BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Uykuda örülen hırka

Uykuda örülen hırka

Saliha hanım sıkıntılar içindeydi. İki torunun hırkalarını örmüş bitirmiş, Cemil’inki bitmek üzereydi. Ancak kimse duymadan yetiştireyim derken işler planladığı gibi gitmemişti.



Saliha hanım elindeki örgüye iyice dalmıştı. İlmikleri hızlı hızlı atarken birtaraftan da -”La havle” çektiği için- dudaklarını kımıldatıyordu. Torunu Cemil için ördüğü hırkayı Bayram sabahına yetiştirmeye çalışıyordu. Cemil’in anneannesi Saliha hanım “Işıklı ayakkabı” hikayesini öğrendikten sonra torunu için bir bayram hediyesi hazırlamaya karar vermişti. Madem ki rahmetli dünüründen torununa bir bayram hediyesi gelmişti, rahmetli eşinden de torununa bu Kurban bayramında bir hediye hazırlamalıydı. Saliha hanım bayram sabahı torununa hediyeyi verip: -Deden rüyamda, torunlarıma bayram hediyesi olarak bunları ver dedi, bu da senin için!.. diyecekti. Saliha hanım hediye ne olabilir?, diye düşünceye girdiği günlerde karmakarışık rüyalar görmeye başladı.Rüyasında dünürü Kenan efendinin, torunu Cemil’e bir hırka hediye ettiğini gördü. Uyandığında ne yapacağına karar vermişti ama, beyi yerine dünürü Kenan efendiyi görmesi hiç hoşuna gitmemişti. Halbuki eşi Davut efendi, elindeki hırkaları Salih ve Hatice’ye vermişti, Cemil’e hırkayı verirken Davut efendi birden bire Kenan efendi oluvermişti. “Herhalde, ben yanlış gördüm.” diye düşündü Saliha hanım. Elinde olmadan gözlüklerini aradı, buldu, takarken “Hıh!.” dedi ve yüzünde bir gülümseme belirdi. Aklına gelen kendisini de güldürmüştü: Rüyümda gözüm de gözlük var mıydı?, diye düşünmüştü. Cemiller, Ramazan bayramında Bursa’ya gitmeyi düşünüyordu ama, ilk günden itibaren kar yağmaya başlayınca gitmekten vazgeçtiler. Kurban bayramında gitmeye karar verdiler. Yarıyıl tatiliyle Kurban bayramı birleşeceği için Cemil ve annesi, okul tatile girince, babaları Selim de arefe günü Bursa’ya gidecekti. Gizli gizli örmeliydi Saliha hanım, hırka örmeye karar vermeşti vermesine ama birlikte kaldığı oğlunun çocukları Hatice ve Salih de vardı. Onlar için de hırka örmeliydi. Birine yap diğerlerine yapma, olmazdı. Saliha hanıma bir sıkıntı bastı: Üç hırkayı nasıl yetiştirecekti!? Şurada topu topu 2 ay kalmıştı. 3 haftada bir hırkayı bitirmek zorundaydı. Kızından da, gelininden de, yardım almayı düşünmüyordu. Hatta gizli gizli örmeli, bayramda bir süpriz yapıp ortaya çıkarmalıydı. Böylesinin daha anlamlı olacağını düşünüyordu. Komşuları Meryem hanımlara gitti. Onlarla ailecek iyi görüşüyorlardı. Sıkıldığı zaman onunla konuşur, dertleşirdi. -Demek öyle!, dedi Meryem hanım, çocuk ayakkabıyı dedesinin gönderdiğine inanıyor. - Ben de bizim rahmetliden bir hediye gelsin diye düşünüyorum. Rahmetli ölünce bana bağlanan emekli maaşından yün alayım bir hırka örüp Cemil’e bayram hediyesi olarak vereyim, diyorum. Geride iki torun daha var, onlara da örmek gerekiyor. Kimseye göstermeden gizli gizli öreyim diyorum. Onun için sana geldim. Bana pazardan yün alıver, diyecektim. - Birini ben örüvereyim bari, kimseye söylemem, dedi Meryem hanım. - Olmaz!, dedi Saliha hanım. Kararlı bir tonda konuşurak devam etti: - Sen işi gücü olan bir kadınsın. Elinde örerken gören olur. Sonra torunların üzerlerinde görülürse durum anlaşır... Ben tesbih çekeceğim, namaz kılacağım kimse gelmesin, der odama çekilir, rahat rahat örerim, dedi. *** Saliha hanım sıkıntılar içindeydi. İki torunun hırkalarını örmüş bitirmiş, Cemil’inki bitmek üzereydi. Ancak kimse duymadan yetiştireyim derken işler planladığı gibi gitmemişti. Sıkıntıdan halsiz düşmüş, grip de geçirmişti. Uykusuzluk çekiyordu. Sık sık uyuya kalıyordu. Bu yüzden, uyur kalırsa odaya girerler, elinde şişleri görebilirler diye kapıyı da kilitliyordu. Çoğu kez kapının vurulmasıyla uyanıyordu. Hemen örgüyü toplayıp kapıyı açıyor, öfkeli öfkeli: - Beni niçin rahatsız ettiniz!?, diye de çıkışıyordu. Daha bir sürü okuyacak dualarım rım var! - Anne yemek saati, veya - Tuvalete çıkmadın, abdest almadın! Uyuya kalmışsındır, uyandıralım dedik! gibi cevaplar alıyordu. - İyi ettiniz! Uyuya kalmışım, siz saate bir kapımı çalın, diye de tenbih etmişti ama, bazen ne kadar uyuya kaldığını bilmediğinden çıkışıyordu. Ya uyuyup kalırsa! Arefe günü olmuştu. Hırkayı yetiştirebilecekti ama gece de çalışması lazımdı. Uyuya kalırsa yetiştiremezdi. Aceleden örgüler de gevşek oluyordu. Öncekinler kadar güzel olmaması da Saliha hanım için ayrı üzüntü sebebi idi. Bayram günü yaklaştıkça Cemil’in heyecanı artıyordu. Zira, Ramazan bayramı yağışlı geçince, ışıklı ayakkabıları hemen hemen hiç giymemişti. Bursa’ya gitmek Kurban bayramına da kalınca ayakkabılarını paketleyip kaldırmıştı. Arefe günü olmuş Cemil’in babası Selim de gelmişti. Bayram için erken kalkılacaktı. Yatma hazırlıkları yapılırken çocuklar da bayramlıklarını hazırlamış, yataklarının başuçlarına koymuşlardı. Cemil de ışıklı ayakkabılarını çıkarmıştı. İlk günkü gibi tertemiz duruyordu. Ayağına giyip dolaşmaya başladı.Yürüdükçe ayakkabılarının ışıkları yanıyordu. Birden aklına anneannesi geldi. Ayakkabısını ona göstermek için odasına daldı. Her zaman kilitli duran odanan kapısı bu defa kilitli değildi. Cemil içeri girer girmez, daha anne annnesine bakmadan ayyakabılarına işaret ederek : - Anneanne bak... ! dedi ama, “Ayakkabının ışıkları nasıl yanıyor!” diyemeden durdu kaldı. Zira, ayakkabının ışıklarının, kırmızı değil yeşil yandığını gördü. Yoksa yanılıyor muydu! Biraz yürüdü. Evet işte yeşil yanıyordu. Bir an için yanılıp yanılmadığını düşündü, yoksa ilk aldığında da mı, yeşil yanmıştı. Hayır yanılmıyordu: Ayakkabılardan hep kırmızı ışık çıkmıştı. Hem, bu güne kadar hiç kırmızıdan başka ışık veren ayakkabı da görmemişti. Dönüp, annesine babasına da göstermeye düşünüyordu ki, anneannesinin koltuğunda ölü gibi durduğunu gördü: Elleri iki yana düşmüş, örgüsü boynunda asılı kalmıştı. Merakla Saliha hanımın yanına gitti. Korkudan donup kaldı Eliyle omuzuna dokunurken; -Hışşt anneanne uyan!... demeye kalmadan, anneannesi irkildi, gözleri yarı açık, yarı kapalı, örgüsünü büyük bir hızla örmeye başladı. Saliha hanımın birdenbire robot gibi örgüye başlaması Cemil’i korkuttu, elini anne annesinin omuzundan çekerek,geri geri birkaç adım gitmesi bir oldu. Elini Saliha hanımın üzerinden çektiği anda eski haline döndüğünü gördü. Yine iki eli yana kaydı, başı oumuzuna düştü ve ölü gibi uyumaya başladı. Cemil hayretler içindeydi. Ne yapacağını bilemiyordu. Korkmuştu. Hemen dışarı çıkıp anne ve babasına haber vermek istedi ama gidemedi. Ayaklarına söz geçiremiyordu sanki. Ayakları onu anneannesine doğru adeta sürüklüyordu. Çarpmamak için elini uzattı ve Saliha hanımın, dokunduğu anda tekrar doğrulduğunu ve örgüye başladığını gördü. Korkuyla elini hemen çekti. Anneanne de hemen durdu. Tekrar elini dokundurdu yine örgüye başladı. Cemil bunu bir iki defa daha yaptı. Anneanne sanki oyuncak bebek gibi olmuştu: Dokununca örgüye başlıyor, bırakınca duruyordu. Cemil kendinin bir oyuncağın kumanda düğmesi veya pili gibi hissetti. Cemil her dokunuşta biraz daha uzun süre bekliyor, anne annesini çalışmasını seyrediyordu. Anneanne uyur-gezer gibiydi. Daha doğru, “uyur-gezer” değil “uyur- örer” olmuştu. Cemil şaşkınlıklar içindeydi, kısa bir sürede hiç de normal olmayan olaylarla karşılaşmıştı: Ayakkabısından çıkan ışığın rengi değişmişti, anneannesi robata dönmüştü ve istediği yöne yürüyemiyordu. Aslında Cemil’in sonradan farkedeceği bir şey daha vardı; Saliha hanımın kapısı kilitli olduğu halde hiç zorlanmadan açılmıştı! Cemil bir süre sonra ağırlaştığını ve ayaklarının serbest kaldığını hisseti. Artık anneanne de örgüyü bitirmiş, örgülerini toplayıp adeta saklar gibi biryerlere koyduktan sonra, yatağına yatıp bir çuval gibi yığılıp kalmıştı. Cemil ne yapacağını bilmez durumdaydı.Yaşadıkları bir rüya gibiydi... Kamil dedesiyle Ramazan bayramımında bayram namazına gittikleri günkü duygular içindeydi. Sessizce gidip yatmaya karar verdi. Yürürken ayakkabılarından çıkan ışığın kırmızı yandığını gördü. Hayretletler içinde elini kapıya uzattığında, kapıyı açamadı. Üzerindeki anahtarı çevirip tekrar denediğinde kapı açıldı. Cemil: Hayret verici olaylar -Ben kapıyı kilitlemedim ki? diye mırıldandı. Cemil yatağına yatınca başından geçenleri düşünmeye başladı. Birden Ramazan bayramında dedesiyle namaza giderken kapının anahtarını çevirmeden çıktıklarını hatırladı. Ayakkabısının ışıklarının da yeşil yandığını, dedesinden ayrıldıktan sonra kırmızı yanmaya başladığı hatırladı. Evet bu hayret verici olaylarla ayakkabı arasında bir bağlantı vardı: Ayakkabı yeşil yandığında beklenmedik olaylar oluyordu. Cemil başından geçenleri kimseye söylememeye karar verdi. İstanbul’a döndüklerinde dedesinin arkadaşı Kamil dayıya anlatacaktı. O bilgili biriydi; bu olayları çözer, çözemezse sorup soruşturur anlardı. **** Cemil; babası, dayısı ve Salih’le bayram namazından dönünce doğru anneannesine koştu. Anneannesinin durumunu çok merak ediyordu. Saliha hanım salonda koltuğa oturmuş, torunu Hatice için yaptığı hırkanın üzerinde nasıl durduğunu inceliyordu. Cemil anneannesini sapasağlam görünce sevinçle yanına koşup elini öptü: -Bayramın mübarek olsun anneanneciğim!.. -Senin de oğlum, diyerek yanaklarından öptü. Yanındaki komodinin üzerinde duran hırkalardan birini aldı, Cemil’e verirken; -Bak oğlum, dedi Saliha hanım, bunları size Davut dedeniz gönderdi. Onun bayram hediyesi, dedi. Kamil deden ayakkabı gönderince, o da benim rüyama girdi size hırka örmemi söyledi, ben de size bunları hazırladım. - Teşekkür ederim. Allahü teala dedeme bol bol rahmet etsin. Senin de eline sağlık versin. Çok hoşuma gitti. Bunları ne zaman yaptın? Hiç görmedik! -Size sürpriz olsun diye gizli gizli ördüm, diye cevap verdi. Cemil hemen atıldı: -Sen uyurken de örgü yapar mısın anneanne? -Bu da nereden çıktı Cemil? -Böyle kısa bir zamanda üç hırka örmek kolay mı? Uykunda da örmüşsündür belki, diye düşündüm. Saliha hanım şaşırır gibi oldu, Cemil’in şaka sözlerle iltifat ettiğini kabul ederek sadece tebessüm etti. Hiçbir şey diyemedi. O sırada yanına gelen Salih’e elini uzatıp, bayramlaşırken ve ardından ördüğü hırkayı giydirirken hep Cemil’in sözlerini düşündü. Örgüyü nasıl bitirdiğini, nasıl yatağına yattığını, hiç hatırlamıyordu. Ancak rüyasında hep örgü yapmıştı. Ayrıca hırkalardan örgüsü en güzel olanı da Cemil’inkiydi. Halbuki acele ederken hep gevşek kalmıştı. Şimdi gevşeklikten hiç eser yoktu. Cemil’in sevinç içinde annesi ve babasına doğru koşarken arkasından göz ucuyla bak kalan Saliha hanım; -Bu çocuk hiç de tekin değil! diye düşünüyordu.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT