BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Böyyük Türkiye!...

Böyyük Türkiye!...

Bethoven’in 9. Senfonisini “çağdaşlık” kriteri olarak kabul eden Dokuzuncu Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel, çeyrek yüzyıl önce seçim mitinglerinde, kendisine has uslubu ile (çoğu zaman gerdan kırarak) “Bööyyük Türkiye...” deyince meydanlar dalgalanırdı. Ancak 20. yüzyılın daha birinci çeyreğinde olduğu gibi, son çeyreğinde de Türk milleti bir türlü sıkıntılardan, yokluklardan ve felaketlerden kurtulamadı.



Bethoven’in 9. Senfonisini “çağdaşlık” kriteri olarak kabul eden Dokuzuncu Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel, çeyrek yüzyıl önce seçim mitinglerinde, kendisine has uslubu ile (çoğu zaman gerdan kırarak) “Bööyyük Türkiye...” deyince meydanlar dalgalanırdı. Ancak 20. yüzyılın daha birinci çeyreğinde olduğu gibi, son çeyreğinde de Türk milleti bir türlü sıkıntılardan, yokluklardan ve felaketlerden kurtulamadı. Asrın ilk çeyreğini Birinci Cihan Harbinin yıkıntıları arasında idrak eden Türkiye Cumhuriyeti, 21. asrın daha ilk yılında da İkinci Cihan Harbi sonunda yaşadığı ekonomik buhrana benzer bir krizle yüzyüze geldi. Öyle ki, dış borç taksitlerini çeviremeyen, neredeyse morotaryum ilan etme noktasına gelme tehlikesi yaşayan ülkede, kimse artık büyümeden, Bööyyük Türkiye’den bahsedemez hale gelmişti. Daha da önemlisi, yarınlara dair de ümit ışığı göremeyenlerin sayısı kabarmıştı ve fırsat bulanlar yurt dışına kapağı atma gayretlerine girmişti... Neyse bugün (dün), 5 Şubat 2002 tarihi itibariyle IMF, 17. Standby anlaşmasını onaylayarak Türkiye’ye 9’u hemen olmak üzere 2004 yılına kadar, 16 milyar dolarlık yardım yapmayı kabul etti. Verilen dokuz milyarın altı milyar doları yine IMF’ye olan borcun ödenmesinde kullanılacak... Türkiye’nin 117 milyarı dış, 65 milyarı iç olmak üzere, 180 milyar dolar civarında mükellefiyeti var, asıl borç bir yana, ‘borç faizi’nin çevrilmesinde müşkülat yaşanıyor ama, Türk siyasetinde hamaset de borç faizi gibi hiç eksilmiyor! Şimdilerde, Bööyyük Türkiye yerine, “Dünya Devleti”, “Bölgesel Güç” vs. lafları daha çok revaçta. Ama, lafla peynir gemisi yürümüyor. Sultandağı depreminde, (şükürler olsun ki çok büyük değil) Ankara’ya üç-dört saat mesafedeki Bolvadin ve civarına ancak 17 saat sonra ihtiyaç olan çadırların bir kısmı ulaştırılabildi. Depremden 43 saat sonra hâlâ daha Yeniçiftlik Beldesine hiçbir yardım ulaşmamıştı! Başbakan’ın olay yerine bu defa erken gitmesine sevinelim ama, eksi 7-8 derecede dişleri birbirine vuran vatandaşın yarasına ne kadar merhem olabiliyoruz? Acaba Kızılay’da kongreler için verilen mücadelenin bir benzeri hiç olmazsa bu defa Bolvadin’de verilseydi, vatandaşımız kış günü heder olur muydu? Geçmişte ve bugün her felakete maruz kalındığında o klişeleşmiş laftan başka bir şey duymuyoruz; “Devletimiz büyüktür, yaralarınız sarılacaktır...” Devletimiz büyük olmasına büyük ama, bu büyüklük 99 yılındaki Gölcük Depremi sonrası gönderilen yardımların hâlâ daha Yalova’daki depolarda çürümesini, tarumar edilmesini önleyememişse, bu durumu da lütfen sorgulayalım. Daha iskanı bile alınmamış inşaatlar 6 şiddetindeki bir sarsıntıda kâğıt gibi yırtılıyorsa, tek katlı atölye ve fabrika binaları yerle bir oluyorsa, bu işte bir yanlışlık olduğunu kabul etmeyecek miyiz, bu yanlış zihniyeti, günü kurtarma politikalarını değiştirmeyecek miyiz? Sizce bu halimizle başkalarına “örnek” veya “model” olabilir miyiz? Efendim?!..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT