BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Gerçek sarışın...”

“Gerçek sarışın...”

Dünyanın en tatlı sarışınının “adresi” kişiden kişiye değişmekte haliyle. Örnek mi?.. Bir zamanlar, bizim mahalledeki abilerin çoğuna göre M.M. idi bu sorunun cevabı... M. ve M. harfleri yanlış anlaşılmasın; Muammer’in ortasında da iki tane m ve “m” var, ama bir zamanlar basının ve sinemanın gözbebeği olmuş olan M.M. bambaşka...



Dünyanın en tatlı sarışınının “adresi” kişiden kişiye değişmekte haliyle. Örnek mi?.. Bir zamanlar, bizim mahalledeki abilerin çoğuna göre M.M. idi bu sorunun cevabı... M. ve M. harfleri yanlış anlaşılmasın; Muammer’in ortasında da iki tane m ve “m” var, ama bir zamanlar basının ve sinemanın gözbebeği olmuş olan M.M. bambaşka... ..... Yine de kafaya takmamak nâmümkün. Düşünmemek elde mi?.. Hüner “m”de ise, haksızlık bu; çünkü Marilyn Monroe’de 2 tane olan “M”den Muammer’de 3 tane var!.. Peki bizi şunun şurasında dört-beş kişi tanıyor da, niye onun resimleri milyarlarca insanın odalarında yapışık; üstelik öbür dünyaya çoktaan yuvarlandığı halde?.. Haa, galiba anladım; çünkü o, bir sarışın!.. Bu saatten sonra sarıya boyayacak halimiz yok bütün kıllarımızı... Veya şöyle demek daha “yürek yakıcı” olur; Bizler zaten sarıyız; limon sarısı... Yok yok, “sarıkanarya” sarısı... “Ciyyyk!..” § Saptırmayalım; dünyanın en tatlı sarışınıydı konumuz... Evet, işte şurda, önümde... Üstündeki sehpayı da kenara çektiğim halının ortasına uzanmış, yatıyor... Ve parlıyor sanki... Ben onun bal rengi gözlerine, hani o, zaman zaman araladığı ışıltılı gözlerine bayılıyorum... Ve de, tertemizliğine... Bilmiyorum ama, sık sık düşünüyorum; eğer Mırcan bu kadar tatlı olmasaydı... Mırcan, eğer sarışınların en tatlısı olmasaydı, bütün gün böyle kendi kendini yalayıp durur muydu bir kocaman limonlu dondurma gibi?.. § “Limon” dedik ya, gene sararmaya başladı yazı, ve bu kelime bizi yukardaki şu “ciyyk” sesinin olduğu yere attı!.. Bugünlerde, yani hatırlayabildiğimiz son zamanlar içinde kim ne dese alınır olduk; fenerli bahçenin birer titrek mumu olarak. Nedense!.. Ama artık Pazartesi sabahları yanımdan şöyle kasılarak geçenleri gördükçe çok da gocunmayacağım artık; yenilirken bir de “ezilmek” olduğu için... Biz, bir zamanların milli takımı gibi; “yenilsek bile” ezilmeyebiliyoruz ya... Çünkü malum, bizim elimizden her türlü sonuç gelebiliyor!.. Yenilmeyi koy bir tarafa, yenilirken ezilmemeyi de koy bir başka tarafa; “yendiği zaman bile” ezilip perişan olmak dahi imkansız değil bizim için... Bu çeşitliliği başka kaç takım gösterebilir ki şu yeryüzünün yüzünde... Hıı?.. -Yenildik ama ezilmedik!.. -Yahu, siz bu hafta galip gelmiştiniz... -Öyle miii?.. Olsun. O zaman da; “yendik” ama ezilmedik!.. § Sarı rengi kaldırsak (neredeyse, bir anlamda) tarihten silinecek liglerde peşinden koşulan topu deliler gibi seyretmek... Sadece bakmak... Üstüne üstlük bir ay çalışarak kazandığı asgari ücretinin yarısını verip aval aval bakmak saçma değil mi?.. Sonra; yeşil veya mor, resimli veya resimsiz banknot, çek, hisse senedi vesaire bir tarafa, paranın aslı olan çil çil “gerçek sarışın” için bile olsa, uğruna hayat vermek saçma değil mi?.. Ve saçma değil mi; en sonunda, taştan heykellere kalması çuval çuval altınların?.. ..... Deli gibi merak ettim şimdi; Bir kova boya alıp gitsem, ve “düşünen adam”ı sarıya boyasam, acaba tekrar “dışarı” bırakırlar mı beni?..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT