BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Derin bir “oh!”

Derin bir “oh!”

Ülkenin birinde, eve gelen kabarık elektrik ve doğalgaz faturalarını korumalarına gösteren Ekonomi Bakanı “Faturalar herkese böyle mi geliyor?” diye sormuş. Korumalar da “evet” demişler. Bunun üzerine ekonominin en tepesindeki bakan “derin bir Oh!” çekerek: “Bu millet buna rağmen isyan etmiyor. Artık inanıyorum ki, bu ülkede isyan falan çıkmaz.” demiş.



Ülkenin birinde, eve gelen kabarık elektrik ve doğalgaz faturalarını korumalarına gösteren Ekonomi Bakanı “Faturalar herkese böyle mi geliyor?” diye sormuş. Korumalar da “evet” demişler. Bunun üzerine ekonominin en tepesindeki bakan “derin bir Oh!” çekerek: “Bu millet buna rağmen isyan etmiyor. Artık inanıyorum ki, bu ülkede isyan falan çıkmaz.” demiş. Düşünebiliyor musunuz değerli okurlarım, ezkaza bu olay bizim ülkemizde gerçekleşseydi kimbilir ne yapardık. “Allah başa vermesin. Evlerden uzak. Bir bakanın eve gelen elektrik faturalarından haberi yok” derdik. Eğer bu diyalog bizim ülkemizde gerçekleşseydi, ben bu köşeden; “Ödenmiş elektrik, su, doğalgaz faturalarınızı bakana gönderin” çağrısında bulunurdum. Hatta daha da ileri gider, muhtasar beyannamelerin, KDV beyannamelerinin, harç makbuzlarının, ilaç, benzin faturalarının, ıspanak, patates, şeker, ekmek fişlerinin, ücret bordrolarının fotokopilerini çeker bakana fakslardım. Bilgi için bir kopyasını da korumalara gönderirdim. Allah’tan böyle olaylar Türkiye’de olmuyor da bize de böyle bir iş düşmüyor. Birlikte ve sesli düşünelim. Eğer bu tür bir diyalog farklı ülkelerde geçseydi neler olurdu?. * AB ülkelerinde geçmiş olsaydı o Bakan istifa etmek zorunda kalırdı. * Japonya’da olsaydı o Bakan harakiri yapardı. * Kanada’da olsaydı birkaç gün evden çıkamazdı. * Arjantin’de olsaydı halk ayaklanması olurdu. * Gelişmiş birçok ülkede o bakan istifaya davet edilir, direnirse görevden alınırdı. * Yüzlerce faks, binlerce mektup gönderilir, telefonlar kilitlenirdi. * Sivil tepki yüzünden o bakan koltuğunda oturamazdı. İşte bunları düşününce tıpkı o ülkedeki bakan gibi “Derin Bir Oh!” çekerek “Şükürler olsun ki, bizim ülkemizde böyle bir bakan yok” demeyeniniz var mı? Acı yol... İnsanın akıllıca hareket etmesi için üç yol vardır. Birincisi yapacağı şey üzerinde düşünmektir, ki bu en “asil” yoldur. İkincisi önceden yapılmış iyi bir şeyi taklit etmekle olur. Bu en “kolay” yoldur. Üçüncüsüne gelince bu en uzun ve “acı” yoldur, deneyerek uğraşarak bulunan yol... Türk siyaseti hep “acı” yolu seçmiştir. “Asil” yolu seçmiş olsaydık, atacağımız adımlar üzerine düşünür, ülkeyi IMF’ye muhtaç etmeyecek politikaları seçer, bulurduk... “Kolay” yolu seçmiş olsaydık, önceden yapılmış iyi ve doğru politikaları taklit eder, ülkeyi borç kıskacına sokmazdık. Ancak “acı” yolu seçiyoruz. 40 yıldır ülkeyi deneme tahtasına çevirerek çıkış yolu bulmaya çalışıyoruz. Reha Muhtar “Acı var mı acı?” diye boşuna mı soruyor? Acıyı bal eyleyen bir başka ülke var mı? Demokratikleştirme... Toplumun demokratikleşme taleplerinin Öcalan’ın idamı, Kürtçe konuşma, Kürtçe yayın çerçevesine sıkıştırılmasına çok bozuluyorum. * İş adamlarının önce kelepçelenip daha sonra serbest bırakıldığı, * Vergi şamarı ile dayak yediği, * Günü gelmemiş kredilerinin geri çağırıldığı, * 40 kapılık bürokrasi cenderesinde işkence gördüğü, * Yanlış ekonomik kararlar yüzünden bütün sermayesinin yerle bir edildiği, * Haksız rekabetin, adaletsizliğin, anti-demokratik yasalar altında ezildiği, * Sanayicisinin dünyanın en pahalı elektriğini, suyunu, doğalgazını kullanmaya mahkum edildiği bir ülkede, hangi demokrasiden bahsediyoruz bir türlü anlamıyorum. Evet! Demokratikleşme istiyoruz. Ekonomide demokratikleşme istiyoruz. Dayaksız, hakaretsiz, şevkle yapılan bir üretim için, anlayış değişikliği, yönetim devrimi, düşünce dönüşümü istiyoruz. Artık, “Acı” yolu değil, “Asil” ve “kolay” yolu bulmalıyız.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT