BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kemal Abi’nin haftalığı

Kemal Abi’nin haftalığı

Bu haftaki köşeye çokça bizim futbol yorumcularından inciler dökerek başlayacağız. Osman Tamburacı dostum G.Saray - G.Birliği maçı öncesi dedi ki: “Galatasaray’ın üç santrforu var ama, üçünü toplasan aranan tipte bir tane eder mi? Etmez...” Osman doğruyu söyledi de, ama eksiği vardı. Ağzı, bir Hakan Şükür etmezler diyemedi.



Şu bizim futbol yorumcuları! Bu haftaki köşeye çokça bizim futbol yorumcularından inciler dökerek başlayacağız. Osman Tamburacı dostum G.Saray - G.Birliği maçı öncesi dedi ki: “Galatasaray’ın üç santrforu var ama, üçünü toplasan aranan tipte bir tane eder mi? Etmez...” Osman doğruyu söyledi de, ama eksiği vardı. Ağzı, bir Hakan Şükür etmezler diyemedi. Eeee, onca sene Hakan’a yüklenip de sonradan teslim olmak var mı? Kâzım Kanat dostum da Beşiktaş - Kocaelispor maçının öncesinde dedi ki; “Beşiktaş tek santrforla başlayacak ama, ikinci yarıda Stavrum oyuna girecek.” Maç bitti, ben Stavrum’u göremedim. Deplasmanda sanırım oyuna girecek en son adam Stavrum olurdu. Kâzım işi süzemedi. Sanlı Sarıalioğlu dostum da dedi ki; “Büyük takımların tek forvetle oynamasını bir türlü anlamıyorum... Beşiktaş’ın orta alanı eksik kalıyor...” Yapma be Sanlı!.. Futboldan gelen yorumcuların içinde yazısını kendi yazan, ağzı kaliteli lâf yapanların başında Sanlı gelir... Ama iki fikri birbiriyle çelişiyor... Beşiktaş orta alanda eksik kaldığı için tek forvetle oynadı. Bilmem anlatabildim mi? Ünlü yorumcu hep saklanıyor! Hıncal Uluç arkadaşımız nedense canlı yayından sürekli kaçar. Kanal - 7’ye de çok çağırdım, hep kamera yolla dedi. NTV’de de banttan yayınlanıyor 90. Dakika programı... Ama en komiği Faik Çetiner’in Bizim Stadyum’u... Faik, yorumcumuz Hıncal Uluç’un görüşleri deyip basıyor bandı... Stüdyodaki konuklar cevap verecek ama, karşılarında kimse yok... Ne diye versinler... Nasıl ki Hıncal’ın görüşleri havada kalıyorsa, onlarınki de kalacak. Hıncal’ın gazetesi Sabah’ın televizyonunda bile banttan ahkâm kesmesi ne kadar komik değil mi? Ali Sami Alkış’ın acı sonu! Ali Sami Alkış dostum, Tercüman’ın ilavesi İnci’de tatbik sekreterliği yaparken, bizim Nejat Altav baba, yazılarda hata yakalama ustası Necati Bilgiç ve Taylan Uygur arkadaşım emekliliklerini istemişler, dolayısıyla da sayfa çizen sekreteryada boşluk doğmuştu. O zamanki müdürüm büyük gazeteci Necmi Tanyolaç da bana “Gazete içinde veya dışında bu işi becerebileceğine inandığın gençler varsa getir” demişti. Ben de Ali Sami Alkış’la Naci Arkan dostumu önermiştim. Geldiler, başarılı oldular. Ali Sami baktı ki sayfa sekreterliğinde hava yok, tuttu yazar oldu. Hem de hiç anlamadığı futbolu yazmaya başladı. Naci eski futbolcuydu, en kral biçimde altından kalktı. Ali Sami uzun süren mesai dostluğumuzda bizde, taviz vermeyen, inatçı, teslimiyetçi olmayan bir imaj bırakmıştı. Ama şimdi Star’ın Telegol’ünde yerlerde sürünüyor. Yalancı diyorlar, yutuyor... Sahtekâr diyorlar, yutuyor... Sen futboldan ne anlarsın diyorlar, yutuyor... Ah şu Fenikeliler yok mu? Para yerine elle tutulur bir haysiyet kavramı icat etselerdi ya... Liverpool dersi! G.Saray, Liverpool cehenneminden puan çıkardı. Mondragon büyük kaleciliğini gösterdi ve takımına böyle bir rakibe karşı rakip sahada nasıl oynanacağının formülünü iyi işletti. Yani Hıncal Uluç’un hücum futbolu sandalına binmedi. Binseydi batardı. G.Birliği maçında da orta alan beslenmeyince sıkıntı doğdu. Şayet İsmail’le kaleci Patrick’in armağanı olmasaydı G.Saray maçı alamazdı. Bu yazıyı Ali Sami Yen’deki büyük rövanştan önce yazdım. Şayet G.Saray, kendi saham diye yine çift forvetle oynar da, orta alanı yine bir kişi eksik bırakırsa, maçı alamayacağı gibi yenilmesi kaçınılmaz olur. Şunu anlayamadılar atmasyon meraklısı yorumcular; futbolda gol atmak için fazla forvetle oynamak çıkış yolu değildir. Tam tersine, rakibin savunmasını yayabilip, boşaltabiliyorsanız, geriden kopup gelenlerle sonuca daha kolay gidersiniz. Üstelik de bugün G.Saray’da gidenler kadar oyunu dar alana sıkıştırabilen, presle rakip boğan elemanlar yok... Demek ki orta alan beş elemandan kurulmalı... Bunları özelliklerine göre defansif ve ofansif ana kurguyla sahaya sürersiniz. Pozisyona göre değişimler olur... Bilmem anlatabildim mi? Gelelim şike olaylarına! Bir yangındır gidiyor. Ali Fevzi Bir’in ihbarları değerlendiriliyor... Bazı telekızlar sorguya çekiliyor... Bazı teknik direktörler savcının önüne çıkarılıyor ki bunların arasında Coşkun Demirbakan da varmış... Coşkun’un şike yaptığını gözümle görsem inanmam... Hakemler rüzgâra tutulmuş gibi dağıldı. Genel Kurmay artık yeter deyip, subay ve astsubay hakemleri geri çekmeye hazırlanıyor... Peki siz bu şike olaylarına inanıyor musunuz? Şike yapmak, ya da bir takımın futbolcularına soyunma odasında şike teklif etmek o kadar kolay mı? Haaa, bir hakemi ayarlayabilirsiniz... Tabii sütü bozuksa... Ama bir teknik direktör nasıl şike yapabilir? Diyelim ki, en kötü takımı sahaya sürdü... Peki o takımın direnip maçı almayacağı ne mâlûm? Amatör kümede anlaşmalı maç çok olur. Bu doğrudur. Ama, hele hele 1.Lig’de o kadar kolay mı? Haaa, hatır şikesi çok olmuştur. İddiası olmayan, düşene asılmaz... Ya da iddiası olmayan, şampiyonluğa gidenin yolunu kesmez... Bunu da futbolcular sahada birbiriyle konuşarak yaparlar ama, ortada para olmaz. Bu ülkede 50 yıldır şike palavrası atanlar daha bir gün bir şey ispatlayamamışlardır. Teşvik primi ise gırladır. Birileri çıkıp kuyuya bir taş atıyor, kırk kişi uğraşıp çıkaramıyor. Üstelik kuyuya taş atan da bir televizyonun genel yayın yönetmeni... Aynı yönetmen Aziz Yıldırım için de dayısının paralarını dağıtıyor diye bir palavra daha sıktı. Belli bir başka konudan patronu kanalıyla birinin dostlarını karalamaya çalışıyor. O biri kim mi? Kendisine sorun... Anahtar futbolcu! İtalya gibi futbolun endüstri haline geldiği, spor basınının çok acımasız olduğu ve de koyu katolik bir ülkede İnter’den başarısız olduğu gerekçesiyle dışlanmış bir Türk futbolcusu için “Anahtar futbolcu” yorumu yapılıyorsa, bizler bundan gurur duymalıyız. Ama aynı övgüden bu ülkedeki Hakan düşmanlarının da utanç duymaları gerekiyor. Hep söyledik; Hakan devamlı forma giyerse hangi takımda olursa olsun vazgeçilmez adam olur... Parma tehlikeli bölgeden sıyrılmaya başladıysa bunda en büyük pay Hakan’ındır. Tabii devamlı oynaması da Milli Takım için önemlidir. Anahtar futbolcu yakıştırması, Hakan’ın gol atmasa da gol kaçırsa da, bir takım için ne kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. İşte biz bunu sekiz senedir anlatmaya çalışıyoruz. Futboldan anlayanlar katılırken, futboldan hiç çakmayıp, televizyonlarda yorumculuk yapan, gazetelerde tenkit yazanlar da sanırım artık bizimle aynı çizgiye gelmişlerdir. Yoksa çağdışı kalmaya devam edeceklerdir. Doğru buymuş değil mi Daum? Dörtlü savunmayla doğru yolu buldun Daum demiştik. Sonra da 3-5-2’ye dönünce yapma Daum demiştik. Baktım Kocaeli’nde Alman hoca kafayı değiştirmiş ve doğru yöne çevirmiş... İlhan Mansız tek başına ilerde ama, orta alandaki beşliden her zaman en iyi arkadaşı destek veriyor. İşte Beşiktaş’ı şampiyonluk yolunda sürekli iddialı kılacak formül budur... Kimseye mavi boncuk vermeyeceksin Daum hoca... Ve şartlar ne olursa olsun sistemden dönmeyeceksin... Bak işte en zor geçmesi beklenen maçı kalende tek pozisyon vermeden kazandın. Haklı mıyım hoca? F.Bahçe savunması kaçarken... Denizli-F.Bahçe maçının en çarpıcı oluşumu nedir biliyor musunuz? Ne tartışılan firikik oluşumu, ne iki takımın attıkları diğer iki goldeki hatalar, ne de Rüştü’nün harika kurtarışları... Peki nedir? Bakın nedir... Özellikle maçın ikinci yarısının orta bölümlerinde, hemen hemen yarım saat, Denizlispor, F.Bahçe orta sahasındaki zaafiyet yüzünden kazandığı topları kâh ayağa, kâh koşu yollarına kullanıp F.Bahçe’nin üzerine giderken, F.Bahçe savunması geri geri taa cezasahasının içine kadar gömüldü. Bu ortamda Denizlispor boş şut denemeyip, duvar pası ve içeriye dripling denese Rüştü’nün de yapabileceği kalmazdı. Böyle bir futbol görüntüsü büyük bir zaafiyettir. Nedeni de, F.Bahçe’nin orta alanının sadece Simao’ya bırakılmasıdır. Yani hatalı savunma değil, orta alanın eleman eksikliğidir. Sanırım Lorant ve Oğuz bunu tesbit edebilmişlerdir. Dün Denizli akıl edemedi ama, yarın birileri dripling ve içeri duvar pası ile sızmayı denerse, Rüştü’nün de yapacağı kalmayabilir. Bülent Uzun’un eyyamı MHK işte bunlara dikkat edecek. Neye mi? Büyük kaleci olduğunu teslim ettikten sonra Mondragon’un Cafer’e yaptığı hareketi hem kırmızı kart, hem de penaltıyla cezalandıracaksın. Bunun tersine Cafer’e sarı kartı çekersen, iyi hakem unvanını çimene düşürürsün. MHK, sırf bu yanlışı yüzünden Uzun’u dinlendirmelidir.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT