BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Çocuklarla birlikte bir müddet gittiler. Artık ana caddeden ayrılmış, ara sokaklara gelmeye başlamışlardı. Orhan’ın tarif ettiği yerden sağa sola döne döne ilerlerken kendi kendine yorum yapmaya başladı Murat...



Murat, gerek hanımının karşı geldiği, gerekse Haluk beyin ısrarla dikkat dediği bu görüşmeye gidecekti ama gerçekten tedirgin olmuştu. Odadan dışarı çıktı. Kendisini hazırol vaziyette bekleyen çocuklarla birlikte aşağıya indi. Arabaya bindiler. Orhan arabanın ön tarafına, hemen Murat’ın yanıbaşına oturmuştu. -Haydi bakalım adresi tarif et, dedi Murat. Birlikte bir müddet gittiler. Artık ana caddeden ayrılmış, ara sokaklara gelmeye başlamışlardı. Orhan’ın tarif ettiği yerden sağa sola döne döne ilerlerken kendi kendine yorum yapmaya başladı Murat: -Sendeki de ne akıl be? Hiç tanımadığın bu iki çocuğun peşine düştün. Belki de seni bekleyen bir tuzağa kendi ayağınla kuzu kuzu gidiyorsun. Merhamet denilen duygu bir insanı bu kadar düşüncesiz, şuursuz, basiretsiz yapar mı? Hayret birşey. Kendi kendine yaptığı telkinden öyle bir etkilenmişti ki, gerek hanımı gerek Haluk beyin etkisi hiç kalırdı. Birden döndü Orhan’a, itham edercesine sordu: -Çocuklar beni böyle gerçekten annenizin yanına götürdüğünüzden emin misiniz? Nereye gidiyoruz? -Annemlerin evine gidiyoruz efendim. -Yani ne bileyim size inandım çıktım yola ama, doğrusu hata mı ettim, doğru mu ediyorum bilmiyorum. Orhan isimli çocuk, çok tuhaf olmuştu. Kendinden hiç beklenmedik bir vakurlukla cevap verdi avukata: -Efendim, eğer içiniz rahat değilse, bizi hemen burada indirip, geri dönebilirsiniz. Hiç beklemediği bir cevaptı bu. -Yok canım yani, öylesine sordum. Zaten yolumuz da az kalmış olmalı. -Evet yakınlaştık. Ama size sıkıntı verdiğimiz için üzgünüz. -Önemli değil. Bu konuşmanın üzerinden üç dakika daha geçmişti ki, Orhan adrese geldiklerini belirtti. Sağda durdular. Arabanın kapıları açıldı. Orhan, “Siz birkaç dakika bekleyin ben annemi çağırayım” diyerek bir apartmandan içeri daldı. Kardeşi Menekşe de ağabeyinin ardından koşarak apartmana girdi. Murat tek başına yol kenarında öylece kalakalmıştı.  Kemal beyi taşıyan taksi şoförü, aracındaki müşteriyi bir an önce terminale yetiştirmek için, hiç umulmadık yerlerden umulmadık sokaklara dalıyor, bilinmeyen bir yerlerden bilinmeyen caddelere çıkı çıkıveriyordu. Ardından gelmekte olan araç, bir iki sokağa aynı şekilde dalmış ama çok kısa zamanda taksiyi gözden kaybetmişti. Aracın içindekiler, “Yaman adammış, bizi ekmeyi başardılar” diyor ama yemlerini ellerinden kaçırdıkları için de kahroluyorlardı. Çete reisi en sonunda dayanamayıp bağırdı şoföre: -Çek sağa beceriksiz herif çek sağa. Bir taksiyi takip edemedin. Şoförün yanıbaşındaki eleman hatayı telafi etmek istercesine konuştu: -Hiç mühim değil. İstanbul bir avuç bizim için. Nasıl olsa taksinin plakasını aldık. -Yok bir de plakayı almayaydınız! -Aldık tabii abicim. Bizden kaçar mı? -Yakalarız adamı. Bülbül gibi konuşur bize. -Yürüyün haydi. Rasim beye hesap vermeye. Allah vere de, ters bir zamanına gelmeseydik. Ara yollardan bu kez normal bir şekilde ana yola çıkan araç, doğruca Rasim beyin bürosuna yöneldi. Çok geçmeden çete başı yukarı çıktı. Destur aldı ve içeri girdi: -Söyle? -Abicim, Kemal’in izini bulduk. -Bana izi değil, kendisi lazımdı geri zekalı kendisi. -Efendim, bindiği aracı takip ettik. Aracın plakasını aldık. Yarın adamı bulur, nereye gittiğini ne yaptığını bülbül gibi söyletiriz. Çete başı korkusundan, Kemal’i elimizden kaçırdık diyememişti. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT