BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İlme âlime hürmet gerekir

İlme âlime hürmet gerekir

İlme âlime önem vermek, hürmet etmek gerekir. Aksi takdirde bunlar devam etmez. Hazret-i Şa’bî anlatır: “Bir gün binmesi için, Zeyd bin Sâbit’e katırını yaklaştırdım. O sırada Abdüllah bin Abbâs gelerek üzengiyi tutmak istedi. Bunu gören Zeyd, “Ey Resûlullahın amcazâdesi, üzengiyi bırak!” dedi. İbni Abbâs, “Biz âlimlere bu şekilde muamele ile emrolunduk” dedi. Bunun üzerine Zeyd, İbni Abbâs’ın elini öpüp “Biz de, Resûlullahın Ehl-i beytine hürmet etmekle emrolunduk” diye mukabelede bulundu.”



İlme âlime önem vermek, hürmet etmek gerekir. Aksi takdirde bunlar devam etmez. Hazret-i Şa’bî anlatır: “Bir gün binmesi için, Zeyd bin Sâbit’e katırını yaklaştırdım. O sırada Abdüllah bin Abbâs gelerek üzengiyi tutmak istedi. Bunu gören Zeyd, “Ey Resûlullahın amcazâdesi, üzengiyi bırak!” dedi. İbni Abbâs, “Biz âlimlere bu şekilde muamele ile emrolunduk” dedi. Bunun üzerine Zeyd, İbni Abbâs’ın elini öpüp “Biz de, Resûlullahın Ehl-i beytine hürmet etmekle emrolunduk” diye mukabelede bulundu.” Hazret-i Ali’nin “Bana ilimden bir harf öğretenin kölesiyim” buyurması, âlime hürmetin ehemmiyetini göstermektedir. Bir harften maksat, ilimden bir mes’eledir. İmâm-ı Şâfiî hazretleri, bir çobanı görünce ayağa kalkmış. Yanındakiler, “Bu çobana hürmetinizin sebebi nedir?” diye suâl etmişler. O da, “Bu zât bana kitaplarda bulamadığım ilimden bir mes’eleyi öğrettiği için, yâni benim hocam olduğu için hürmet ediyorum” buyurmuştur. Hakîkatı bulmamıza sebep olanlara, bize çok lüzûmlu ilimleri öğretenlere gösterilecek hürmetin ehemmiyetini idrak etmek lâzımdır. İmâm-ı a’zâm Ebû Hanîfe hazretleri, hocasının evi tarafına ayağını uzatmazdı. Halbuki, aralarında yedi sokak uzaklık vardı. Şimdi ne böyle alim kaldı ne böyle talebe. Alim olmak kolay değildir. Çünkü, din âlimi olmak için, zamanının edebiyat ve fen üzerinde, fen ve edebiyat fakültelerinden diploma almış olanlar kadar bilgi sahibi olmak, Kur’an-ı kerimi ve mânalarını ezberden bilmek, binlerle hadis-i şerifi ve mânalarını ezber bilmek, islâmın yirmi ana ilminde mütehassıs olmak ve bunların kolları olan seksen ilmi iyi bilmek, dört mezhebin inceliklerine vâkıf olmak, bu ilimlerde ictihâd derecesine yükselmek, tasavvufun en yüksek derecesinde olmak lâzımdır. Böyle bir âlim şimdi nerede? Şimdi, din adamı tanınanlar, acaba bu büyüklerin kitaplarını okuyabilir ve anlıyabilir mi? Şimdi böyle bir âlim meydana çıksa idi, kimse dîne saldıramaz, hayâsızca iftirâlar savuran kahramânlar(!) kaçacak yer arardı. Eskiden medreselerde, câmilerde, zamanın fen bilgileri de okutulurdu. İslâm âlimleri fen bilgilerini öğrenmiş olarak yetişirdi. Sultan Abdülmecîd zamanında, mason Reşîd Paşa’nın, İngiliz sefîri ile berâber hazırladığı 1839’da ilân ettiği Tanzîmât Kanûnu, fen derslerinin medreselerde okutulmasını yasakladı. Böylece, din adamlarının câhil olmalarına ilk adım atıldı.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT