BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Ahmet bey hiç değişmemişti. Yıllar önce nasılsa yine aynısıydı. Ne oturulup bir çift laf edilebilirdi kendisiyle, ne bir konuda bir irade sergileyebilirdi. Bir babaydı ama kendi öz çocuğunun sorununu bile, kendine vazife edinmezdi...



Çaylar bardaklara doldurulmuş, ekmekler dilimlenmişti. Ahmet bey, ekmeğine bıçağın ucuyla bir lokma reçel sürüp ağzına görürürken, gözlerini kızından kaçırır gibiydi. Sanki o da kendisine özel bir kahvaltı hazırlandığını fark ediyordu. Nuriye hanım, annelik duygusuyla olsa gerek dayanamadı. -Ahmet, bu ne tuhaflık böyle? Akşam yorgunsundur diye birşey konuşmadık. Sabah da yumuldun kahvaltıya gidiyorsun. -Ee ne olmuş yani? -Yanisi var mı canım. Dünden beri bu evde bir kişi daha var görmüyor musun? Kızımız gelmiş. -Kör değiliz herhalde görüyoruz. Ne olmuş yani? -Hay Allah. İnsan kızına bir hoşgeldin demez mi canım? Halini hatırını sorar, nasılsın der değil mi? Hiç sordun mu niye geldin nedir derdin diye? Ahmet bey, gerçekten Berrin’i yok kabul eder gibiydi. Döndü hanımına, bir insanın arkasından konuşuyormuş gibi, kızının yanında kızı hakkında konuştu: -Giderken o bize sormuş mu da, şimdi ben ona sorayım? Berrin’in boğazından aşağı bir şey düğümlendi. Boğulur gibi oldu. Zor sabretti sofradan kalkmamak için. Bu ne kadar hoyrat ne kadar acımasız bir duyguydu. Nuriye hanımın öfkesi kabardı birden: -Bana bak Ahmet, benim canımı sıkma! Herşeyi şimdiki yaşınla düşünmek kolay. Hele gençliğini getir bakalım hatırına. Sen evlenirken kendi başına karar vermemiş miydin? Düğün yapmak için tanıdıklarından, yakınlarından üç beş kuruş imece şeklinde para istemiştin. Ne demişti o kültürlü dayın umursamaz bir tavırla, “Bana mı sordun yeğenim!” demişti. Hep durup durup o lafı söylerdin. “Ah be” derdin, “Öyle mi söylenir be. İmkanı yoksa bile, Allah kolaylık versin denir be” derdin. Şimdi sen aynısını Berrin’e yapmıyor musun? Sen de kızına böyle ilgisiz kalmıyor musun? -Nuriye şimdi eskileri karıştırma. Benim canım burnumda zaten. Bir sıkıntısı olmasa gelmezdi bunu da biliyorum. -Eee? Bilmek çözüm mü? -Ne yapmamı istiyorsunuz canım? -Yahu kızı kocasıyla kavga etmiş. Kemal kızı kovmuş odasından kovmuş. Bürodan kovmuş. Bu adam evladımızı böyle sap gibi ortada bırakırken biz seyirci mi kalacağız? -Ben kimsenin işine karışamam Nuriye. Ben bu yaştan sonra kimseyle kavga edecek durumda değilim. Kendi üstüne evi var. Gitsin otursun evinde. Kimsenin işinden anlamam. -Bu kız ne yapacak tek başına şimdi? -Ne bileyim ben? Öff, sabah sabah yediğim iki lokmayı burnumdan getirdiniz. Yeter be!.. Birşey dinlemek istemiyorum. ne haliniz varsa görün!.. Ahmet bey hiç değişmemişti. Yıllar önce nasılsa yine aynısıydı. Ne oturulup bir çift laf edilebilirdi kendisiyle, ne bir konuda bir irade sergileyebilirdi. Bir babaydı ama kendi öz çocuğunun sorununu bile, kendine vazife edinmezdi. Zaten Nuriye, kızından söz ederken, o çoktan karnını doyurmuştu bile. Sofradan kalktı, elini hemen mutfaktaki lavaboda duruladı. Duvarda asılı duran el peşkirini, yüzünün badem bıyıklarından çene arasında kalan bölgede dolaştırdı. Vestiyere yöneldi: -Nereye Ahmet? -Gidiyorum. Ben işe geç kaldım? -Bu kızın durumu ne olacak? -Ne bileyim ben canım? Kapıyı çekti çıktı gitti Ahmet bey. Berrin babasının kapıyı kapatmasıyla birlikte başını öne eğdi. Yetimler gibi hissediyordu kendisini. Annesinin çaresizliğini çok iyi biliyordu. “Anne” dedi parazitlenmiş sesiyle: -Efendim kızım? -Ben bu evde kalamam anne. Ben babamın bu davranışına hiç sabredemem. -Ne olacak sonrası peki? -Bilmiyorum. Bildiğim birşey varsa bugün burdan gidiyorum. > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT