BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İstanbul ruhu

İstanbul ruhu

İleride 12-13 Şubat tarihlerine haylice atıflar yapılacağını tahmin etmekteyiz. Medeniyetler Ahenginin mensupları, doğulu ve batılı konuşmacılar, söz birliği etmişçesine ‘İstanbul Ruhu’ndan söz ettiler.



İleride 12-13 Şubat tarihlerine haylice atıflar yapılacağını tahmin etmekteyiz. Medeniyetler Ahenginin mensupları, doğulu ve batılı konuşmacılar, söz birliği etmişçesine ‘İstanbul Ruhu’ndan söz ettiler. O ruh kendiliğinden oluşmuştu. Misafirlerimize düşen bunu görebilmekti. Yabancı delegasyonun hemen hepsini dinledik. Tamamı söze teşekkürle başladı. Zamanlama ve İstanbul’un seçilmesindeki isabet müşterek kanaatti. Herkeste bir içini boşaltma arzusu sezdik. Batılı kültür, kendini sanki mağdur hissetmişti, doğulu kültür de mahcup. Birileri bir gün ortaya çıkıp İslamiyet adına bir yerlere saldırmış ve binlerce sivilin ölümüne sebep olmuşlardı. Mağdurluk ve mahcupluk O saldırıdan sonra İlk zamanlardaki karşılıklı suçlamalar böylesi bir diyalogla ortak çözüm arayışına dönmüştü. Toplantıda bunu görüyorduk. Herhalde dikkatli gözlemciler kaçırmamışlardır. Müslüman temsilciler anlaşmışlar gibi neredeyse aynı dili konuşuyorlardı. Dediklerini birkaç noktada toplamak mümkün. İslamla terör bir araya gelemez. İslam âlemi bir kültürler mozayiğidir. Bu unsurlar, yüzyıllarca barış içinde bir arada yaşamışlardır. Aynı zamanda kültür taşıyıcılığındaki rolü itibariyle İpek Yolu, tekrar hayata geçmelidir. Bunu Azerbaycan da Kırgızistan da dile getirdi. İslam ülkelerinin haklı vurgularından biri de medeniyetlerin kesişme noktasında bulundukları vakıasıydı. Türkiye zaten öyle. Türkiye’nin tabii parçaları olan KKTC ve Azerbaycan da aynı doğruları seslendirdiler. Arap ülkeleri, Ortadoğunun kanayan yarasını gözler önüne sererek sık sık Filistin’i hatırlattıkları gibi Filistin delegesinin ‘vatanım işgal altında’ sözü de iç burkucuydu. 71 ülkenin iştirakiyle Birleşmiş Milletler’in neredeyse yarısı İstanbul’da buluştu. Çırağan Sarayı’nın aynı zamanda bizim ilk meclisimiz olduğunu hatırlatalım. Yöneten devlet olmak Türk milletinin, tarihten gelen şuuraltı arzusudur. Onun için toplantı moral sebebi olduğu gibi iç manzara da göz okşayıcıydı. Başkanlık kürsüsünün arkasında her iki tarafta üç bayrak bulunuyordu. Ortada Türk bayrağı, bir tarafında AB diğer tarafında İKO Bayrağı. Belki de bu haleti ruhiyeden dolayı Cumhurbaşkanı Sezer, konferansı Türkçe konuşmayla açtı. İsabet de etti. Diger Türk hatipler de öyle yapmalıydılar. Nasılsa ânında tercüme olmakta. Bu gibi zirveleri Türkçe’nin önünü açmak için de vesile bilmeliyiz. Diğer taraftan Ecevit’in öğle yemeğindeki kısa konuşması da ilginçti. Başbakan, yumuşak sayılamayacak cümlelerle söze başladı. Belki de sertlik tarihi doğruluktan geliyordu. Batılı düşünce adamlarına ait ırkçı iddiaların altını çizdi. Onlara göre medeniyetlerin buluşması imkânsızdı. Başbakan, bunun müstemlekeci anlayışın, asırlarca doğuyu sömüren batılı zihniyetin çarpık bakışı olduğunu dile getirdi. Medeniyetlerin İstanbul buluşması, o iddialara fiili bir cevap mahiyetinde oluyordu. Tarihi toplantının fikrî ve zihnî panelistleri Hasan bin Tallal, Bernard Lewis, Edvard Said ve Hassan Hanefi Hassanien gibi isimler. Sayın Hassanien’le aynı masadaydık. Amerika’nın Irak’a müdahale yapması durumunda Türkiye’nin tavır koyup koymayacağını sordu. Masadakilerden, ümidsiz karşılık alınca Mısırlı düşünürün sözü işte o bahsettiğimiz şuurlatı arzunun bir başka misyonuna delalet etmekteydi. Aynen şunu dedi: “Ama Türkiye, en büyük İslam ülkesi!”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT