BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ... Şimdi reklamlar! (Hayati Odabaşı)

... Şimdi reklamlar! (Hayati Odabaşı)

...diyoruz diye sakın bu sütunlardan ayrılmayın. Şehrin meşhur köprüsünde güzel bir bahar günü, herkes çoluk-çocuğuyla neşe içinde gezinti yaparken, kör bir adam dilencilik yapıyormuş. Dizlerinin dibinde de “Doğuştan Kör” yazılı bir tabela varmış.



...diyoruz diye sakın bu sütunlardan ayrılmayın. Şehrin meşhur köprüsünde güzel bir bahar günü, herkes çoluk-çocuğuyla neşe içinde gezinti yaparken, kör bir adam dilencilik yapıyormuş. Dizlerinin dibinde de “Doğuştan Kör” yazılı bir tabela varmış. Herkes dilencinin durumunu görüyor ve belki kendi haline şükrederek geçip gidiyormuş. Tâ ki bir reklamcı bu durumu farkedinceye kadar... Reklamcı tabelayı almış ve arkasına bir şeyler yazıp aynı yere bırakmış. Ne olduysa da ondan sonra olmuş... Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes başlamış dilencinin önündeki şapkaya ardarda para atmaya... Onca kişinin etkilenmesine ve dilencinin şapkasının kısa sürede dolup taşmasına yeten, reklamcının yazdığı cümle: “Güzel bir bahar günü... Ama ben baharı hiç göremeyeceğim...” Evet, reklamlı dünya ile reklamsız dünya arasındaki fark bu sanırım. Tüketicinin kral olduğu, fiyat ve kalite standartlarını belirlediği, daha renkli, daha zengin, kısacası parlak neon ışıklarının aydınlattığı ışıklı bir dünya. Oysa alışveriş kuyruklarında bekleyen tüketiciler, renksiz gazeteler, karanlık ve cansız şehirler... Çünkü bu dünyada gelişmenin dinamosu olan reklam eksiktir, toplumun en önemli ihtiyaçlarından birisi olan “Ticari ileşitim özgürlüğü” yoktur. Öncelikle reklamı toplumun her kesimini ilgilendiren, herkese hitap eden sosyo-ekonomik bir süreç olarak görmek gerekiyor. Zira mevcut serbest piyasa şartlarının hüküm sürdüğü ekonomilerin üçlü dinamiğini üretim-tüketim ve iletişim oluşturuyor. Belki de son bir yıldır yaşadığımız krizin diğer birçok sebeplerle birlikte önemli bir itici faktörü de, olaylara sadece “üretim odaklı” olarak bakmanın yanında, elindeki parayı istediği şekilde kullanarak, bütün hesapları altüst edebilecek olan tüketici cephesi ile yeterince iletişim kuramamak değil mi? Çünkü üretici ile tüketiciler arasındaki ticari iletişim, yani reklam ve tanıtım olmayınca, haliyle tüketim düşüyor, tüketim düşünce üretim de aşağıya iniyor. Bu sefer işten çıkarmalar başlıyor ve işsiz kalan insanlar da tüketimi kısıyor. Böylelikle bir fasit dairenin içine girilmiş oluyor. Acaba daha akılcı iletişim ve tanıtım politikaları uygulanarak bu fasit daireden daha çabuk çıkılamaz mıydı? Gelişmiş ülkelerde 300 USD civarında, komşumuz Yunanistan’da bile 176 USD olan kişi başına reklam harcamasının ülkemizde 2000 yılında 17 USD, geçtiğimiz yıl ise sadece 8 USD olduğunu söylersek; herhalde içinde bulunduğumuz krizi ve çözümünü de farklı bir açıdan görebiliriz. Hepinize renkli, hareketli ve reklamlı dünyalar temennisiyle...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT