BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kaçış

Kaçış

Bayram sonrası sendromu hepimizin ruhunu sardı. Hayattan çalınmış birkaç günlük avarelik sona erdi. Şimdi yine kaldığımız yerden devam etmenin zamanındayız.



Bayram sonrası sendromu hepimizin ruhunu sardı. Hayattan çalınmış birkaç günlük avarelik sona erdi. Şimdi yine kaldığımız yerden devam etmenin zamanındayız. Bir haftalık tatilimi İstanbul’dan hemen uzaklaşmakla değerlendirdim. Uçağın tekerlekleri yerden kesildiği anda kendimi daha iyi hissettim. Bu şehrin kalabalığı, gürültüsü, kabalığı artık beni bitiriyor. Eski İstanbullu diye tanımlanan insanlar azaldıkça İstanbul da İstanbul olmaktan çıkıyor. Bir yeri güzel ya da çirkin yapan orada yaşayan insanlardır sonuçta. Osmanlı İmparatorluğunun dillere destan pay-i tahtı ne yazık ki artık eskisi gibi değil. Kendi şehrimde azınlık olmaktan utanç duyuyorum. Hep başıma gelen sıkıcı konuşma biçimidir. Birileri bana nereli olduğumu sorar. Ben de İstanbulluyum derim. İkna olmayıp ‘aslen’ nereli olduğumu sorarlar. İçime fenalık gelir. Mecburen anlatmaya çalışırım. ‘Efendim biz sekiz kuşaktır bu şehirliyiz. Eğer ondan öncesini soruyorsanız, hikaye uzun.’ İnanamaz gözlerle bakarlar. Belki de attığımı sanırlar. ‘Peki ya babanız? O nereli?’ Size ne diye bağırmak gelse de içimden kendimi tutar izahat vermeye devam ederim. ‘Onlar da öyle, sizce mahzuru yoksa!’ Halbuki mahzuru vardır. Kandan İstanbullu olmayanların diğerlerine karşı besledikleri tuhaf bir duygu yaşar kalplerinde. Sanki bu bir suçmuş gibi. Aslında suç olmadığını bilirler ama bu fazlalığı eksiklik biçimine sokmaya çalışmaktan hiç vazgeçmezler. Son yıllarda fazla alçakgönüllü olmanın gizli bir kibre yakın durduğunu fark ettim. İnsanların hatalarını ne kadar görmezden gelip alttan alırsanız o kadar kendinize dönüyorsunuz. Bir müddet sonra bu kendine dönüşler acayip bir ‘ben’ duygusunu tetikliyor. Her şeyi tadında bırakmak gerek. Mütevazılığı bile. Birileri karşınızda haddini aşıyorsa onu usulca ve kırmadan yeryüzüne döndürmekte fayda var. Yoksa aşılmış hadleriyle yaşamaya devam edip etrafa zarar veriyorlar. İşte İstanbul’da bu söylediklerimden çok var. Durmadan da çoğalmaya devam ediyorlar. Bu durumda arada kaçıp soluklanmaktan başka çare kalmıyor bizlere. Eh, gidecek bir ‘memleketimiz’ de olmadığından kendimizi sıcak illerin temiz havasına atıyoruz. Yaz gelir gelmez tıklım tıklım dolacağını bildiğimiz şimdilik tenha sokaklarda gezinmek, bir çay bahçesinde oturup denizi seyrederek demli bir bardak çayın tadına varmak mutlu ediyor. Neden biz diye yazdığımı merak edeceksiniz. Bilinçaltım bana, benim gibi hisseden başkaları da olduğunu fısıldadığı içindir belki. Avucumda küçük kızımın küçücük eli olduğu halde yatlara bakarak yürüdüğüm ve düşünmekten, sormaktan uzak durmaya çalıştığım tatil günleri huzur doluydu. Şimdi bitmiş olmasına üzülmüyorum. Yalnızca bu şehirdeki işlerimi bir an önce toparlayıp tekrar ne vakit kaçabileceğimi hesaplıyorum.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT