BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > MGK, önce bunu görüşsün

MGK, önce bunu görüşsün

Kuyrukta ömür... Siz, buna “kuyrukta işkence” veya “kuyrukta ölüm” de diyebilirsiniz. Kuyruk; malum, bir iş görmek için dizildiğimiz sıra. ‘Sıra’ yerine pek sevimli olmasa bile ‘kuyruk’ daha yerleşmiş bir kelime. Kuyruğu ihlal edene yaşlı kimseler, öfkeyle bağırırlar “sıraya geç, bizim canımız yok mu saatlerdir bekliyoruz”. Halbuki “kuyruğa geç” denmez. Kuyruk sevimli bir laf olmadığı için devrin Halk Partilileri iktidardan düşürülen Demokrat Partililere “düşükler, kuyruklar” diye kulp takmaya kalkışmışlardı.



Kuyrukta ömür... Siz, buna “kuyrukta işkence” veya “kuyrukta ölüm” de diyebilirsiniz. Kuyruk; malum, bir iş görmek için dizildiğimiz sıra. ‘Sıra’ yerine pek sevimli olmasa bile ‘kuyruk’ daha yerleşmiş bir kelime. Kuyruğu ihlal edene yaşlı kimseler, öfkeyle bağırırlar “sıraya geç, bizim canımız yok mu saatlerdir bekliyoruz”. Halbuki “kuyruğa geç” denmez. Kuyruk sevimli bir laf olmadığı için devrin Halk Partilileri iktidardan düşürülen Demokrat Partililere “düşükler, kuyruklar” diye kulp takmaya kalkışmışlardı. Galiba bu kuyruk kelimesi, vaktinde yermek için çıkartılmış ama tutmuş gitmiş, hâlâ da gidiyor. Daha çok da sürüp gider. Öbür memleketlerde de kuyruklar varsa da en fazla bizde olduğunu tahmin ediyoruz. Para alırken kuyruk, borç öderken kuyruk. Vasıtaya binerken kuyruk vs... Hayatının ciddi bir bölümü kuyruklarda geçen hangi devletin vatandaşlarıdır? diye bir araştırma yapılsa Türkler birinci olur. Son numunesini en dramatik biçimde arefe günü hep beraber yaşadık. İki emekli, banka kuyruğunda vefat etti. Bazıları sakat sakat hüviyet kontrolüne sürüklendi. İnanıyoruz ki bayrama hazırlanan milyonlar, ekran başında üzüntü içinde kaldılar. Yine inanıyoruz ki bayram sohbetlerinin konularından biri de o ölümlerdi. Anlayamadığımız bir çarpıklık var. Sırf keyif için dağa tırmanıp da hayatlarından olanlara gösterilen ihtimam neden yaşamak için kuyruklara girmiş artık ‘dar’ bile değil şu kıt gelirlilere çok görülmekte? Onlarla alakadar olunmasın demiyoruz. Adaletin peşindeyiz. Anlayamadığımız bundan ibaret de değil. Dün değişik semtlerde değişik bankalara uğradık. Vaziyeti olanca çıplaklığı ile yaşamak istiyorduk. Her banka girilemeyecek kadar kuyruklarla doluydu. Bizzat gördük; ihtiyar insanlar, bir saat kadar bekledikten sonra sıra kendisine geldiğinde “biz elektrik faturası almıyoruz” cevabıyla ne hallere giriyorlardı. Veya su alınmıyordu... vs. Devlet Bakanı Kemal Derviş, faturaların Çemberlitaş Baharatçısından alınmış gibi türlü-baharlı rakkamlarla şişmesine şaşırmış. Bir bakan, hazinesinden sorumlu olduğu ülkedeki faturaların şu trajik sonuçlarından hangi yetkiyle gafil olur? Korkarız kuyruklardan da habersizdir. Ve yine korkarız ki diğer vekil veya bakanlar da bilmiyorlar. Öyle ya!.. Onlarınki otomatik ödemeyle karşılanıyor. Çok zaman kaç para verdiklerini bile bilemezler. MGK’da asıl bunlar görüşülmeli. Ve Derviş’in tabiriyle isyan etmeyeceği kesin olan bu millete teşekkür edilmeli. Şu acı hakikatlerden bütün sivil-asker bürokratlar, bakanlar, paşalar ve sorumlu mevkide olan herkes haberdar olmalı: a-Telefon, gaz, su, elektrik faturaları inanılmaz derecede şişkin gelmektedir. b- Bunların tamamı bir banka tarafından alınmadığından vatandaş kapı kapı, kuyruk kuyruk dolaşmaktadır. c- Emekli maaşları şehir hayatının vazgeçilmez masraf göstergeleri olan bu faturaları bile karşılamamaktadır. Vatandaşa eziyet niye? Emekli maaşı kuyruklara girilerek bir bankadan alınmakta. Elektrik faturası bir başka bankadan, su diğerinden, gaz öbüründen, cep telefonu berikinden ödenmekte. İç içe iki Türkiye’de yaşıyoruz. Birinde internet bankacılığıyla evden, ofisten ödemeler yapılmakta veya otomatik tediyeler olmakta... diğerinde de ölüme kadar varan yüz kızartıcı manzaralar yaşanmakta. Evet, evet, bırakınız idamı, şunu-bunu. Siz önce her gün psikolojik olarak idam olan vatandaşın derdine eğiliniz. Hükümet demiyoruz. Çünkü kuyrukta ölen zavallı yoksullar için başbakan da üzüldüğünü açıkladı. İnsan olarak üzülebilirler ama vekillerin, bakanların, başbakanların mes’uliyetleri de var. O da çare bulmak. Ölenin başında dövünen zaten oluyor. Şu hale bakınız... Bir ömür. Dövünenlere ve övünenlere hayretle bakmak ve kuyrukta azap çekerek geçmekte. Sanki insan, üç ömür veya beş ömür yaşıyor. Az gelişmiş, kalkınmakta olan... Bırakınız bunları doğrusunu diyelim. Geri kalmış memleketlerde zaman boldur. İnsan da çoktur. Onun için ikisinin de kıymeti yoktur. Böyle değilse şu gördüklerimiz niçin?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT