BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Kuyruğa girip ilerlemeye başladı. Hemen önündeki yaşlı adam elinde bir miktar kağıt para parmağını ıslayıp ıslayıp yeniden sayıyordu... Gişeye geldiğinde birden çok bilet istedi. Memur parayı sorduğunda da ezilip bükülerek ricada bulundu...



Kemal bey, taksicinin gayretine hem acı acı gülümsüyor hem de düştüğü perişan hale kahrediyordu. Taksiciyse taşıdığı yolcunun ruh halinden habersiz, onu terminale yetiştirme gayretindeydi. Bir ara başını çevirip arkasına baktı Kemal. Ne gelen vardı ne giden. Taksi de zaten ana yoldan terminale doğru sapmıştı bile. Rastgele bir peron numarası vererek onun önünde durdurdu şoförü: -Sağol ahbap, tam zamanında attın doğrusu. -Biz işimizi beceremezsek aç kalırız abi. Neylersin bu meslek böyle? Taksimetrede yazan miktarı çıkartıp ödedi. Taksiyi gönderdikten sonra düşündü. “Vay be Kemal. Cebindeki parayı eski Kemal gibi harcarsan birkaç gün sonra dilenci olur sürünürsün sokaklarda. Aman aslanım, ilk günlerini hatırla ilk günlerini.” Koskoca terminale baktı anlamsızca. Nice telaşlı insanlara rağmen nice aylak aylak dolaşanlar vardı peronların önlerinde. Simsarlar bağırıyor, araçlar kornalarını çalıyor, kimsenin kimseden haberi olmayan bir dünyada bir o yana bir bu yana bir sel gibi akıyordu otogar. -Hemen Ankara abi hemen Ankara... -Yok sağolun. Yürüdü tramvaya doğru. Karnının acıktığını hissetti bir an. Ama eski Kemal bey değildi. Cebindeki parayı çok idareli harcamalıydı. Diyordu ki kendi kendine: “Berrin, bakalım ne zaman anlayacak beni. Bakalım ne zaman arayacak Sedef’i. Bakalım bankadan para çekmeye gittiğinde nasıl şaşıracak. O zaman bu derece kıskançlığının yersizliğini anlayacak. Ama ne zamana kadar. O zaman gelene kadar dayanacaksın Kemal bey.” Tramvaya indiğinde bir tuhaf oldu. Bu nasıl alt üst bir hayattı. Ne zamandan beri unutmuştu insanların arasına karışmayı. Yüzlerce insan birbirine nefes nefese yaklaşmış olduğu halde hiçbirisi bir diğeriyle bir kelime konuşmuyor ama omuz omuza dikeldikleri halde, inanılmaz bir sabırla birbirlerine laf söylemiyorlardı. -Nasıl biniliyor bu tramvaya? -Nasıl? -Tramvaya diyorum, nasıl biniliyor? -Basbayağı biniliyor hemşerim. -Yani kusura bakmayın, ilk defa bineceğim de? Adam Kemal beye şöyle tepeden tırnağa baktıktan sonra, kendisiyle dalga geçip geçmediğini anlamak istercesine dudak büktü. Ardından cevap verdi: -Tey işte ordan bilet alacaksın. Şu insanlar gibi gişelerde bileti içeri sokacaksın. Turnikeden geçip tramvayın gelmesini bekleyeceksin. -Teşekkür ederim. “Nasıl bir ülkedeyim ben? Nasıl insanlardan uzak yaşamışız. Bu ne acı hal böyle?” Bu duygularla bilet gişesine yaklaştı. Kuyruğa girip ilerlemeye başladı. Hemen önündeki yaşlı adam elinde bir miktar kağıt para parmağını ıslayıp ıslayıp yeniden sayıyordu. Gişeye geldiğinde birden çok bilet istedi. Memur parayı sorduğunda da ezilip bükülerek ricada bulundu: -Yüzbin liram çıkışmıyor memur bey. Memur başını iki yana salladı: -Yüzbinlira daha vermen lazım. -İnanın son param. Eve gideceğiz. Yetişmedi... -Yahu amca uğraştırma adamı. Yoksa paran bul, sıradan çekil haydi. Bir bilet noksan veriyorum. Kemal bey, dudaklarını ısırıyordu. Bir tarafta cebindeki son kuruşa kadar harcayıp ancak eve gidecek yol parası tedarik etmekte zorlanan halk, diğer tarafta yüz bin liraya dahi göz yumamayacak kadar katı bir memur. Ne yapacağını, kime nasıl sesleneceğini bilemiyordu. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT