BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mâverâdaki Ahmet Kabaklı

Mâverâdaki Ahmet Kabaklı

Bir önceki sene bugün toprağa emanet ettiğimiz merhum Ahmet Kabaklı, 17 Mayıs 2000 tarihinde Türkye gazetesindedeki ‘Gün Işığında’ isimli köşesinde şöyle yazıyordu. Bugün bir kere daha okumak, umulur ki fatihalara vesile olacaktır. Makalenin başlığı “Benim Dünyam Nasıldır?” O, bu sütundaki okuyucularına bu dünyadayken yazdıklarıyla fakat sanki mâveradan/ötelerden bir kere daha hitap etsin....



Bir önceki sene bugün toprağa emanet ettiğimiz merhum Ahmet Kabaklı, 17 Mayıs 2000 tarihinde Türkye gazetesindedeki ‘Gün Işığında’ isimli köşesinde şöyle yazıyordu. Bugün bir kere daha okumak, umulur ki fatihalara vesile olacaktır. Makalenin başlığı “Benim Dünyam Nasıldır?” O, bu sütundaki okuyucularına bu dünyadayken yazdıklarıyla fakat sanki mâveradan/ötelerden bir kere daha hitap etsin.... “Yahya Kemali’in koyduğu isimle, Kendi Gök Kubbemiz’in altında benim dünyam, İslamın aydınlığı içinde, gönül ülkümüzün güneşi altındadır. Tarihimizin altın altın güzelliği serpilmiş vatanımız eşsizdir. Başka analar içinde anamız, nasıl en güzelse, anamızın güzelliği nasıl zenginlik ve estetik ölçülerine vurulmazsa başka vatanlar içinde bizim vatanımız en güzeldir. Onu sevmek, onarmak, iş yeri, fabrikalar ve çiçeklerle donatmak görevimiz var, fakat sevmemek, beğenmemek hakkımız olamaz... İdeolojiden yana bir cehdimiz yok ama idealden yanayız. Çünkü ideolojiler ve doktrinler, kasıtla geçici, aldatıcı kalıplardır. İdealler ise gerçeği en güzel iletmektir. İdealde bir yere, oradan çıkış yoktur. Vardığımız her ufuk noktasında yeni bir ufuk başlar. Güzelin güzeli, iyinin iyisi vardır. İdeoloji kurnazlık, ideal ise ahlaktır. İdeolog, emir alır, idealist, hür iradesini gerçeklere koşturur. Onun için ne köhne kapitalist açmıştır içimizi ne de demode sosyalizme bel bağlamışız. Ne bir partinin esiri olmuşuz ne bir adama kul...kulluğu ve esareti, hele bunların ‘gönüllü’ mensuplarını çocukluğumuzdan beri nefretle seyretmişiz. Çünkü yüce Allah’ın güzelliğinden gökkuşağı gibi Mekke’ye düşürdüğü büyük kılavuzun sesi gönlümüze işleyen şu buyruktur. (sakın kula kul olayım deme, çünkü Allah seni sahiden o kula muhtaç kılabilir...) Ve Rabbin bağışlamasına sığınmışız. (bağışlayıcı ol, yoksa Allah da seni bağışlamayabilir). ...... Milletin çocuğuyuz biz, geleceğin öz mayamızla imarını iş edinenleriz. Halkımızın gönlünce medeniyet gemimizi elalemin dümen sularından kurtarıp milli iradenin denizlerinde yüzdüreceğiz...” Bu satırlara Ahmet Kabaklı merhumun vasiyeti olarak bakmak da mümkün. Şüphesiz ki O’nun bir ailesine vasiyeti vardı. Bir de milletine, gelecek nesillere. Bu yazı onlara vasiyettir. Şeyh’ul Muharrirîn’in aramızdan ayrılması fevkalade büyük bir kayıptır. Ne yaparsınız ki ölüm hak. O, şimdi ebedi hayatta. Harput yamaçlarında başlayan bir ömür, Eyüp Sultan semtinin yamaçlarında noktalandı. Eserleriyse var olmaya devam edecek. Eser bırakanlara ne mutlu. Kabaklı Hoca şimdi inşallah Mâverâ-ün-nehr ulularıyla birliktir.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT