BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Camiler can çekişiyor !

Camiler can çekişiyor !

Ecdad oturduğu evi ahşap, kerpiç gibi çürüyen ve eriyen malzemeden yapıyor. “Ben de faniyim evim de fani olsun” diyor, dünyaya kazık çakmıyor. Ancak vakıf eserlerinde kalıcılığı öne çıkarıyor. Zeminin oturması için icabında yıllarca bekliyor, kaliteli malzeme için hiçbir fedakarlıktan kaçmıyor. Taa Mısır’dan granit getiriyor, Adalar’dan mermer taşıyor. Bir yandan ince ince çiniler işlerken, öbür yandan kalın kalın duvarlar örüyor. Taşı taşa oturtuyor, arasına kurşun akıtıyor. Hepsi bir yana mekânı Horasan denilen bir harç ile sıvıyor ki; içine yumurtanın akını katıyor. Dağınık mı kalsaydı ?...



Gelelim sonrasına. İstiklal harbinin sürdüğü zor savaş yıllarında camilerimiz mâlesef bakımsız kalıyor. Kurşunlar eriyor, doğramalar çürüyor, sıvalar, tezyinatlar birbirine giriyor. Modernleşme avazelerinin güçlü çıktığı yıllarda iskeletle değil makyajla uğraşıyoruz. Ah o görüntü kurtaran tamirler yok mu; camileri mahvediyor. Her sütunun ardına bir hoporlör takılıyor, seda küplerinin ağızları harçla sıvanıp büsbütün battal ediliyor. Ortalık çınlamadan, vınlamadan, yankıdan geçilmiyor, güzelim akustiğin canına okunuyor. Halbuki Osmanlı camilerinde mihrapta mırıldansanız kapı önündeki sesinizi duyuyor. O nefis kök boyalı halı ve kilimler kapanın elinde kalıyor yerine yeşil üstüne kırmızı çizgili makine halıları döşeniyor. Sarkaçlı saatlerin yerini kuvartz tenekeler, asırlık billurların yerine plastik avizeler asılıyor. Ardından evlere şenlik bir onarım dönemi başlıyor ancak bu şuursuz tamirler yüzünden camiler hepten perişan oluyor. Kubbe pencerelerine kavisli doğrama yapacak sanatkar kalmadığı için düz çerçeveler çakılıyor, boşluklar harçla doldurulduğu için duvarların yükü artıyor. Cahillik para ile değil ya, adam kubbedeki iri başlı dövme çivileri ya söküp atıyor ya büsbütün duvara çakıyor. Bunların sıvayı tutması için bırakıldığını akıl edemiyor. İhaleler ayrı komedi. İşi alan “Nasıl iyi yaparım”dan ziyade “Nasıl çok kazanırım”ın hesabını yapıyor. Temellerdeki dehlizlere beton döküldüğü için ne hava dolaşabiliyor, ne de sular atılabiliyor. Taşlar yosun tutup çürüyor, zemin gevşeyip sütlaca dönüyor. Biliyor musunuz; bu çimento denilen malzeme tarihi esere ur gibi yapışıyor, deydiği yeri çürütüyor. Halbuki Horasan harcının özelliği hafif, esnek ve geçirgen olması. Çatlamıyor, kırılmıyor, düşse bile can yakmıyor. Kaldı ki altındaki taş nefes alıyor. Devletten ihale alanlar denge kulesi gibi hayati noktalarda bile çürümüş kalas kullanılıyor. Ehil kurşun ustası olmadığı için çatı olukları akıntıyı dışarı değil içeri veriyor. Su birikiyor birikiyor ve günün birinde sıvayı patlatıp kalem işlerini perişan ediyor. Kalem işi dediniz de aklıma geldi yeniler bildiğiniz çivit. Parmağınızı sürüyorsunuz masmavi kesiliyor. Nemle rutubetle aşağılara akıp duvarları kirletiyor. Mesela diyeceksiniz. Mesela Bayezid Camii’nin Dernek Başkanı Adil Sarmısak yıllardır yanlışlarla uğraşıyor. Adamcağızın saçları beyazladı ama camide dişe dokunur bir yol alınamadı. “Bu işler nasıl düzelir” diye soruyoruz. Adil Amca önce derin bir nefes alıp boşaltıyor, sonra elini açıp parmaklarını kıvırmaya başlıyor; “İstek ve gayret olacak biiir...” diyor, “Sanat aşkı ikii... Maharetli eller üüç... Kaliteli malzeme dört ve...” -Ve? “-Sabır! Dolu dolu sabır...” Yetkili çok, karışan yok... Aslında dedelerimiz yaptırdığı eserin asırlarca yaşaması için tarlalar bahçeler, çarşılar dükkanlar, hanlar hamamlar vakfediyorlar. Ancak bu eserlerin hepsi Vakıfların elinde. Paralar havuzda toplandığı için gelir Maliye Bakanlığı’na akıyor ama iş tamire geldi mi, top Kültür Bakanlığı’na atılıyor. Bakın bir camiyi tamir ettirmek için neler yapmanız gerek: Önce cemaatin önde gelenleri ile oturup bir “Filanca cami yaptırma ve yaşatma derneği” kuracak, gerekli izinleri aldıktan sonra makbuz bastıracaksın. Sonra namaz çıkışlarında kapıya dikilecek, “Boş geçmeyelim aziz cemaat... Ne verirsen elinle, o gider seninle” deyip yalvaracak üç-beş kuruş para toplayacaksın. Bunları kayda kuyda geçip, tutanaklar yazacaksın ama o paranın hiçbir masrafı karşılamadığını anladığınızda şok olacaksınız. Bir kere şunu iyi bilmek gerek, caminin mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde dolayısı ile Vakıflardan Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın elinde. Siz kim oluyorsunuz da başkasının malını tamire kalkışıyorsunuz. Caminiz, sanat değeri bakımından Kültür Bakanlığı’nın, turistik ilgi cihetinden Turizm Bakanlığı’nın uhdesinde. Ama kullanım açısından Müftülüğe haliyle Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı. Başkanlıktan sorumlu Devlet Bakanını da sayarsanız etti mi dört bakan. Belediyeler cami bakımından sorumlu değiller ama civarına hem İlçe Belediyesi hem de Büyükşehir Belediyesi karışıyor. Valilik bakım onarım işlerine tek kuruş harcamıyor ama cami üzerinde söz sahibi, en azından Müftü’nün İmam ve Hatiplerin amiri olduğu için izni ve fikri alınıyor. Üniversiteler de görünüşte yetkili değiller ama sanat tarihçiler atlanmıyor. Anıtlar Yüksek Kurulu’nun işi caminin orijinalliğini korumak. Eserin karakterine ters gelecek tek çiviyi bile çaktırmamak. Ama “Gel sen çak” denildiği zaman “Ben denetçiyim, o işe karışmam” diyor. Projelere “He” diyecek insanlar fazla akademik oldukları için pratik çareler üretemiyor, istemeseler bile zaman kaybettiriyor ve tıkayıcı oluyorlar. Mevzuat dokuz bilinmiyenli denklem gibi olunca bir camiyi tamir ettirmenin tek yolu “Suç işlemekten” geçiyor. Kara listedeki camiler... 18 mayıs 1999 tarihli Hürriyet Gazetesinde “281 cami yok oldu” başlığı ile verilen haber Eminönü ve Fatih ilçelerinde yapılan tarih katliamını belgeliyor. Şükürler olsun artık kimsenin cami yıktığı yok ve insanımız (dindar olsun olmasın) bu konuda duyarlı davranıyor. Ancak şu günlerde İstanbul üzerinde sinsi oyunlar oynanıyor. Özellikle fethin sembolü olan camiler kara listede. Biz krizlerle boğuşup beş-on sent için ona buna el açarken adamlar Ayasofya’yı ortodoks ibadetine açmaya, Fener’de kurtarılmış bölge kurmaya, Fatih Camii’ni külliyen kaldırıp yerine bir zamanlar orada olduğu söylenen Havariyun Kilisesi’ni yapmaya çalışıyorlar. Kiliseden dönme camilerin karışanı daha çok. Bu yüzden onarımları zorlaşıyor. Küçük Ayasofya tren geçerken bile titriyor, Zeyrek resmen can çekişiyor. Şimdi bunların perişan halini gören ecnebiler “Madem siz bakamıyorsunuz bırakın biz yapalım” demezler mi? Sahi, elin oğluna devletimizi ve milletimizi aşağılama fırsatı niye veriliyor?...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109877
    % 0.19
  • 3.8589
    % -0.82
  • 4.5524
    % -0.67
  • 5.1623
    % -1.1
  • 156.204
    % -0.26
 
 
 
 
 
KAPAT