BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yeni üst kimlik, Türk’tür...

Yeni üst kimlik, Türk’tür...

Türkiye gündeminin şu günlerdeki iki önemli maddesi, Kürtçe eğitim ve idam cezasının kaldırılması meselesidir. Her ikisi de Kürt problemiyle doğrudan alakalı. Her iki meselenin de halli hayli zor. Halledildi zannedilirken beklenmedik başka dertlere yol açabilir. Öylece bırakılması da sürekli tahrik sebebi olacaktır.



Türkiye gündeminin şu günlerdeki iki önemli maddesi, Kürtçe eğitim ve idam cezasının kaldırılması meselesidir. Her ikisi de Kürt problemiyle doğrudan alakalı. Her iki meselenin de halli hayli zor. Halledildi zannedilirken beklenmedik başka dertlere yol açabilir. Öylece bırakılması da sürekli tahrik sebebi olacaktır. Yine de karamsar olmamalı. Osmanlı, Anadolu’yu tek bayrak altına toplarken beyliklerin hemen hepsi birden boyun eğmediler. Mesela Karamanoğlu Beyliği, Papalıkla işbirliğine kadar gitmişti. Fetret başlayınca toparlanma kolay olmuyor. İki büyük Türk Hükümdarı Yıldırım’la Timur arasındaki ihtilaftan sonraki fetretle meydana gelen çatlak bir ânda yapıştırılamadı. Şu gün dahi bir değişimin sancılarının sürmesidir. İmparatorluktan milli devlete Hilafetten laik sisteme, merkezî otoriteden demokrasiye geçilmiştir. Bu geçişin bütün sonuçlarıyla bittiği iddia edilemez. İmparatorlukta ümmet esaslı tasnif mevzubahisti. Teb’a, müslim ve gayri müslim diye ikiye ayrılıyor, fark sadece hukuki muameleyle tayin ediliyordu. Bulgar, Romen, Macar, Makedon, Rum, Sırp vs. gayri müslim unsurları teşkil ederken Arap, Kürt, Çerkez vs. de müslim ‘anasır/unsurlar’ı meydana getiriyordu. Türk, hem müslim unsurdandı, hem de kurucu ana unsurdu. Lakin imtiyazlı değildi. Cumhuriyet devleti kurulurken Lozan Andlaşmasıyla da bir bakıma müslim ve gayri müslim sınıflandırması yapıldı. Türkiye Cumhuriyeti, dahilinde kalan gayri müslimlere ekalliyet/azınlık statüsü verildi. Diğerleri aynı eşit haklara sahipler. Bunlar Türk de olabilir Kürt de Arnavut da Arap da... Şurada bir tesbiti ilk defa dile getirmiş olacağız. Eğer 27 Mayıs 1960 Askerî darbesi olmasaydı daha sonraki yıllarda Kürtçülük diye bir yıkım hareketiyle karşılaşılmayacaktı. 27 Mayıs, cemiyetin yaşadığı tabiî konsensüsü tepetaklak etmiştir. 1961 Anayasası haklarda suiistimallere açık kapı bıraktı. 1980 Darbesiyse zararlar, telafi edilmeye çalışırken bu defa başka türlü ifrata kaçılarak Kürdü yok saymak gibi bir yanlışlığa düşüldü. Türkiye’de Kürtçülüğün tırmanmasında bu iki darbenin günahı büyüktür. Elbette sorumlu tek başına onlar değil. Doğunun, güney doğunun ihmali, sürgün yeri olarak kullanılması, bazı resmi veya sivil memurların halka kötü davranması ve en mühimi yabancı kışkırtmaların çok büyük rolü vardır ama 27 Mayıs, kapıyı aralamış; 12 Eylül, yangına benzin dökmüştür. Vaziyet o ki Kürt ırkının Türkiye Cumhuriyetine vücut veren diğer ırklardan kopması imkânsızdır. Bu coğrafyadaki unsurların bir arada yaşamaları, bu dinin, bu toprakların ve müşterek tarihin kesin emridir. Şu Kurbanda güneydoğuda Kilis ve Halep halkından 15 bin akrabanın buluşup müşterek bayram yapmaları, herkese ders olmalı. Demek ki İngiltere’nin cetvelle çizdiği hudutlar, mutlak gerçekleri ortadan kaldıramıyor. 15 bin insanın bir kısmı Suriye, bir kısmı Türkiye vatandaşı. Onun gibi bu hakikat, Urfa’yla Suriye, Hakkari’yle Irak, Kars’la Azerbaycan, Rize’yle Batum, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ’la Bulgaristan, Yunanistan arasında mevcut. Türkiye Cumhuriyeti, İmparatorluğun devamı devlettir. Bugün de bölgenin eksen ülkesidir. Kürt, Arap, Laz, Çerkez, Bulgar, Rum, Ermeni vs. vs. vs... Onlarca ırk, dil kültür... aynı üst kimlik altında yaşamışlardır. Arap’la Yahudi, ancak Türk yönetiminde kavga etmez. Onun için öncelikle Türkiye’nin kendi iç kavgalarını bitirmesi lazım. Hukuk, tarih, din, coğrafya ve kültür esaslı doğrularda buluşmak kaçınılmaz zarurettir. Kanunla bir takım imkânların verilmesi veya verilmemesinin çok da önemi olamaz. Kanunlar, bir gün vaz edilir, bir başka gün kaldırılır. Esasta anlaşmak lazım. Hükümetlerin dönüp büyük mirasa bakıp ibret alması gerekir. İmparatorluk, milyonlarca kilometre karede yüzlerce ırk, dil ve dinden teb’ayı asırlarca nasıl idare etmiş? Ankara, bu esrarı çözdüğü zaman her şey düzelir. Bir ütopya peşinde koşan Kürt sözcülerinin de ayakları suya ermeli. Şöyle düşünmeliler. Dünkü üst kimlik ‘Osmanlı’ydı. Osmanlının tabiî mirasçısı Türkler olduğuna göre bugün o kelime Türk kelimesiyle yer değiştirmiştir. Bundan gocunmak yanlış. Benzerleri de var. Amerika’da da birçok kavim mevcut. Üst kimlik Amerikalı olmak. Rusya’da, İngiltere’de, Almanya’da, Hindistan’da İspanya’da... her tarafta böyle. Azınlığa talip olmak hissi ve hatalı davranıştır. Bölünme arzusu kavgayı, kavga fakirliği getirdi. Bu bir fasit dairedir. Bundan vazgeçmeli. Kişi başına milli gelir arttığında bu tip istekler rağbet bulmayacaktır. O zaman, azınlıklar gibi kendi hususi eğitim ve dilini öğrenmek veya öğrenmemek kimseyi alakadar etmez. İdam meselesine gelince idamı icap ettirir suç işlenmeyeceği için böyle bir ceza da konuşulmayacaktır. Ormanla değil ağaçla meşgul olundukça on yıllar ziyan olup gider. Bugüne gelince; daha ilk cümlede beyan ettik. Her iki madde de pürüzlü. Onun için politikacıların bunu bir menfaat malzemesi olarak kullanmadan dikkatle ele alıp çaresine bakmaları gerekir. Partiler, parlamento, hükümet ve devlet çare merci olduğuna göre problemi yoluna koymak da onlara aittir. Daha ağır görevleriyse yeni üst kimliği benimsetmek. Benimsenemez mi? Türk de Kürt de Arnavut da Arap da Rum da, Ermeni de... ABD Sefaretlerine koşup yalvar yakar Amerikan üst kimliğini talep ettiğine göre neden olmasın? Veya Amerika’nınki niçin bu kadar arzulu istenmekte? Fert başına düşen millî gelir meselesi, paranın kıymeti gerçeği...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 108153
    % -0.82
  • 3.8325
    % -0.13
  • 4.5073
    % 0.05
  • 5.1169
    % -0.13
  • 153.903
    % 0.01
 
 
 
 
 
KAPAT