Şimdi siz hangi birini değiştirebilirsiniz? Bu işlem normal bir gebelikte olmaz ancak tüp bebeğin genine müdahele edilebilir. Eğer tüp bebek veriminin % 15-20 olduğunu düşünürseniz oynanmış hücrenin başarı nispeti iyice düşecektir. Hele, gen mühendisliğinin külfetini de maliyete katarsanız iş cazibesini kaybediyor. Kaldı ki insan sağlığını tehdit eden hastalıklar, çok genle ilişkili olduğu için bunu yapmak mânasızdır. Ama bir hastalığa yakalanmayı mümkün kılan gen bulunursa; o insana uyanık olması söylenebilir. Akciğer kanserine yakalanmaya meyilli birine sigaradan sakınmasını öğütlemek gibi. Sonra o genlere uygun (kişiye özel) ilaçlar üretilebilir. Gen tayini için bir saç teli, bir kan damlası veya idrar içinde yüzen bir kese hücresi yeter. Rahim içindeki amniyon sıvısına dökülen hücrelerden bebeğin genleri hakkında fikir sahibi olunabilir. Bu teknoloji kötü kimselerin eline geçerse... Prof. Dr. Cevat Babuna, gen teknolojisinin kötü kişilerin eline geçmesi konusunda ciddi endişeler taşıyor: “Genler üzerine yapılacak her keyfi uygulama insan neslini tehdit eder. Daha da vahimi şu ki; bir zaman sonra insanlar yaftalanacak. Adam işe alacağı elemandan gen raporu isteyecek, kimine “duygusalsın”, kimine “asabisin” diyecek, müracaat edenlerin çoğunu def edecek. Eğer benim genlerimde “yalan haber yazma eğilimi” varsa kimse röportaj vermeyecek öyle mi? Korkarım öyle. Bakın bizim medeniyetimizde insan dışlamanın yeri yok. Hani Türkler hoşgörülü ve affediciydiler. Hocam dikkatimi çekti. Bu meseleyi ısıtıp ısıtıp önümüze sürenlerin çoğu evrimi savunuyor? Yanılıyor muyum? Gen teknolojisi ve Darwinizm... Bu sorunun cevabı kısa olmaz. İstersen onu da bir başka sohbette işleyelim olmaz mı? Olur hocam...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT