BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Canavarlar

Canavarlar

Her şeyi bir film gibi sandılar. Kafalarındaki senaryo yirmi milyarı almaktı. Planları çok basitti. Ama gerçeğin hiç de öyle olmadığını fark ettiler. Kendilerini kurtarmak için, üç yaşındaki bir çocuğa kıydılar. Yine kurtulamadılar. İşledikleri cinayetle bir de katil olmuşlardı...



Telaşlandılar İzmİr Karşıyaka’da büfe işleten Osman Koçak ve Mustafa Erdoğan, komşuları olan Kalkan ailesinin, 3 yaşındaki kızı Melek’i 4 gün önce evinin önünden kaçırıp 20 milyar lira fidye istediler. Gazetelerde Melek’in kaçırıldığına dair haberler yayınlanınca, telaşlanıp kızı serbest bırakmaya karar verdiler. ’Bizi tanıyor’ Melek’i evinin önüne bırakıp kaçarken, “Bizi tanıyor, ele verebilir” diyerek geri döndüler ve kızı, tekrar kaçırdılar. İki cani, eve getirdikleri zavallı kızı, önce telle boğup öldürdü, daha sonra naylon bir poşete sokup bahçeye gömdü. Cinayeti anlatan canilerin soğukkanlılığı polisleri bile dehşete düşürdü. Üç yaşındaydı Melek... İzmir’in Karşıyaka ilçesinde oturuyorlardı. O gün annesiyle dışarıya çıkacaklardı. Kuşlar gibi uçuyordu sevincinden kızcağız. Çünkü annesi ona kimbilir az sonra neler alacaktı neler. Sabırsızdı sokağa çıkmak için. Annesi ardından seslense de aldırmadı: -Kızım dur bekle beni. -Ben kapının önünde bekliyorum anne. Melek, kendini bekleyen tehlikeden habersiz, üçüncü kattaki evlerinin merdivenlerden pıtır pıtır inerek sokağa çıktı. Aa baktı ki oracıkta minik kedi yavruları var. Ne kadar da güzeldi kedicikler. Onlarla oynamaya başladı. Sevinç içinde sağına soluna bakınırken kendisine yaklaşan iki genç adamı gördü. Bu amcaları tanıyordu. Bunlar büfe işletmeciliği yapıyordu. Kaç kez onlardan çikolata gofret almıştı. Hiç korkmadı. Ama niyetlerini bilmiyordu ki. ‘Hadi öyleyse’ Oysa, yirmiüç yaşındaki Osman Koçak ile, otuz yaşındaki Mustafa Erdoğan’ın niyetleri hiç de iyi değildi. Minik Melek’i kapının önünde tek başına gördüklerinde girmişti şeytan damarlarına. Bir anda vermişlerdi kararlarını: -İşte yirmi milyara ulaşabilmenin en kolay yolu. -Yapabilir miyiz? -Yaparız? Kim nerden bilecek? -Kaçırırız kızı. Sonra da ailesini arar, yirmi milyarı ödersiniz, kızınızı alırsınız deriz. -Haydi öyleyse. Peki, gözünü para hırsı bürümüş, bu iki merhamet fukarası koca koca adam, bu minik kızı kaçırdıklarında ailesinden yirmi milyar fidye alacağını nerden biliyordu? Ah şu dilin kemiği yoktu ki? Ah ne demişti atalarımız: “Sırrını söyleme dostuna, dostunun da dostu vardır söyler dostuna.” Keşke söylemez olaydı Bir kaç gün önceydi. Minik Melek’in babası Mehmet Kalkan, komşuları olan büfe sahibi bu iki vicdansızla sohbet ederken, laf lafı açmıştı ve kendisinin yirmi milyar lirası olduğundan da söz etmişti. Hoş, onlara borcu yoktu. O para kendisinindi. Evet belki o parayı bir yere ödeyecekti? Belki bankada duracaktı ama şu an için yirmi milyar lirası vardı. Ah keşke söylemez olaydı? Nerden bilebilirdi bu para için bu iki merhametsiz yüreğin gözünü hırs bürüyeceğini... İşte o gün ağzından kaçırdığı bu sır dolayısıyla, şimdi bu iki adam kendisinin parasına düşman olmuş ve bu parayı elde edebilmek için, üç yaşındaki minik kızlarını kaçırmaya niyetlenmişti. Melek, bu iki merhametsiz adam tarafından, bir kuş gibi uzaklaştırıldı. Kaçırılmanın ne olduğunu bile bilmeden kaçırılıyordu. Ağlaması, yalvarması nafileydi artık. Çünkü onun sayesinde ailesinden yirmi milyar isteyeceklerdi. Melek’in annesi az sonra aşağı indiğinde kızını bulamadı. Sağa sola baktı yoktu. Koşmaya başladı. Bir apartmana çıkıyor, bir sokağa iniyor, “Melek yavrum nerdesin!” diye dört dönüyordu. Ama Melek bir anda yok olmuştu. Olayı polise haber vermeden önce çok aradılar. Ama minik Melek bulunamıyordu. Bir müddet sonra yüreklerini ağzına getiren telefon geldi. ‘Çocuk bizi tanıyor’ Melek’i kaçıran kişiler, telefonda fidye istiyordu. Yirmi milyar fidyeyi verirlerse çocuklarına kavuşacaklardı. Bu telefondan sonra polis devreye girdi. İzmir Emniyet Müdürü Halil Tataş’ın talimatıyla Asayiş Şube Müdürlüğü Ağır Suçlar Büro Amirliği bünyesinde görevlendirilen 13 kişilik özel ekip, küçük Melek’in izine ulaşabilmek için soruşturmaya başladı. İşinin uzmanıydı polisler. Hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davransalar da, büfe işleten Osman Koçak ve Mustafa Erdoğan’dan şüphelendiler ve onları gözaltına aldılar. Yapılan sorgulamada olayın korkunç boyutu ortaya çıkacaktı. Anlattı iki merhamet fukarası: “-Melek’i yalnız görünce aklımıza geldi. Bu kızı kaçırırsak, babasının bize sözünü ettiği yirmi milyarı fidye olarak alabiliriz dedik. Ancak iki gün sonra bu olay gazetelerde yayınlanınca korktuk. Yanlış bir işe giriştiğimizi anlayıp vazgeçelim dedik. Melek’i sakladığımız yerden alıp getirdik, evlerinin önüne bıraktık.” İki caninin anlattıkları ah keşke bununla kalsaydı. Ama onlar yaptıklarını anlatmaya devam etti: “-Fakat çocuk bizi tanıyordu. Babasına söylerse bizi gelip bulurlar diye endişelendik. Hemen ani bir kararla kızı tekrar kaçırdık. Bekar olan Osman Koçak’ın Gümüşpala Semti 7227 sokaktaki evinin bahçesine götürdük. Orada Melek’i kablo ile boğarak öldürdük. Sonra bir çöp torbasına koyarak bahçeye gömdük.” Caniler her şeyi anlatmış, Minik Melek’in izine ulaşılmıştı ama artık çok geçti. Katil zanlıları çok sıkı güvenlik tedbirleri altında yer göstermeye götürüldü. Yapılan kazıda üç yaşındaki masum yavrunun cansız bedenine ulaşılmıştı. Ceset üzerinde yapılan incelemede tecavüze uğramadığı anlaşıldı gerçi. Ama boğularak öldürüldüğü doğruydu. Para hırsı buydu Acı haber Mehmet Kalkan ailesine ulaştığında küçük kıyamet koptu. Aile fertleri sinir krizleri geçiriyordu. Çaresizlik ne korkunç şeydi böyle? Bir cana kıymak bu kadar kolay mıydı? Bu kadar mı vicdansızlaşıyordu insanlar? Emniyet yetkilileri sanıkları işlemlerinin ardından Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığına sevk edecekti. Ama hiçbir şey bir daha Melek’i geri getirmeyecekti. Para hırsı buydu işte? Durduk yerde katil olmuşlardı? Ne paraya kavuşmuşlar, ne de rahata ermişlerdi? Çıktıkları yanlış yolda bir masum yavrunun katili olmuşlar, geleceklerini mahvetmişlerdi? Peki hiçbir suçu ve günahı olmayan, ne paradan ne hırstan ne fidyeden haberi olan üç yaşındaki yavrucağın ne günahı vardı? Bir çocuğa para için nasıl kıyılabilirdi? Kalpler bu kadar mı taşlaşmış, gönüller bu kadar mı merhametsizleşmişti? İnsan en yakın komşusuyla dahi bir çift laf edemeyecek miydi? Komşunun malına canına düşman olmak bu kadar mı ucuzdu.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT