BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Donmaya ramak kala... (Silahların Gölgesinde - 4)

Donmaya ramak kala... (Silahların Gölgesinde - 4)

Tam zirveye vardık derken, fırtınaya yakalanıyoruz... Ayaklarımız kütük olup bedenimizden ayrılıyor.



Araba yürür yürümez Kunduz yakınlarındaki Bengi’ye gidiyor, cephenin tam içine giriyoruz. Artık ittifak askerleri ile birlikteyiz. Bir ordu askerle birlikte sabah akşam mevzi bekliyor, iftarda, sahurda kepekli prinç pilavıyla, tayın yiyoruz. Farsçamız savaşı değerlendirecek kadar ilerliyor. Kabil’in ele geçtiği haberi, askerleri cesaretlendiriyor. Sevinçle ayağa kalkıp bulutlara mermi sıkıyorlar. Taliban’ın elinde tek kale kalıyor: Kunduz. Çatışmalar yine sürüyor. Ancak kulaklarınız gürültüye alışınca muharebeyi önemsemiyorsunuz. Bir süre sonra “top atılsa uyanmaz”lara dahil oluyorsunuz gidiyor. Paletinin arkasına uzandığımız tank ateşe başlayınca bile aldırmıyorsunuz. Bir süre sonra cephede hareketlilik artıyor. Önce “Hanabad” düşüyor; ardından “Kunduz” el değiştiriyor. Şehre giren ilk tankların arasında emektar canlı yayın aracımız da bulunuyor. Yine öndeyiz, yine gündemde Talukan’dan sonra, Kunduza da ilk giren canlı yayın ekibi oluyoruz. Zaten bulunduğumuz bölgede bizden başka Türk gazeteci yok. Batılı televizyonlar peşimizde koşuyorlar. İHA adını dünyaya yazdırıyoruz... Şimdi sıra geldi Kabil’e. Yol üzerinde Pluhumri ve ardından da çok sarp dağlar var. Howak geçidinde soğuğun -30’larda dolandığı söyleniyor. Bırakın mazotu, benzin bile donuyor. Puluhumri’de yakıt ve yiyecek ikmali yaptıktan sonra, dağ yolculuğumuz başlıyor. Herkes savaşın bittiğinden söz ediyor. Ama dağlara çekilen El Kaide militanları ile kontrol altına alınamayan silahlı haydutlardan çekiniyoruz Yolculuğumuza gündüz devam ediyor, geceleri ilk bulduğumuz otelde konaklıyoruz. Otel deyince hep yanlış anlaşılıyor. Öyle bildiğiniz yatak ve çarşafları olan yerler değil. Bunlar ahşap zemin üzerine kilim serili geniş odalar. Yere oturup karnınızı doyurduktan sonra oracığa kıvrılıveriyorsunuz. Ama yalan yok, ortadaki iri kıyım sobada gürül gürül odun yanıyor. Bu mihmanhanelerin birinde 3 gün zorunlu misafir oluyoruz zira öyle bir tipi kopuyor kapı bile açılmıyor. Rüzgar ıslığı uğultuyu geçiyor, resmen çığlık koparıyor. O kadar soğuk ki pencerenin yanına bile yanaşamıyoruz. Tipi şiddetini azaltır gibi olunca tekrar düşüyoruz yola. Bu dağları aştık mı, Kabil’e vardık demektir. Kabil’de nöbet değişimi olur mu bilemiyorum amam aradan geçen aylardan sonra annemin tarhanası, evimin sıcaklığı ve ahbaplarım gözümde tütüyor. Hem gözümde tütüyor temiz çamaşırlarım. “Kurtlara yem olacağız” Tam zirveye vardık varıyoruz derken ikinci bir fırtınaya yakalanıyoruz. Sığınabildiğimiz tek kapalı alan eski bir at ahırı. Pencere delikleri tavana yakın ve küçük, ama yine de açık olması yetiyor. İçeriye zehir gibi soğuk geliyor. Ahırda birkaç saman balyasından başka yanabilecek hiçbirşey yok ve arazi sarp kayalardan oluşuyor. Biliyor musunuz insan zor şartlarda bilge oluyor. Saman ve kuru toprağı benzinle ıslatarak karıştırıyor ve değişik bir yakıt türü geliştiriyoruz. Diyeceksiniz ki “Benzin harlamıyor mu?” Bu benzin bildiğin gibi değil, elle hissedilir ölçüde yağlı. Adeta mazotu andırıyor. Bunca cepheyi burnumuz kanamadan atlatmışken şimdi donup gidecek kurtlara yem olacağız. Ayaklarımız kütük olup bedenimizden ayrılıyor. İnsanı tarifi zor bir rehavet basıyor. Gözümüzü bir kırpsak bir daha zor açarız. Bildiğimiz bütün duaları okuyoruz. Nihayet şehir göründü Saatler süren fırtına, akşam doğru ansızın ve tamamen duruyor. Bulutların rengine bakılırsa tekrar başlaması an meselesi. Yeniden geçidi zorlamak yerine, bir başka dağ yolunu denemeyi kararlaştırıyoruz. İyi ki de öyle yapmışız. Zorluklarla geçen saatlerden sonra Kabul (Afganlar Kabil’e öyle diyor), Panchir ve Puluhumri yol ayrımındayız. Önce tekrar bir asfalta kavuşmanın sevincini yaşıyoruz, sonra şehrin ışıklarını görmenin coşkusunu. Kabil gözümüze İstanbul gibi görünüyor. Son bir gayretle evimize köprü olacak şehre yaklaşıyoruz. Burası, yüksek binaları ve asfalt yolları ile Afganistan’ın modern yüzü... Her ne kadar elektriği kısıtlı, suyu kuyulardan da olsa, pilav ve kebaptan başka yemek yapamıyorlarsa da burası başkent. Fark hissediliyor. Kabil çok renkli bir şehir. Sadece baharatçılar çarşısını anlatmaya kalksam koca bir kitap olur. Ne dersiniz böyle bir kitap okunur mu? Siz “okunur” deyin, ben hemen yazarım. Rüzgar ıslığı uğultuyu geçiyor, resmen çığlık koparıyor. O kadar soğuk ki pencerenin yanına bile yanaşamıyoruz. Tipi şiddetini azaltır gibi olunca tekrar düşüyoruz yola...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT