BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Olur ya bir gün sorarsan beni Dalımdan ayrılan yaprak gibiyim Olur ya bir gün anarsan beni Çöllerde kavrulan toprak gibiyim



Beni sorarsan Olur ya bir gün sorarsan beni Dalımdan ayrılan yaprak gibiyim Olur ya bir gün anarsan beni Çöllerde kavrulan toprak gibiyim Bir bahar gününde gül bahçesinde Aradım rengini kırmızı gülde Yoktu hiç bir çiçek senin renginde Beyhude ağlayan bülbül gibiyim Rüzgarla savruldum seni bulmaya Diyar diyar gezdim sende kalmaya Bastığın yerdeki toprak olmaya Yollarda serilen bir toz gibiyim Sen nadide çiçek yoktur emsalin Gökteki güneştir senin timsalin Senden ayrılalı mecnundur halim Ölmeden ölümü yaşar gibiyim Bir serap misali her yerde sensin Ne gülsün, ne lale, başka güzelsin Her nerede olsan sen benimlesin Sevgilim öyle ki ben sen gibiyim. Olur ya bir gün sorarsan beni Nakış nakış örmekteyim ben seni Olur ya bir gün anarsan beni Aşkınla ben sana esir gibiyim > Müslüm CanlI Yağmurdan sonra Açtım pencereleri, güneş girsin her yere, Sokaklar ırmak oldu, evlerin içi dere... Delirdi bir şey oldu bilmem neden göklere, Tonlarca yağmur sonra iniverdi yerlere... Bulutlar avaz avaz çaktı şimşeklerini, Bir kara bulut aldı aydınlığın yerini. Çok şükür güneşimiz yaktı nur gözlerini, Uçurup götürecek tabiatın terini. Rabbimin işleridir, hiç kimse karışamaz, Sonra Rabbim bizlerle asla hiç barışamaz. İsterse yağdırır çok, isterse az, Belki bu da bir nimet, ondan sual sorulmaz.. > Hüseyin Hilmi LEVENT Düşündün mü ? Hep korku salıyor yıldırım, şimşek, Görünür hakikat, açıktır gerçek! İnce, ince yağmur, gezer bulutlar; Neden düşündürür beni kutuplar? Raks eder küre, arz eder suyun kölesi! Düşün, akıl, zeka ilmin çeşmesi! Et ve de kemikler, insan nesnesi; Coşkun akıyor su, derya çeşmesi! Her şeyi yaratmış o yüce Mevlam; İnsan gezer, tozar ve olur hayran! İşte yalan dünya, insan bir kervan; Ömür kısa amma, sürerler devran. Dünya, malı hülya, geçici yalan; Hadi durma gönül, sen de oyalan! Dünyada arama, bir gönül tahtı! İnsana nasılsa, hükmeder bahtı!.. Renkli, tatlı, hayal, rüyada mercek; Çok net görünüyor, şu acı gerçek! Düşünen insanlar, hep idrak eyler; Müphem kalamaz ki, ona bir şeyler. İnsan, hayat, ölüm, ruhtur ezeli; Her şey olsun ister, dünya güzeli! Dökülür bu mülkün yaprak, gazeli; Sen hiç düşündün mü mülkü, ezeli? > Nazım TAŞTAN İstanbul gibi Eski ahşap yalının penceresi açıldı, Bir çift yeşil kor gözün hüznü ufka saçıldı. Taş plaktan ruhu saran nağmeler dökülürken Yakıyordu anılar, eskiye götürürken... Gönlümün sayfaları koparken yaprak yaprak, İstanbul kokuyordu her taraf çimen, toprak. Anarken gençliğini yandı gönül telleri, Gülabdanlar tutardı, beyaz zambak elleri. Merdivenden salınıp, uçar gibi inerdi, Mor salkımlı bahçeye mis kokusu sinerdi. Erenköy dile gelir, ağaçlar konuşurdu, O ahu gözler dalar, mehtapla sevişirdi. Güzelliği İstanbul, ruhu İstanbul’a eş, Görenin yüreğine doğardı sanki güneş. O narin bileğine, yosunlu taş basamak, Mahçup bir eda ile bakardı hep kaçamak. Denizin dalgaları, dalgalı saçlarında, İstanbul yıldızları minik avuçlarında... Eski ahşap yalının penceresi kapandı, Bir çift yeşil göz yine, yine maziyi andı. Ruhların sanki yanıp, inliyordu nefesi, Kubbelerden göklere yayıldı ezan sesi... İstanbul yavaş yavaş bir tüle bürünüyor, Ufuklar boydan boya İstanbul görünüyor... > Halenur KOR / İSTANBUL
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT