BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > EKO LİFE

EKO LİFE

Vergisini veren, yatırımını yapan işadamı bürokratik engeller içerisinde debelenirken, mantar gibi her sektörde türeyen “korsanlar” şimdi de beyaz et sektörünü vuruyor. Bu konuya bu köşede yaklaşık bir 1 yıl önce de işaret etmiş ve Tarım Bakanlığı’nın tedbir alması çağrısında bulunmuştuk.



Korsanlar şimdi de ‘kanatlı’yı tüketiyor Vergisini veren, yatırımını yapan işadamı bürokratik engeller içerisinde debelenirken, mantar gibi her sektörde türeyen “korsanlar” şimdi de beyaz et sektörünü vuruyor. Bu konuya bu köşede yaklaşık bir 1 yıl önce de işaret etmiş ve Tarım Bakanlığı’nın tedbir alması çağrısında bulunmuştuk. Banvit Genel Müdür Yardımcısı Ömer Görener’den aldığımız bilgilere bakılırsa, değişen hiçbir şey yok. Görener, “Biz sadece AB normlarına birebir uyan yönetmeliklerin Tarım Bakanlığı tarafından uygulanmasını istiyoruz” diyor. Kanatlı et sektöründe en önemli aşamalardan birinin, Tarım Bakanlığı’ndan bir yetkilinin kesim sırasında hattın başında durması gerektiğini biliyoruz. Görener de buna işaret ediyor: “Bu mutlaka gereklidir. Çünkü, hayvanların sağlıklı olup olmadığına devlet kendisi karar verecektir. Öyle ki, veteriner olan bu kişinin maaş, yatak ve iaşe masraflarını o firma sahibi üstlenir. Ama buna rağmen Tarım Bakanlığı’na başvurduğunuzda ‘kadro yok’ cevabı alırsınız. Bunun arkasında amaç, kontrolü özel denetim adı altında bazı derneklerin güdümüne vermektir.” Devletten, sadece, ilgili yönetmelikleri uygulamasını beklediklerini ifade eden Görener, şunları söylüyor: “Maalesef bugün devletimizin çeşitli yetkilileri ilgili kanunları çeşitli sebeplerle uygulamamakta, korsan firmalar hızla artmakta ve büyüyüp serpilmektedir. Bu düşüncenin ardındaki mantık, ‘Birkaç garibana ekmek kapısıdır, bırakın onları!’ ise, haksız rekabete maruz kalan bizim gibi dürüst işadamlarının suçu nedir? Eğer kanunlar tam anlamıyla uygulanmış olsa, geriye bu işi hakkıyla yapan sadece 15 tane firma belki kalır. İzlenmeye çalışılan yol ise, ‘Sadece 3-4 firmaya sözde özel kontrolör koyup, AB normlarına uygun üretim yaptırıp, diğer korsan firmaların aynı şekilde denetimsiz ve kontrolsüz bir şekilde’ üretimlerine devam etmesidir. Örneğin su ürünlerinde, AB normlarına bir anda gelindi, korsan işletmeler kapandı, çok mu zor oldu? Hayır! Üretim de ihracat da aynı şekilde bu sektörde devam ediyor. Çünkü su ürünleri ile ilgilenen özel bir daire var ama biz kanatlı sektörün Tarım Bakanlığı’nda bir yeri yok. Problemlerimizi Bakanlık’taki birkaç yeri dolaşarak halledebiliyoruz. Eğer mesele AB’ye girmekse, neden hâlâ kanatlı sektöründe AB normlarını ve yürürlükteki kanunları uygulamıyoruz, anlamak mümkün değil. Herhalde, devlet hem daha fazla vergi toplamak hem de artan ihracat ile daha fazla istihdam sağlanmasını istemiyor!.. İnanın memleketimiz için çok üzülüyorum.” Şekerin beyazında Ermeni karası! Ermenilerin, özellikle de Fransız Ermenileri’nin sözde “soykırım” hayalleri bir türlü bitmek bilmiyor. Bizim Dışişleri Bakanlığı ‘uyurken’ Geçtiğimiz hafta içerisinde Avrupa Parlamentosu’ndan (AP) bu yönde bir rapor çıkarmayı da başardılar. Bu rapor, Ermeniler’in ne kadar güçlü lobi yaptıklarının bir ispatı olsa da, dış politikadaki pasifliğini sürekli eleştirdiğimiz Dışişleri Bakanı İsmail Cem hakkındaki görüşlerimizin de haklılığını maalesef bir kez ortaya koydu. Kesin olan bir şey var ki, şuna emin olun; AP’den çıkan bu raporun ardından Ermeniler, çok yakında, Türkiye’den toprak talebinde bulunacaklar. Hatta bu konuda, Avrupa’daki Ermeni zenginler “toprak” konusunda düğmeye bastılar bile... Lafı uzatmadan Ermeniler’in bu yeni oyununu hemen açıklayalım: Ermeni zenginler, son zamanlarda Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki özelleştirilecek şeker ve diğer atıl durumdaki tesislerine göz dikmişler... Bölge insanından bize aktarılan bilgilere göre, Ermeniler oralara gidip sürekli bu “işe yaramaz” tesisleri inceleyip duruyorlarmış. Bu bölgede yetişen pancarın “şeker kalitesi” çok düşük olmasına rağmen Ermeniler’in ısrarla niçin bu fabrikalarla ilgilendiği bölge insanının kafasını karıştırsa da perde arkasında yatan gerçeğin çok başka olduğunu biz belirtelim. Amaç, yarın bir gün dünyaya, Türkiye’den toprak talebinde bulunurken, “Bizim zaten orada tapulu topraklarımız var” diyebilmek... Ermeniler, aldıkları tapu sayesinde sadece tesislerin değil o toprağın da sahibi olacaklar. Çünkü Ermeniler toprak talebini uluslararası kuruluşların gündemine getirdiğinde, oradaki yetkililer, “Hani tapun?” diye soracaklar. Ermeniler de, “İşte” diyerek Doğu’da “özelleştirme” adı altında ele geçirdikleri, hiçbir işe yaramayan tesislerin tapularını önlerine koyacaklar. Ermeniler, daha önce de Doğu Anadolu Bölgesi’nde toprak almaya çalışmış ancak sağduyulu yetkililer sebebiyle bu emellerine ulaşamamışlardı. Şimdi bizim özelleştirme aşkı ile yanıp tutuştuğumuzu görünce, hemen “balıklama” atladılar. Hızlı bir özelleştirme furyası estiren Türk hükümetinin, işte bu noktada, bu “sinsi oyun” karşısında çok dikkatli olması gerekiyor. Kaş yapayım derken göz çıkarmayalım. Bizden uyarması. “Gökçeada’da açılan kumarhane KKTC’yi batırır” Türkiye’nin bir numaralı turizm bölgelerinden Gökçeada’da ‘kumarhane’ problemi devam ediyor. Gökçeada Belediye Başkanı Halil Rüştü Akgün’ün, bölgede kumarhane açmak için yürüttüğü çalışmalar devam etse de, bu konuda hükümetin vize vetosu sürüyor. İstanbul’da düzenlenen Turizm Fuarı’nı gezerek burada turizmin önde gelen temsilcileri ile görüştük. “Kumarhane işi ne aşamada?” diye sorduk. Turizm sektörünün öncülerinden olan bir yetkili, geçenlerde Başbakan Ecevit’e yaptıkları ziyaretle ilgili ilginç bir not anlattı. Olayı, bu işadamının ağzından aynen aktaralım: “Gökçeada’da turizm yatırımı yapan birkaç işadamıyla birlikte Başbakan Ecevit’i ziyaret ettik ve kendisinden Gökçeada’da kumarhane açılması izni istedik. Ama sayın Başbakan bize, ‘Eğer Gökçeada’ya kumarhane açılmasına izin verirsem, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ekonomisi çöker. Çünkü KKTC, kumardan önemli bir gelir elde ediyor. Şimdilik olmaz’ cevabı verdi.” Ecevit’in bu cevabı ile ‘şok’ olduklarını söyleyen işadamı, “Boynumuzu eğip çıkmaktan başka bir şey yapamadık. Oysa biz kumarhanenin bütün gerekçelerini açıkladık. Ülkemizde halen illegal yollarla kumarın oynandığını belirttik. Buradan kaçan vergi ve istihdam eksikliğinin ne kadar büyük boyutta olduğunu ifade ettik. Şunu kesinlikle söylüyoruz ki, Gökçeada’da açılacak bir kumarhane ile Yunanlılar olduğu gibi buraya gelecektir. Yunanlılar hatta İsrailliler bile KKTC’ye değil Avrupa’ya gidiyorlar. Milli davalarından dolayı KKTC’ye gitmeyenler Yunanlılar, Türkiye’ye gelebileceklerini söylüyorlar” diye dert yanıyor. Kumarhane sektöründe son durum işte bu... Devlet direniyor, turizmciler bastırıyor... Bakalım bu savaşı kim kazanacak?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT