BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Baykal: Namerde muhtaç olduk

Baykal: Namerde muhtaç olduk

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ekonomik krizin bedelini milyonlarca insanın ödediğini belirterek, milli gelirin 250 milyar dolardan 150 milyar dolara düştüğünü söyledi.



ANKARA- CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, yanlış uygulamalar sonucu Türkiye’nin kendisini ekonomik krizin içinde bulduğunu belirterek, “Namerde muhtaç olduk” dedi. İktidar için hazırlıklarını yaptıklarını ifade eden Baykal, “Biz dersimizi aldık. Türkiye’yi bu hale hazırlıksız iktidarlar getirdi” derken idam cezasının kaldırılması tartışmasında hükümet ortaklarının yaklaşımını ciddiyetsiz bulduğunu söyledi. İsim vermeden MHP’yi “Sen yap ben karışmam. Hükümette de sorun çıkarmam” mantığı ile hareket etmekle suçlayan Baykal, yine isim vermeden af yasası nedeniyle Başbakan Bülent Ecevit’i sert bir dille eleştirdi. Az vergi çok üretim Türkiye’nin krizden büyüyerek çıkabileceğini ifade eden Baykal, siyaset dışındaki beyinleri siyasete kazandırmaya çalıştıklarını belirterek, “Türkiye’yi bu hale hazırlıksız iktidarlar getirdi. Biz dersimizi aldık ve artık hazırız” dedi. Ekonominin vergi toplayarak düzelmeyeceğini anlatan Baykal “Büyüyen ekonomide çok vergi alırsın çok borç ödersin. Vergi toplama sonucu ekonomiyi büyüyemez hale getirirsen içinde bulunduğumuz tablo çıkar. Ekonomi atını maliye atının önüne koymalıyız” şeklinde konuştu. Baykal, son kamuoyu yoklamalarında yıldızı parlayan partisinin iktidar hazırlıklarını, ekonomik kriz ve krizden çıkış yollarını, Türkiye’nin öncelikli gündem maddelerini Medya Grup Başkanımız ve Türkiye Gazetesi Ankara Temsilcisi Nuri Elibol’a anlattı. Elibol’un sorularına CHP liderinin verdiği cevaplar şöyle: Elibol: Sayın Baykal, CHP yarın iktidara geldiğinde rüşvet ve yolsuzluğun önlenmesi ile ilgili neler yapabileceksiniz? Şu aşamada bir öneriniz var mı? Yolsuzluk ve rüşvet Baykal: “Türkiye’nin pek çok sorunu var. Ama bunlardan bir tanesi, hepsinden daha önemlisi rüşvet ve yolsuzluk konusu. Yapılmış olan bütün araştırmalar bunu ortaya koyuyor. Son yapılmış olan TESEV’in araştırması da Türkiye’nin en önemli konusu olarak yolsuzluk ve rüşveti gündeme getiriyor. Bunda şaşılacak bir şey yok. Biz bu teşhisi çok uzun bir süre önce yaptık. Türkiye’ye bunu anlatmaya çalışıyoruz. Gerçekten Türkiye bir büyük krize girdi, bir büyük bunalım yaşıyoruz. Bu krizin bedelini milyonlarca insan ödüyor. Türkiye’nin milli geliri 250 milyar dolardan 150 milyar dolara indi. Yani bir yılda 51 milyar dolar milli servetten kaybımız oldu. İki milyona yakın insan işini kaybetti. Borçlarımız ödenemez hale geldi. Namerde muhtaç olduk. Yabancılara avuç açar hale geldik. Tabi bunların bir karşılığı var. Bütün bu sıkıntıları, acıları Türkiye yaşamak zorunda kaldı...” Çok ağır bir tablo “...Rüşvet hariç, sadece yolsuzlukların faturasının 150 milyar dolara eşit olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin dış borcundan fazla bir yolsuzluk gerçeği ile karşı karşıyayız. Bu ne demektir? Türkiye’de yolsuzluk yapılmasaydı bugün bir tek kuruş dış borcumuz olmazdı demektir. Ya da Türkiye’de yolsuzluk olmasaydı da bu dış borcu almış olsaydık, o dış borçla ülkemizi bugünkünün iki katı daha kalkınmış, daha ileri bir toplum haline getirebilirdik demektir. Bu çok ağır bir tablo...” Siyasi dokunulmazlık “...Bugün gelinen noktada durum açıklık kazanmıştır. Siyasetçi iğneyi kendisine batıramazsa bu konuyu takip edemez. Türkiye’de bu kadar yolsuzluk yaşandı. Hiçbir siyasetçinin bu yolsuzluklarda sorumluluğu yoktur demek mümkün müdür? Bunu diyemeyiz. Belki bu konularla ilgili iyi niyetli soruşturmalar başlatılıyor, hazırlıklar yapılıyor. Ama bunlar gelip siyasetçiye dayandığı zaman, siyasetçi açısından gereken yapılamıyor. Niye yapılamıyor? Çünkü bizim Anayasamızda iki temel düzenleme var. Bu düzenlemeler siyasi yolsuzluklarda hesap sormanın önünde en büyük engel olarak çıkıyor. Nedir bunlar? Bunlardan birisi milletvekilleri ile ilgili dokunulmazlık konusudur. Öbürü bakanlarla ilgili soruşturmanın Meclis içinde öncelikle yapılmasını öngören düzenlemedir. Bu iki düzenleme var olduğu sürece bizim hiçbir siyasetçiyi ciddi şekilde yolsuzluklarla ilgili suçlamamız mümkün değildir...” Elibol:Niçin mümkün değildir? Gizli ittifak var Baykal: “...Çünkü, bu düzenlemelere göre milletvekilleri ve bakanlar hakkında kararı alacak olan gene meslektaşlarıdır, milletvekillerdir. Siyasi bir kararla soruşturmaya gerek olup olmadığı tesbit edilecektir. Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasında karar alacak olanlar pekala biliyorlar ki, yarın kendileri ya da kendi partilerine mensup birileri için bu söz konusudur...” “...Onu korumak için sen de bunu suçlamayacaksın. Bu çok açık bir mutabakat, bir sessiz anlaşma, uzlaşma haline gelmiştir. Böyle kutsal olmayan bir ittifak, anlaşma vardır ve Parlamento’nun siyasilere yönelik soruşturmasının önündeki en büyük engeldir. Bugün ortada en ciddi iddialar da olsa bakanın talimatıyla müsteşarın, genel müdürün yolsuzluğa sürüklendiği kanıtlansa dahi Meclis, “Evet bunu soruşturun” demediği takdirde hiçbir yargı mekanizması, savcı, mahkeme o konulara el koyamaz. El koyamayınca da o konu soruşturulamaz. Böylece iğne siyasetçiye batamaz. İğne siyasetçiye batamayınca dejenere oluyor. Bunun sonucu zaman zaman çok haksız suçlamalar ortaya çıkıyor. O zaman sağa sola saldırılıyor. Bazen haksız insanlar suçlama konusu haline geliyor. Bir ciddiyetsizlik ortaya çıkıyor. Hukuk zarar görüyor ve siyasallaşmaya başlıyor. Hukukun üzerinde çeşitli çevreler ‘soruştur’ diye ya da ‘soruşturma’ diye baskı yapıyor. Yargı buna karşı donatımlı değil, hazırlıklı değil.” Yolsuzlukla mücadele Deniz Baykal CHP olarak yolsuzlukla mücadelede 6 temel tekif getiriyor. > Milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması. > Bakanların yargılanmasının önünün açılması. > Ahlak yasası çıkarmak. > Siyaseti ekonomik alandan çekmek. > Kamunun istifade ettiği ekonomik alanı özelleştirmek. > Teknik alt yapıyı kurmak. İdama karşıyız “Bir yapmacık var, bir aldatmaca var. Bundan büyük üzüntü duyuyorum. Ama ben yapmayayım sen yap. Bu çok samimi bir tavır değil. Türkiye’nin bu konularda daha açık, daha net yaklaşımlara ihtiyacı var. Biz CHP olarak çok daha önceden çok net tavırlar geliştirdik. Caniler, katiller mutlaka en ağır şekilde cezalandırılmaları gereken insanlar çıkabilir. Bunlara karşı alınması gereken tedbir, artık dünyada da anlaşılmıştır ki, idam değildir. İdam bir umutsuzluğun ifadesidir. Bir çaresizliğin ifadesidir. İdam ağır suç işleyen insanı cezalandırmak değildir. Tam tersine belki onu kurtarmaktır. Biz ciddi ceza uygulaması yapmıyoruz. Türkiye’de her üç beş yılda bir af çıkarıyoruz. Çıktıkça en ağır suçlar bile aşağı doğru iniyor. Cezayı al, ondan sonra beşte ikisini çek, beşte ikisi ile kurtul. Böyle bir olay yok dünyada. Türkiye’de de olmaması lazım. Türkiye ağırlaştırılmış ciddi müebbet hapis cezasını uygulamalıdır. Af-maf da yok kardeşim. Kimseye yok. Toplum adına af uygulamasına girmek kimsenin haddi olmamalı.” Samimiyet yok “...Beni rahatsız eden bir bu boyutu var. AB ile ilişkilerimizde ortaya çıkan bir nokta. Maalesef rencide oluyorum. Koca Türkiye’nin AB karşısında ikide bir ‘Bunu beğendiremedik, hadi bir daha gidelim ev ödevi yapalım’ Bütünlemeyi geçmeye çalışır gibi tavırlar beni çok rahatsız ediyor. Bunu 312’de yaşadık. Ciddi olun kardeşim, onlarla ciddi konuşun, ne kabul edilir ondan sonra da gereğini yapın. Hükümet idam konusunda kendine güvenen iddialı bir tavır içinde değil. Öyle anlaşılıyor ki, bu konu çözülecekse bir yasa düzenlemesi ile çözülebilir. Biz ceza kanunumuzda, ‘Anayasa cevaz verse dahi bazı suçlar için idam uygulanmaz’ denir mesele kalmaz. Ama hükümet kendi içinde tartışıyor. Bir kayıkçı kavgası. Tabii başka partiler de sütre gerisine yatmışlar ‘Gelin de pazarlık yapalım. Bizden istediklerinizi söyleyin biz de isteklerimizi söyleyelim’ diyorlar. Bunlar iyi siyaset değil. Çok açık, net, cesaretli, dürüst olmak lazım ve iktidarı, Parlamentoyu pazarlıklara mecbur edecek tavırlara girmemek lazım, tutarlı bir çizgiyi götürmek lazım.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT