BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Avukat Murat, sabahleyin evinden ayrılırken hanımı Ayşe’nin ısrarla, “O çocuklarla gitme ne olur” diye tembihlemesine rağmen “Tamam bakarız, başımdan savmaya çalışacağım” demiş ama vicdanındaki Murat’ın sesine “Hayır “ diyememişti...



Nuriye hanım, kızı Berrin’in huyunu suyunu çok iyi biliyordu. Bir şeye ak dedim mi bir daha dünya bir araya gelse kimse ona kara dedirtemezdi. Aslında o da babasından almıştı birazcık huyunu. -Berrin, nereye gidiyorsun şimdi? -Evime gideceğim. Ordan da başımın çaresine bakarım. Çünkü burası artık, bana göre şu mahalledeki herhangi evden biri. Babamın beni bu evde istemediği de belli. -Etme yavrum, gel inatlaşma. Babanın huyunu bilmez misin? Bugün böyle söylese de yarın alışacaktır. Onun niye her dediğini ciddiye alıyorsun. -Anneciğim, benim üzüldüğümü bildiğin için parçalanıyorsun ama babama sözünün geçmeyeceğini sen de biliyorsun. Neyse, ara sıra ben seni arar, canımın sağ olduğunu bildiririm. Haydi ver elini öpeyim de gideyim. Berrin, gözlerinden yanaklarına doğru süzülen yaşlara aldırmadan annesinin elini öpüp boynuna sarıldı. Belki bu son sarılış olacaktı. Belki bir daha tekrar kavuşacaklardı. Bunu ancak Allah bilirdi. “Tamam anne ağlama artık” diyerek kollarını annesinden ayırdı. Kapıya yöneldi. Nuriye hanımın da yapacak fazla birşeyi yoktu. Kendini sıcak evden sokağa atan Berrin, alev alev yanan suratına değen soğuk havayla birazcık kendine geldi. Annesine eve gideceğim demişti ama, bir daha yüzüne bakamayacağı şekilde kavga ettiği ve yüzüne karşı kovulduğu kocasının evinde ne yapacaktı? Evin tapusu kendi üstüne bile olsa... Kararsız adımlarla ana caddeye doğru yürümeye başladı...  Avukat Murat, sabahleyin evinden ayrılırken hanımı Ayşe’nin ısrarla, “O çocuklarla gitme ne olur” diye tembihlemesine rağmen “Tamam bakarız, başımdan savmaya çalışacağım” demiş ama vicdanındaki Murat’ın sesine “Hayır “ diyememişti. Bürodan içeri girdiğinde, o iki çocuğun hazır beklediğini görünce bir tuhaf oldu. Sanki o çocuklar Murat’ın verdiği sözden sonra hayata daha bir güvenle bakıyorlardı. İkisi de ailesinden habersiz iş yaptıklarının farkında olarak heyecanlı, ama ikisi de kendilerine hem de kanuni yolları çok iyi bilen bir yardımcı buldukları için mutluydular. Avukat Murat’ı görür görmez ayağa kalktı ikisi de: -Biz geldik efendim, dedi Orhan. -Tamam, hoşgeldiniz çocuklar. Siz biraz burada bekleyin, ben içeride görüşmelerime bir bakayım, size haber veririm. -Peki. Murat odasına geçti. Haluk bey kendinden yaşça küçük de olsa, büronun sahibi, bir bakıma patronu olan Murat’ı görünce toparlanarak makama olan saygısını göstermiş oluyordu: -Günaydın Haluk amca. Ne haber? -Çok şükür Murat. Senden ne haber? -Ya hiç iyi değilim. Kafam karmakarışık. -Hayırdır, o konuyla ilgili değil mi? -Evet. Evde hanım sıkı sıkıya tembih etti. Sen de aynı görüştesin. Ama bak çocuklar gelmişler bile. Ne yapacağımı bilemiyorum. -Ben diyeceğimi dedim. Bundan sonrası karar senin. -Ne düşünüyorum biliyor musun Haluk bey, şimdi ben bu çocuklara dünyada hayır diyemem. Ama siz de haklısınız. Netameli bir işe bulaşmanın hiç manası yok. En iyisi diyorum ki, çocuklarla gidip annesiyle bir görüşeyim. Kadının ne söylediği hiç önemli değil. Sadece dinleyeyim. -Eee? -Sonra da, bu işi ben başaramam. Kusura bakmayın diyerek çantamı alıp ayrılayım. Hem çocukları üzmemiş olurum, hem de sizin dediğiniz gibi bu olaya bulaşmam. -Eh bu da bir çözüm. Ama yine de tehlikedesin. Dikkat et. Çünkü hiç bilmediğin bir adrese, hiç bilmediğin sorunlu bir aileye ve sorunlu bir kadınla görüşmeye gidiyorsun. Aman dikkat... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT