BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ne hale geldiler ?

Ne hale geldiler ?

Nerede ise birbirlerini bir kaşık suda boğacaklar!.. Rekabeti, rezalete dönüştürmekte yarıştılar!.. Kompleksli, kısır görüşlü, sokak kabadayı üslubuna inen, ağzından çıkanı kulağı duymayan, “bugünün geçeceğini ve bitmeyen, bitmeyecek olan yarınların geleceğini düşünmeyen, düşünemeyen” yöneticilerin, gazete ve TV’lerdeki uzantılarıyla el ele ve hatta onlara tetikçilik yaptırarak, iki büyük kulübü birbirine düşman etmesinin önüne bir türlü geçilemedi!.



Nerede ise birbirlerini bir kaşık suda boğacaklar!.. Rekabeti, rezalete dönüştürmekte yarıştılar!.. Kompleksli, kısır görüşlü, sokak kabadayı üslubuna inen, ağzından çıkanı kulağı duymayan, “bugünün geçeceğini ve bitmeyen, bitmeyecek olan yarınların geleceğini düşünmeyen, düşünemeyen” yöneticilerin, gazete ve TV’lerdeki uzantılarıyla el ele ve hatta onlara tetikçilik yaptırarak, iki büyük kulübü birbirine düşman etmesinin önüne bir türlü geçilemedi!. “Benden sonra tufan” diyenlerin ağız dalaşı ve zaman zaman bunu “eyleme de dönüştürmeleri”, 21’ inci asırda ülkemizde, en azından Fenerbahçe-Galatasaray rekabetini “spor olmaktan, hatta futbol olmaktan çıkarıp”, çirkin bir kavgaya dönüştürdü!.. İşte bu geceki karşılaşma, gelinen bu noktanın “geçici bir durağı!..” Bu geçici durağa “iki yolcunun nasıl geldiğini” ya da getirildiğini günlerdir yaşayıp görüyoruz!.. Böyle bir havada “sportmence ve dostça bir maçın oynanması” mümkün mü? Maçın hakemi konusundaki “tartışmalar bile”, bazı kişilerin “bu maçı bir savaş haline getirmek istediğini” ve bu yüzden havayı gerdikçe gerdiklerini göstermedi mi? Para ve reyting için “her şeyi yapacak” tıynetteki insanların “futbolumuza damgalarını vurmaya başladıklarını görmek”, benim gibi bir spor yazarı için, ne kadar üzücü!.. Rekabeti var güçleriyle istismar ederek, “kendi küçük menfaatlerine feda etmek gibi bir zavallılığın uçurumuna yuvarlananlar” için, aslında söylenecek çok şey var!.. Temenni edelim ki, sahada mücadele edecek olan futbolcular bu tuzağa düşmesinler!.. Ve tribündekiler de, “her şeye rağmen” maçı, normal sınırlarının ötesine taşımasınlar!.. İyi oynayan ve hak eden kazansın!.. Hakem “sahanın en iyisi olsun!.” Ve de, gece “bir kabus karanlığına gömülmesin!..” Sonuç için tahmin mi? “Yukarıdaki üç temennim gerçekleşsin” de, sonuç ne olursa olsun, kim kazanırsa kazansın!. Hatta “beraberlikle biterse”, Beşiktaş bile kazanmış olsun!. Haddini bilmek!.. Beşiktaş’ın “maaşlı” menajeri Sinan Engin’in sonunda bir TV programında, açık açık “Benim muhatabım Mehmet Cansun’dur” demesi, hangi haleti ruhiye içinde olduğunu gösterdi!. Sonraki günlerde, ağır eleştiriler alınca, bu defa lafı evelemeye, gevelemeye çalıştı ama, “söz açık açık TV arşivlerinde duruyor!.” Bizim, Sinan Engin hakkındaki eleştirilerimize “az sayıda Beşiktaşlıdan tepki mesajları geldi” ama, bizden çok daha ağırlarını “Beşiktaş’ın en ünlü yazarlarından” sevgili Kazım Kanat hem söyledi, hem de yazdı!. Sinan Engin’in çizmeyi aştığı ortada!.. Beşiktaş’ın Fatih Terim’i olmaya adaylığını koyduğu görülen ve hatta “yüz mimiklerini bile ona benzeten” Sinan Engin, sonunda Sergen’i bitirmeye de muvaffak oldu!. “Beşiktaş oltası ile” Sergen’in Galatasaray’daki huzurunu ve çalışma temposunu bozan, “onu eski Sergen’e dönüştüren”, hala da “kendisinin haklı olduğunu söylemeye çabalayan” Sinan Engin için “en doğru sözleri” Kazım Kanat söylediğine göre, bize de konuyu fazla uzatmamak düşer!. Ne demek istiyor, sevgili Kanat; “Parası varsa Sergen’i kendisi alsın, yoksa Beşiktaş’ın parası ile hovardalık etmeye kalkışmasın ve de ortalığı karıştırmasın!.” Sergen konusunda “çengeli attıklarını ilk defa kendisi söylediğine göre”, şimdi çıkıp “Ben savunma yapıyorum, önce onlar konuştu, ben cevap verdim” diyebilmesi, “hem suçlu, hem güçlü olmaya çabalayan” bir insanın çelişkilerini gözler önüne sermektedir. Ve de, “gerçekleri saklamaya ve çarpıtmaya çalıştıkça”, kendisini de, kulübünü de zor duruma düşürmektedir!.. En iyisi susması ve işine bakmasıdır; o Beşiktaş da değildir, Beşiktaş yönetim kurulu da!.. Daha ne diyelim? K.Hakan olayı!.. Galatasaray Yönetim Kurulu’nun “nadir” ilkeli kararlarından ve hamlelerinden biridir; K.Hakan’ı PAF takımına yollamak!.. Galatasaray’ı basamak yapmağa kalkanlara bugüne kadar gösterilen müsamahanın bir sonunun olması gerekti; piyango K.Hakan’a çıktı!.. Oyuncu komisyoncularının göz göre göre kandırdığı bir futbolcu K. Hakan!.. “Doğrunun ne olduğunu ona anlatmaya çalışanları” dinleyeceğine, “kendisini kandıran” menajerlerin tuzağına düştü!. Galatasaray’da oynamadığı her gün “onun fiyatını düşürüyor” farkında değil!. “Serbest futbolcu” olarak fazladan alabileceği “üç-beş kuruş için” bunca yıllık kulübüne sırtını dönen bir futbolcuya Galatasaray neden kucak açsın? Gene kendisi için oynasın, kendi kafasına göre hakemlere itiraz edip kart görsün, en kritik maçlarda arkadaşlarını yalnız bıraksın diye mi? Bugüne kadar Galatasaray yönetimlerinin futbolculara bu yönde gösterdikleri müsamaha, sarı-kırmızılı ekibe hem Avrupa Kupaları’nda, hem de Türkiye Ligleri’nde neler kaybettirdi, hep beraber yaşayıp görmedik mi? Kimse Galatasaray’dan büyük değildir!. İlkeleri Galatasaray koyar; hele hele “profesyonel olan futbolcular ve teknik adamlar bu ilkelere uymak zorundadırlar!.” Uymayanlara taviz verilemez ve verilmemelidir!. Üstelik K.Hakan “öyle” vazgeçilemeyecek bir oyuncu da değildir!. “Galatasaray’ın ilkelerinden taviz vermesini isteyenler ve bekleyenler” unutmamalıdır ki; K.Hakanlar gelip geçecek ama Galatasaray baki kalacaktır!. Trabzonspor’a ne oldu? Bir kulüpte, hele hele büyük bir kulüpte, “olumsuzluk yönünde büyük ve acı düşüşler yaşanmış” ve bu düşüş “müzmin hale gelmiş” ise, o kulüpte işleri düzeltmek hiç de kolay değildir!. Özkan Sümer yönetimi, Trabzonspor’u tam bir batağın ortasına gömülmüşken çekip almış, ama bu defa da Türkiye’deki büyük ekonomik krizin getirdiği olumsuzlukların kucağına bırakmak durumunda kalmıştır. Yıllarca, hesap-kitap yapmadan ve hesabın kitabın şeffaf açıklamalarını üyelerine ulaştırmadan “uzaktan kumanda ile” kulübü yönetenlerin miras bıraktığı “borç batağı” da, ekonomik krizle el ele verince, doğrusu ya Özkan Sümer ve arkadaşları çoğu zaman “acaba bu işe hiç girmese mi idik” diyecek hale gelmişlerdir!. Kolay değil, her gün önlerine çıkan yeni bir borçla, yeni bir takıntı ile, yeni bir çekle şaşkına dönen bir yönetim, milyonlarca dolar ödenen ama hiçbir işe yaramayan, hatta bir-iki yüz bin dolara bile pazarlanamayan oyunculardan kurtulabilmenin de mücadelesini verirken, “hata yapar ve fire verir” hale de gelmiştir!. Trabzonspor fayındaki 7 şiddetindeki kırılma, elbette bütün taşları yerinden oynatacaktı; şimdi kulüp bu dönemi yaşıyor!. Biraz sabırlı olmak ve ondan da önemlisi “el ele vermek” zamanıdır!. Takım içinde “eski günleri arayan” bazı futbolcuların bulunabileceğine dair iddialar ve şüpheler vardır! “Bunlar” dikkatle izlenmeli ve onlara “en ufak bir taviz verilmemelidir!.” Karadeniz Derbisi’nde, Samsunspor gibi “güçlü bir ekibi, hem de onun sahasında yenen” Trabzonspor’un üst üste aldığı mağlubiyetlerin iyi analiz edilmesi ve ortaya çıkan gerçeklerin gereklerinin hemen yerine getirilmesi şarttır!. Sümer yönetiminin ayakta kalma süresinin uzaması, Trabzonspor’un kurtuluşa doğru attığı adımın güçlenmesini sağlayacaktır!. Bundan kimsenin şüphesi olmasın!. Milli Takımı sevdim!.. Güney Amerika Şampiyonası’nın flaş takımı Ekvator önünde Milli Takımımızın oynadığı futbol, Dünya Kupası için bana büyük ümit verdi!. Şenol Hoca’nın takımı, grup maçlarındaki futboldan çok öteye geçmişti!. Skor olarak maçı mağlup bitirmiştik ama, iki takımın ortaya koyduğu futbola bakarsak, biz onlardan çok ileri idik!.. Sahanın en iyi oyuncusunun, hem de açık ara “Ekvator Kalecisi” olduğunun altını çizersek, “önemli eksiklerimize rağmen” bizim “güç olarak” nerede bulunduğumuz ortaya çıkar. İlerleyen haftalarda oynayacağımız yeni hazırlık maçları, Dünya Kupası finallerine “tam kıvamında gitmemizi sağlayacaktır!.” Maç sırasında Şenol Hoca’ya dikkat ettim; kendisine ve takımına güvenen bir hoca portresi çizdi!. Yüzünde endişe yoktu, kararsızlık yoktu; ne yaptığını, ne yapacağını bilen bir lider ciddiyeti vardı!. Ben inanıyorum ki, ilerideki haftalarda “ona hiç inanmayanlar” bile, inanmaya başlayacaklar!.. Şimdilik “şu veya bu oyuncu” demek erken!.. İyiler var, kötüler var!.. Olgunlar var, henüz ham olanlar var!.. Yavaş yavaş gelişmeler ve değişmeler olacak; eksikler tamamlanacak ve Dünya Kupası finallerinde “başa güreşecek takımlar arasında biz de olacağız!” Var mı itirazı olan? Müthiş ama ya inandırıcılık? “Yasal olmayan müşterek bahis oyunları.. Ayarlanan maçlar.. Bu olaylara karıştıkları iddia edilen teknik adamlar.. Hakemler.. Eski-yeni bazı yöneticiler.. Susurluk kahramanları..” Tıpkı bir Amerikan filmi gibi.. Milliyet’in haberini okurken, “heyecanlanmadım” desem yalan olur!.. İddia ve olaylar müthişti!.. Samet Aybaba’yı severim; onun böyle bir işe girişeceğine inanmam çok zor.. Adı geçen ötekileri yakından tanımıyorum. Telefon konuşmaları insanın midesini bulandırıyor!.. Öyle ya da böyle, Türk Futbolu ile ilgili olarak ortada “müthiş”, müthiş olduğu derecede “korkunç ve tüyler ürpertici” iddialar vardır!. Sadece savcılık değil, sadece Futbol Federasyonu değil, spor teşkilatı da, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü aracılığıyla Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu da “olayları ve iddiaları soruşturmalıdır!.” Gerçekler süratle ortaya çıkarılmalı, suçlular varsa, adalete teslim edilmeli ve futbol dünyamızdan tamamen silinmelidirler!.. Gecikilecek her dakika, futbolumuz üzerine düşen kara gölgeyi kalınlaştıracaktır!. Buna kimse müsaade etmemelidir; edemez!.. Galatasaray’ın ekmeğini yemiş biri!.. Hayatının en zor günlerinde, “yapayalnız ortada kaldığı” bir dönemde “ona itibar eden, formasını giydiren, ekmek parası veren” bir kulüp, onun yöneticileri, “yazar ve yorumcuları” için bakın “birisi” neler yazmış: “......Bu nasıl bir tezgahtır, nasıl bir oyundur inanamıyorum. Adi Komandit Şirketi tüm birimleriyle ayağa kalktı...” “......Sütten çıkmış ak kaşıklar(!) ortalığı iyice gerdikten sonra inlerine çekildiler...” Şu satırlar da “Fenerbahçe seyircisine mesaj olsun”, onları “hakemin her çaldığı düdükte kışkırtsın” diye, şu anda Türkiye’nin en formda hakemlerinin başında gelen ve bu geceki “gergin ve stresli maçı yönetecek olan” Ali Aydın için yazdıkları: “...Allem ettiler, kallem ettiler iyi bir Galatasaraylı çıkarttılar. Hayırlı uğurlu olsun.” “Böyleleri”, bir de TV’lerde, gazetelerde “Ben spor yazarıyım” demiyorlar mı, tüylerim diken diken oluyor!.. Bunların “spor yazarlığının s’i” ile bile ilgileri yok!.. Bunlar “güzelim mesleğimizi berbat eden” kulüp yorumcuları!.. Şu yukarıdaki satırlara ve “bu satırların ifade ettiği seviyeye bakın!..” Galatasaray camiasını temsil edenler ve yönetenler “sokak ağzı bile denemeyecek seviyedeki bu satırları yazıp hakaret eden” bu kişiye haddini “adalet önünde bildirmeyecekler” mi? Bekliyorum!..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT