BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilsem ki Döneceksin

Bilsem ki Döneceksin

Babasını ve annesini aynı anda kaybetmenin acısını kiminle paylaşabilirdi?.. Aynı kazadan yaralı olarak kurtulmanın sevincini hayatı boyunca hissetmeden yaşayacağı bu acıyı bir başkasının anlaması mümkün müydü?..



Babasını ve annesini aynı anda kaybetmenin acısını kiminle paylaşabilirdi?.. Aynı kazadan yaralı olarak kurtulmanın sevincini hayatı boyunca hissetmeden yaşayacağı bu acıyı bir başkasının anlaması mümkün müydü?.. Bu anlayışı kimseden beklemiyordu. Büyükbabası ve babaannesi de olmasa hayatta tutunacak dalı kalmayacaktı. O iki insan elinden geleni yapıyor, ona yalnızlığını asla hissettirmiyorlardı. Yine de yüreğinde bir yerlerin boşluğu dolmak bilmiyordu. Belki anlamsız hırçınlığının sebebi de bu boşluktu. O kazayı hatırlamak bile tam bir kâbustu. Bayram trafiğine rağmen neşe içinde başlayan yolculuk, ne yazık ki uzun yolun en tehlikeli bölümünde acı bir sonla noktalanmıştı. Arabanın arka koltuğunda uyurken şiddetli bir çarpışmanın etkisiyle uyanmış, daha ne olup bittiğini bile anlamadan, birileri onu o demir yığınının arasından çekip almışlardı. Gözlerini açtığında bir hastane odasındaydı. Annesini ve babasını bir daha görememiş, üzüntü ve günlerce dökülen gözyaşı onları geri getirmemişti. Şu anda kırılan cam, canından çok sevdiği o iki insanın fotoğraflarının bulunduğu çerçevenindi. - Allahım, ben ne yaptım!.. Anneciğim, babacığım ne olur beni affedin, diyerek çerçevenin yanına gitti. Onu duvardan indirdi. Cam kırıklarına aldırmadan çerçeveyi bağrına bastı. Gözlerinden iki damla yaş süzülürken parmaklarından birinde hissettiği bir acıyla elini kaldırdı. Cam kırıklarından biri parmağını kanatmıştı. Anlamsız gözlerle birkaç saniye kanın yere damlamasını seyretti. Elindeki çerçeveyi bırakmadan olduğu yerde havaya doğru zıpladı. Spor salonunda en başarılı olduğu taekwondo hareketlerinden biriyle önündeki masaya olanca gücüyle bir tekme savurdu. Masa, yarım metre ötedeki duvara çarparak durduğunda üzerinde ne varsa devrilmişti... *** Güzel bir şeyler düşünmek için yorgun olmadığı bir gün arıyordu. Okuldan sonra herkes evine giderken o, beş yıldır spor salonunun yolunu tutuyordu. Beyin yorgunluğunun üzerine bir de beden yorgunluğu ekleniyordu. Buna rağmen sınıfın en çalışkanları arasına girmeyi başarmıştı. Taekwondoda ise siyah kuşak derecesine kadar yükselmişti. Spor salonunda hocası onun Ankara elemelerini kazanması halinde daha büyük derecelere çıkması için hazırlıyordu. Bu hazırlıktan dolayı spor salonunda özel ilgi görüyor, aidatların sadece yarısını ödüyordu. Kendini formunda hissetmediğinde dersin yarısında dışarı çıkabilme hakkı da yalnızca onundu. Diğer kızlar ve erkekler onun bu ayrıcalığını kıskanıyor ama kazanma şansı en yüksek aday olduğu için kimse sesini çıkartmıyordu. Sabiha’yı şimdi önünde zor haftalar bekliyordu. İkinci yazılılar başladığında, yorgunluğu birkaç katına çıkacaktı. O zaman spora ara vermesi gerekecek, bunu da Uğur Hoca asla kabul etmeyecekti. Duygulardan ve duygusallıktan çok öte bu yoğun çalışma temposuna daha ne kadar dayanabilirdi? Oysa etrafında başka bir dünya vardı. Yığınla sorumsuz insan... Sürekli kaçamak yapan, parklarda, çay bahçelerinde, pastane ve kafeteryalarda vakit geçiren öğrenciler... En yakın arkadaşları bile kendisine ayak uyduramıyorlardı. Derslerde ve spordaki onca başarısına rağmen yalnız olduğunu hissetmek ne acı bir duyguydu. Bazen arkadaşları gibi olmayı istiyordu. Televizyondaki bir filmde giyilen kıyafetlerden konuşmak, bir makyaj malzemesi üzerine dakikalarca fikir sormak; ya da arkadaşlarının dikkatlerini çekmek için bazı masum yenilikler yapmak... Bunların hangisini tercih edecekti?.. Yoksa diğer kızların yaptığı gibi erkek arkadaşının elinden tutmasına fırsat vermek için buluştuklarında, loş ışıklı tenha yerleri mi tercih etmeliydi?!. > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109156
    % 1.14
  • 3.8206
    % -0.38
  • 4.5076
    % 0.05
  • 5.1028
    % -0.67
  • 153.399
    % -0.43
 
 
 
 
 
KAPAT