BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Bir millet uyanıyor” -2-

“Bir millet uyanıyor” -2-

Önceki yazımın başlığı “Bir Millet Uyanıyor” idi. Bu, İstiklal Harbinin, düşmanların ezici gücüne, içerdeki işbirlikçilerin entrika ve direnmelerine rağmen, nasıl başladığını ve kazanıldığını anlatan, Cumhuriyetin ilk dönemlerınde yapılmış bir filmin adı idi, çocukluğumda beni ve bizim kuşağımızı, 10. Yıl Marşı gibi, çok etkilemişti. Maalesef, filmin negatifi ve bütün kopyaları bir yangında heba olmuş.



Önceki yazımın başlığı “Bir Millet Uyanıyor” idi. Bu, İstiklal Harbinin, düşmanların ezici gücüne, içerdeki işbirlikçilerin entrika ve direnmelerine rağmen, nasıl başladığını ve kazanıldığını anlatan, Cumhuriyetin ilk dönemlerınde yapılmış bir filmin adı idi, çocukluğumda beni ve bizim kuşağımızı, 10. Yıl Marşı gibi, çok etkilemişti. Maalesef, filmin negatifi ve bütün kopyaları bir yangında heba olmuş. Keşke şu sırada yeniden gösterilebilse idi ve keşke Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ve Cumhuriyetin 10. Yılında söylediği ve “Ne Mutlu Türküm Diyene!” diye sona eren nutku kendi heyecandan titreyen sesinden, televizyonlarda şu sırada, Avrupa Birliğine sözde üyeliğimizin aşağılayıcı şart ve yöntemleri gündemde iken, birkaç defa gösterilebilse! Telaş içindeler... Acaba birileri tarihimizle ve hâlâ riyakârca söz rüşveti verdikleri Atatürk’le ne kadar ters düştüklerini farkederler mi? Hiç sanmıyorum, çünkü başta Mesut Yılmaz, onların gözlerini AB tutkusu bürümüştür: Şimdi İdam Cezası ve Kürtçe Ana dil konusunda Verheugen’in dayattığı değişiklikleri vaktinde yapamıyacağımız için Avrupa trenini kaçıracağız diye telaş içindeler. Bu yüzden terör suçlarında idam hükmünün Anayasa hükmü olduğunu ve hernedense TBMM’ye getirilmemiş olan Ulusal Programda da bunun teyid edilmiş olmasını ve Kürtçe ana dil ve eğitimin de öngörülmediğini unutuyorlar. İdam meselesini Anayasanın 38. maddesini değiştirmeden, TCK’nın Dil meselesini de RTÜK yasasını değiştirerek, tabir caizse “ketempereye” getirmek istiyorlar. Çünkü Anayasayı değiştirmek için Mecliste 367 oy gerekli. TBMM’deki tüm MHP’lilerin, temel ilkelerinden vazgeçmeyeceklerine ve bu değişikliğe karşı çıkacakları muhakkak olduğuna göre ve eğer Doğru Yol Partisi de bu konudaki milliyetçiliğini gösterir, Çiller bu konudaki tutumunu sürdürürse, terör suçlarında idam cezasını kaldırmak mümkün olamayacak. Konuyu Referanduma götürmek vacip olacak. Keşke, bu fırsattan istifade, AB üyeliği de bütün ayrıntıları belirtilerek, halkoyuna sunulabilse. İlke meselesi Önümüzdeki sorun sadece İdam Cezasının kaldırılması değil. Söz konusu olan olağanüstü hallerde vatana ihanet ve terör suçlarında ve daha özellikle Abdullah Öcalan’ın kesinleşmiş idam hükmü maalesef rafa kaldırılmışken, bu cezanın tümden kaldırılıp, kaldırılamayacağıdır. Zaten Avrupalıların asıl maksatları da Öcalan’ın kellesini kurtarmaktır! Ana dil meselesine gelince “Aman AB bizi askıya alır!” telaşı içindekiler, Kürtçe öğrenmek haktır diyor ve meselenin Kürt asıllı vatandaşlarımızın ana dillerinde konuşmak ve öğrenmek hakkından ibaret olmadığını, Kürtçü bölücülerin Radyo ve TV yayınları ile desteklenecek “tek Kürtçe”yi, siyasi amaçla, KÜRDİSTAN’a temel yapmak için kullanılmak amaçlarını göremiyorlar. AB’nin dedikleri, “İnsan hakları” olsun da, Türklerin ve Türk devletinin hakları olmasın varoluşumuz tehlikeye düşsün. Ne gam? Somuncuoğlu doğru söylüyor Sadi Somuncuoğlu, Koalisyonun MHP kanadındaki çelişkiyi de Ulusal Programda o zaman MHP tarafından diretilen idam ve dil konusundaki isabetli görüşten şimdi neden vazgeçtiğini soruyor. Öyle ya Sayın Bahçeli, “Oyun bozan olmam” demiş; yani Koalisyon uyumunu -aslında Koalisyonun kendisini- bozmamak için, idam ve dil konularında MHP’lilerin aleyhte oy vereceklerini, ama sonunda kararı Meclisin iradesine bırakacaklarını ve çıkacak neticeye, uyum yasasında olduğu gibi, boyun eğeceklerini söylüyor. Koalisyonu kurtamak için hem de kendi öz ilkeleri pahasına! Doğrusu, ben buradaki mantığı, daha doğrusu çelişkiyi, anlıyamıyorum. Galiba Meclisteki ve dışardaki MHP’liler de pek anlıyamıyorlar. MHP içindeki ve saflarındaki huzursuzluğun ve muhalefetin arttığını hissediyorum. Bahçeli’nin sözleri belki, “Bükemediğin bileği öp de başına koy!” anlayışını veya “Oyun Bozan olmamak” gayretini yansıtıyor. Ne var ki, sözkonusu olan akademik tartışma veya bilek güreşi değil, oyun hiç değil!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT