BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilsem ki Döneceksin

Bilsem ki Döneceksin

Dünyanın pek çok ülkesinin insanlarını burada görmek mümkün... Vitrinleri seyreden, alışveriş yapan ya da çoğunlukla caddenin bir başından diğerine yürüyenler günün her saatinde bu kaldırımları paylaşıyor.



Ürkek adımlarla sokağa girdi!.. Dünyanın pek çok ülkesinin insanlarını burada görmek mümkün... Vitrinleri seyreden, alışveriş yapan ya da çoğunlukla caddenin bir başından diğerine yürüyenler günün her saatinde bu kaldırımları paylaşıyor. Yaşlılar, hastalar, acelesi olanlar, caddenin uzunluğunu bilmeyenler, buraya ilk defa gelen yabancılar ve meraklılar için İstanbul’un tek tramvayı, İstiklâl Caddesi’ni yormayan, incitmeyen bir tempoyla hizmet vermeye devam ediyor... Sabiha, omzundaki çantasıyla caddenin rengarenk insanlarına ayak uydurdu. Sokak uzak değildi. Caddeyle kesişiyordu. Karanlık, dar ve izbe bir havası vardı. Caddenin kalabalığından nasibi yoktu. Sokağın herhangi bir yerinde anlamsızca bekleyen hırpani kılıklı tipler vardı. Görünüşleri gibi bakışları bile ürkütücüydü. Genç kız, doğru adrese geldiğinden emin olmak için sokak tabelâsına tekrar tekrar baktı. Televizyonda seyrettiği yerli filmlerden Ayhan Işık’ın, yüzünü, hareketlerini hatırladı. Onun sıcakkanlılığı ile bu sokağın soğuk yüzü birbirine tam bir çelişkiydi. Oyalanmadı. Ürkek adımlarla sokağa girdi. Ona çevrilen bakışlardan etkilenmemeye çalışarak ilerledi. Gözü yukarılarda, tabelâlardaydı. Gün ışığından mahrum sokağın iki yanındaki eski ve yüksek binalar Türk sinemasının her şeyi idi. Film kamerasının arkasındakiler buralarda yaşıyorlardı. Eğer bu duvarlar dile gelse, heves ve çılgınca beklentileri için Türk sinema tarihinin ilk filmlerine imza atan Muhsin Ertuğrul’dan bugüne, bu sokaklara gelenlerin neler yaşadıklarını anlatsalardı; hiç yazılmamış bir çok senaryonun ve asla çekilmeyecek birçok filmin hüzün dolu sahneleri ortaya çıkardı. İç içe birkaç sokaktan oluşan bu karanlıklarda kim bilir kimler kaybolup gitmişlerdi. Bu tehlikeli ve tenha köşelerden, her sahnesi pırıl pırıl yarınlar vaat eden filmler ortaya çıkmayacağını anlamak hiç de zor değildi. Attığı her adımda endişe ve korkusu artan Sabiha, aradığı tabelâyı bulduğunda; sokağın geceleri ne hale gelebileceğini tahmin etmeye hayal gücünün bile sönük kalacağını düşünüyordu. Yerli Türk filmleri, uluslararası film festivalleri ve sessiz sinemasının büyük oyuncusu Şarlo’nun kapı boyunda bir film afişinin boy gösterdiği koridordan sonra karşısına çıkan sekretere Erdem Bey’i sordu. Sekreter ona Yeşilçam’ın iki kahvehanesini tarif etti. Yapımcı, yönetmen, set işçileri ve figüranların bütün gün Yeşilçam’a mahsus küfürlü esprili konuşmalarla vakit geçirdikleri kahvehaneler birbirine yakındı. İçerisi sigara dumanlarından renk değiştirmişti. Bir genç kızın içeri girip birini bulması imkânsız değilse de böyle bir hareketi kendine yakıştıramadı. Ayhan Işık, Alyon, Anadolu ve onlara komşu diğer sokaklardan vakit geçirmeden ayrıldı. İstiklâl Caddesi’ndeki kalabalığa karıştı. Necip Bey’e ulaşmaktan başka çıkar yol görünmüyordu. Bütün gün oyalanacak bir şeyler bulmalıydı Ağa Camii önünde namaz kılanları görünce o günün cuma olduğunu hatırladı. Cadde üzerindeki kiliseleri ve farklı görünüşleriyle dikkat çeken konsolosluk binalarını seyrederek Galatasaray Lisesi’nin önüne geldi. Lisenin yanındaki postaneden büyükbabasına telefon etmeyi düşündü. Ne diyecekti? İki gün kız arkadaşlarından biriyle kalmak için izin almıştı. Oysa şu anda İstanbul’daydı. Ne yapacağını, nereye gideceğini bilemiyordu. Buraya Necip Bey’in film çalışmalarını görmek ve İstanbul’u gezmek için gizlice gelmişti. İki günün sonunda geldiği gibi sessizce geri dönecekti, fakat sanki el birliği etmişçesine hiçbir şey planladığı gibi gitmiyordu. Büyükbabası telefonda bir şeylerden şüphelenirse neyi, nasıl açıklayacaktı? Telefondan şimdilik vazgeçerek yürümeye devam etti... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT