BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanc

Kıskanc

Kemal bey kalpten gidecek gibi olmuştu. Yüreği ağzına geldi. Allahım bir insan hayatında hiç bu kadar zorda kalabilir miydi? Cebinde parası olsa, hiç sorun olmazdı. Hatta ne olacak, onun hesabını da kendi öderdi. Ama durumu hiç de öyle değildi...



Her şey berbat olmak üzereydi! Garson, şaşırmış durumdaki hesap isteyen adama, gayet kibar bir şekilde cevap verdi: -Efendim fazla bir şey almıyoruz. Sizin ve arkadaşınızın hesabı bu kadar tutuyor. Adam başını Kemal beye çevirdi ve mırıldandı şaşkınca: “Arkadaşım mı?” Kemal bey kalpten gidecek gibi olmuştu. Yüreği ağzına geldi. Allahım bir insan hayatında hiç bu kadar zorda kalabilir miydi? Cebinde parası olsa, hiç sorun olmazdı. Hatta ne olacak, onun hesabını da kendi öderdi. Ama durumu hiç de öyle değildi. O, kâbus gibi yaşadığı olayın ne olduğunu anlamaya çalışırken, garson, Kemal bey adına cevap veriyordu: -Bu bey, sizin arkadaşınız değil mi beyefendi? -Yahu nerden benim arkadaşım oluyor kardeşim? Ben lavaboya gittiğimde gelmiş oturmuş bu adam buraya. Ben ne yapabilirim ki? -Ama beyefendi bize arkadaşı dediler? -Kim demiş kardeşim? Bu sırada Kemal bey, kıpkırmızı olmuş, kekelemeye başlamıştı: -Afedersiniz kardeşim. Kusura bakmayın. Ben de aslında sizi tanımıyorum. İnanın bir garip oldum. Az önce bir kırmızı önlüklü bayan arkadaş çağırdı beni. Arkadaşınız çağırıyor diyerek. Yoksa ne işim var sizin masanızda. Bu işte bir yanlışlık var ama. Garson cevap veriyordu: -Hangi kız arkadaş efendim? Bizde öyle bir arkadaş çalışmıyor ki? -Ama az önce beni meydanda karşılayıp getiren kız. Demin buradaydı. -Adı neydi? -Beyefendi ben bilmiyorum ki? Sadece arkadaşınız çağırıyor deyince, arkadaşıma ayıp olur düşüncesiyle geldim. Bu sefer masadaki adam konuşuyordu: -Beyefendi ben sizi tanıyor muyum? -Hayır kardeşim. Ben de sizi tanımıyorum. -Öyleyse sizin yediğiniz yemeğin hesabını benim ödememi beklemiyorsunuzdur. Kusura bakmayın ben sadece kendi hesabımı öderim. Kemal bey terden sırılsıklam olmuştu. Şöyle elinin tersiyle masaya bir hamle yapıp bütün tabak çanak ne varsa yere indirip haykırmak ve “Ne demek istiyorsunuz siz be? Değil masadaki yemeklerin hesabı, lokantanın fiatı ne onu söyleyin! Siz beni ne sanıyorsunuz. Buraya keyfimden gelmedim. Beni bir arkadaşım çağırıyor dedikleri için geldim. Yoksa sizin üçüncü sınıf yemeklerinize de bayılık değilim. Söyleyin fiatınızı atayım imzamı” diyerek cebinden çek defterini çıkartıp günlük çek yazmayı ne de çok isterdi. Bu üç dört gün öncesine kadar bir bardak su içmek kadar kolaydı. Ama öyle miydi ya? Kemal bey, gam deryasında devrilip batmış bir sandal gibiydi şimdi. Önce, iyi niyetinden istifade eden Rasim ve adamları, tırnak tırnak biriktirdiği malının üzerine konmak için kendine dost görünmüşler, kolay lokma olmadığını anlayınca da canına dahi kast etmişlerdi. İşleri bir anda tepetaklak gitmeye başlamıştı. Durumu düzeltmek için çırpınırken güya yardımcı olmak bahanesiyle gönderilen Arzu ismindeki kadın, Rasim’in ajanı çıkmıştı. Her şey berbat olmak üzereydi. Her aldığı karar, bir sonrakini etkileyecek şekilde cereyan ediyordu. Rasim bu belalar zincirinden kurtulmak için gece gündüz ordan oraya uğraşırken, biricik sevgilisi, üzerine titrediği eşi Berrin, yüreğindeki sadakatten zerre birşey hissetmemiş ve kendisini kıskanarak, bürosunda hem de başkalarının yanında kendisiyle kavga etmiş, en ağır hakaretleri yapıp çekip gitmişti. Bu muydu hayat? Böyle hayatı ne yapsındı Kemal? Eğer amaç mal ve mülk ise, buyursun hepsini alsındı Berrin? Eğer insanlar dostluklarını mal amaçlı kuruyorlar, amaçlarına erişemeyince insanın canına bile kast ediyorlarsa yerin dibine batsındı öyle zenginlik, öyle iş adamlığı, öylesi iş dünyası!.. Bütün bu duygularla her şeyini bir kalemde silip atmıştı. Ama hiç aklına gelmemişti şu anda hiç tanımadığı bir yerde, bir lokantada yaşayacağı rezillik. Şu anda cebinde beş kuruşu yoktu. Kimseye de mazisini anlatamazdı. İnsan yanına üç beş kuruş bırakmaz mıydı? Peki şimdi ne olacaktı? Bu yemeklerin parasını kim ödeyecekti? Ödeyecek parası olmadığı anlaşılınca lokantada bulaşık yıkamaya mı davet edilecekti? Yoksa hesaba itiraz eden meçhul müşteriyle kavgaya mı tutuşacaktı? Kendini anlatmaya kalksa kim dinler, dinlese kim inanırdı? “Allahım sen bana yardım et!” dedi içinden... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT