BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilsem ki Döneceksin

Bilsem ki Döneceksin

Günbatımını seyrederek sahil yolunda son hızla gidiyorlardı. Yol boş denilebilecek kadar sakin, Necip Bey ise otomobil kullanırken çok rahattı.



‘İstanbul kültürü’ unutulup gitmişti Günbatımını seyrederek sahil yolunda son hızla gidiyorlardı. Yol boş denilebilecek kadar sakin, Necip Bey ise otomobil kullanırken çok rahattı. İstanbul’u uzaktan seyrediyorlardı. O hiç bitmeyen gürültü, o çıldırtan trafik gerilerde kalmıştı. Buna rağmen şehir dışında bile her yer siteler ve villalar tarafından acımasızca işgal edilmiş, şehir adeta nefes alamaz hale getirilmişti. Bu hengamenin içinde tarihi doku da büyük zarar görmüş, adını dünyaya “İstanbul kültürü” diye duyuran ne varsa unutulup gitmişti. Bu şehri, yarınlarda yaşatacak çözümler acilen bulunmalıydı. Yakın bir gelecekte artık çok geç olabilirdi. Korkunç tehlikeler, kara bir bulut gibi şehrin üzerine doğru gelmeye devam ediyordu. Bütün yollar İstanbul’a gitmemeli, evini ocağını sırtına yükleyenlerin bu güzelim şehri ekmek kapısı görerek yollara düşmelerine engel olunmalıydı. Bakışlarıyla uzaklarda kaybolan Sabiha’ya: - Ne düşünüyorsun? diye sordu Necip Bey. - İnsan böyle bir manzara karşısında ancak şiir yazabilir. - Hiç şiir yazdın mı? - Vaktim olmadı. Okul, dersler ve spor yeterince yoruyor. - Senin yaramazlık yapacak vaktin de olmamış. Sabiha gülümsedi. Üç yıl önce bir trafik kazasında kaybettiği anne ve babasının ne kadar disiplinli olduklarını hatırladı. Hayatı, onların vefatlarından sonra biraz hafiflemiş, bu defa da o hayata alışmış olmanın rahatlığını hissetmişti. Ondan her konuda başarı bekleniyordu. Büyükbabası ve babaannesi onu kendi haline bırakarak sadece sorumluluk duygusunu teşvik etmekle yetinmişlerdi. Sabiha’nın yaşıtlarından farklı olduğunu biliyorlardı... Necip Bey radyoyu açtı. Düğmesini sağa sola çevirdi. Kanallardan birinde Zeki Müren’in “Şimdi Uzaklardasın” şarkısını duyunca radyonun sesini açtı. Otomobilin içindeki hava bir anda hüzünlendi. Şarkının birkaç cümlesini sessizce dinlediler. Tatlı bir hüznün yaşandığı o büyülü atmosferin varlığını kimse dağıtmak istemedi. Radyo aynı sanatçının “Son bir defa gülümse, tesellim olsun,” adlı şarkısına geçince Necip Bey daha fazla sessiz kalamadı. - Kızlar şimdi beni de ağlatacaksınız. İsterseniz radyoyu kapatalım, dedi. Sabiha’nın gözleri dolu doluydu. Necip Bey yolun denize yakın olduğu bir yerde otomobili durdurdu. Şarkı bitince radyoyu kapattı. Aşağı indiler. Deniz kenarındaki kayalara gittiler. O sırada denizde tam karşılarında seyir halinde olan Hollanda bandıralı bir kuru yük gemisi geçiyordu. Güneş batmış, son ışıkların suyun üzerindeki veda valsini seyrediyorlardı. Akşamın karanlığı renklere karıştıkça onları kendine benzetiyor, bu geçiş aynı sahnenin birbirinden farklı versiyonlarını sunuyordu. Sabiha Ankara’ya döndüğünde tabiatın bu harika manzaralarını bir daha göremeyeceğini biliyordu. Dönüş hüznü daha şimdiden içine çökmüştü. Bir süre sessizce denizi seyrettiler. Lâle’nin ezberinden okuduğu kısa bir Orhan Veli şiirini dinledikten sonra yola çıktılar. Biraz sonra denize hakim bir tepe üzerinde, çam ağaçlarının çevrelediği düzlükteki lüks bir lokantaya geldiler. En pahalı otomobillerin sıralandığı bölümde kendilerine gösterilen yere park ettiler. Bahçedeki otomobillerin sayısına bakılırsa içerisi epeyce kalabalık olmalıydı. Onlar kapıya doğru yaklaşırken orkestradan hafif tempolu yabancı bir müzik sesi duyuldu... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT