BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilsem ki Döneceksin

Bilsem ki Döneceksin

Garson, karnına yediği son bir tekmeden sonra buzdolabının dibinde uyuşup kalınca Sabiha çantasını alıp lokantadan dışarı çıktı. Adım atmakta zorlanıyor, ne tarafa gideceğini bilmiyordu. Kendini bir an önce emniyetli bir yere atmalıydı.



Son bir gayretle yürümeye başladı Garson, karnına yediği son bir tekmeden sonra buzdolabının dibinde uyuşup kalınca Sabiha çantasını alıp lokantadan dışarı çıktı. Adım atmakta zorlanıyor, ne tarafa gideceğini bilmiyordu. Kendini bir an önce emniyetli bir yere atmalıydı. Yürüdükçe adımları yavaşladı. Gözleri iyice kapandı. Bir yerlere gitmekten vazgeçti. Uyumak için sakin bir köşeye ihtiyacı vardı. Hemen bir taksi durdurdu. Terminale gideceğini söyleyerek arka koltuğa oturdu. Yarım saatlik bir yolculuktan sonra terminale vardılar. Şoför taksi ücretini alabilmek için, genç kızı ayakta tutmaya çalışıyordu. Sabiha üzerindeki paranın yarısını taksiciye verdi. Taksiyi gönderdikten sonra şöyle bir etrafına baktı. Taksici, Sabiha’yı otobüs yazıhanelerinin önüne kadar getirmemişti. Terminalin girişinde bekleyen bir başka yolcuyu almak için genç kızı başından savmıştı. Ankara’ya gidecek olan hareket halindeki ilk otobüse binebilmek için önünde yüz elli metrelik bir mesafe vardı. Caddenin karşı tarafında ise at arabalarının üzerindeki çingeneler, yolun trafiğe açılmasını bekliyorlardı. Sabiha son bir gayretle yürümeye başladı...  Uzaktan duyulan hareketli bir keman sesiyle gözlerini açtı. Etrafına bakmasıyla yattığı yerden fırlaması bir oldu. İçerisi karanlıktı. Pencere ve oda kapısının üzerindeki camdan sızan zayıf ışık da olmasa nasıl bir yerde bulunduğunu fark etmeyecekti. Büyükçe bir odaydı. Bir sedirden başka eşya görünmüyordu. Kendini “Yüz Yıl Uyuyan Prenses” gibi uzun bir uykudan uyanmış hissetti. Şu anda neredeydi? Buraya kim tarafından ve nasıl getirilmişti? Bu coşkulu müzik sesi nereden geliyordu? Bir şeyler hatırlamaya çalıştı. Tepebaşı’nda gittiği lokantada yiyip içtiklerinden birine uyku ilacı konulmuş olabileceğini tahmin etti. Böylesine etkilendiğine göre muhtemelen içtiği kolaya karıştırılan ilacın dozu çok fazlaydı ya da etkisini uzun süre muhafaza eden bir ilâç türü olmalıydı. Lokantadaki kavgadan sonra caddeye çıkıp oradan uzaklaşmayı denemiş, yürümekte zorlanınca Ankara’ya dönmek için ani bir kararla hemen şehirlerarası otobüs terminaline gitmeyi düşünerek, karşısına çıkan ilk taksiye binmişti. Sonrasını hatırlamıyordu. Taksi onu terminal girişinde bırakmış, yazıhanelere doğru yürümeye çalışırken birileri kolundan tutarak yardımcı olmuşlardı. Kolundan tutanlar kimdi? Yüzlerini bir türlü hatırlamıyordu. Zaten o dakikadan sonrasında kareleri noksan bir filmin görüntüsü gibi yalnızca boşluk vardı. Kapıyı açmak istedi. Kilitliydi. Zorladı. Açamadı. Pencereye yaklaştı. İçeriden açılabiliyordu fakat dışarı çıksa bile bahçedekilere görünmeden bir yere gitmesi imkânsızdı. Bahçede neler olup bittiğini anlamak için kapının üzerindeki camdan dikkatle baktı. Kalabalık bir çingene grubu bahçedeki ağaçların altında büyükçe bir ateşin etrafında eğleniyorlardı. Birkaç çingene kızı keman ve darbukanın ritmine göre en kıvrak havalara, oyunlarıyla eşlik ediyorlardı. Yer sofrasının üzerinde şarap şişeleri ve meyveler vardı. Odanın kapısını zorla açsa, diğer odadan nereye geçebilirdi? Pencereden çıkmayı denerken onu görseler bile bahçe duvarlarına kadar koşması yeterliydi. Kaçış plânının ayrıntılarını düşünürken bahçedeki müzik yavaşladı. Darbuka tamamen sustu. Keman hüzünlü parçalar çalmaya başladı. Kapının camından tekrar baktığında şarap içenlerden bazılarının sızıp kaldığını gördü. Kadınların kollarında yürürken ayakta durmakta zorlananların evlerine gittiklerini tahmin etti... > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109156
    % 1.14
  • 3.8206
    % -0.38
  • 4.5076
    % 0.05
  • 5.1028
    % -0.67
  • 153.399
    % -0.43
 
 
 
 
 
KAPAT