BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Vakit iyice ilerlemişti. Bir ara gözüne, ileride ışıkları yanmakta olan karakol ilişti. Baktı kapıda da bir polis memuru elinde silahı olduğu halde nöbet bekliyor. “Bir şey çıkacağını sanmıyorum ama, şu memura bir danışayım” diyerek o tarafa yöneldi...



Arkadaşı Tarık, Kemal beyin şu anki durumunu ne kadar biliyordu? Kemal bey bunu bilmiyordu. O halde ne cevap verseydi bu sürpriz insana? Elbette ki, iyilik hoşluk dileyip bir iş görüşmesi için buralarda olduğunu, birazdan ayrılacağını falan söyleyip başından savacaktı. Öyle yapmaya karar verdi: -İyilik be dostum. Bir iş görüşmesiydi de. Zaten ayrılacaktım. Ama Tarık hiç de öyle konuşmadı: -Senin hakkında duyduklarım doğru mu? -Ne duymuştun? -Gerçi burda olduğuna göre doğru değildir ama senin için iflas etti, yurt dışına kaçtı diyorlardı. -Kim diyor ki? -Ne bileyim öyle duydum. -Görüyorsun Tarık, işte buradayım. Üstelik yurt dışına kaçacak bir işim yok benim. Ben neysem oyum. -Canım ben elin yalancısıyım. Yoksa bana ne kim ne yaparsa yapsın. İster yurt dışına kaçsın, ister yurt içine beni ilgilendirmez. -İyi, haydi görüşürüz. -Görüşürüz Kemal bey. Tarık’ın sözlerinden hiç hoşnut olmadığını belli eden soğuk bir tarzda el şıkışıp onun yanından ayrıldı Kemal. Zaten Tarık da, çok önceleri kendisini gördüğünde neredeyse kandilli temenna yapacak kadar hürmet gösterirken bu kez, yarı alaycı yarı arkadaş vari sormuştu hal hatırını. Kemal bey yeni bir durum muhakemesine girişmişti: “İşte halin bu Kemal. İşte insanların hali de bu. Ne demişler, “varsa paran pulun herkes senin kulun, yoksa paran pulun tımarhane yolun!” Haydi kendine yer beğen? İşlerin aksi gitmeye görsün bir kez. Dost bildiğin insanlar yardımcı olmak için halini hatırını soracağına, ardından olmadık senaryo üretiyorlar. Hey gidi dünya hey...” Bu duygularla epey yürümüştü kalabalık sokaklarda... Artık vakit iyice ilerlemiş hava kararmaya başlamıştı. Bir ara gözüne, ileride ışıkları yanmakta olan karakol ilişti. Baktı kapıda da bir polis memuru elinde tomsonu olduğu halde nöbet bekliyor. “Bir şey çıkacağını sanmıyorum ama, şu memura bir danışayım” diyerek o tarafa yöneldi. Bir yandan da az önce Tarık’ın sözlerini düşünüyordu. “Ya yurt dışına kaçtı dedi kodusu ciddiye alınmışsa. Ya ismim emniyete falan yansımışsa? Olur mu olur, burası Türkiye” diye geçirdi aklından. Karakol nöbetçi memurunun hizasına gelmişti: -Memur bey iyi akşamlar. -İyi akşamlar, buyurun. -Ben bir şey danışacağım ama? -Adres falan mı? -Yok yok, cüzdanım çalındı da. -İçeriye geçip sorun beyefendi. İçeride arkadaşlar var. “Hay Allah” dedi Kemal. Oysa kendisi ayak üstü bir çare üretebilirse üretecek yoksa vazgeçecekti. Ama şimdi kendi ağzıyla kendini, içeriye girme konusuna mecbur etmişti. Geri dönemezdi artık. Merdivenlerden yavaş ve bıkkın adımlarla içeri geçti. Masa başındaki bir polis memuruna yaklaştı: -İyi akşamlar memur bey. -Buyurun? -Ben cüzdanımı çaldırdım da. -Şu ilerideki odaya geçin. İfadenizi oraya verin beyefendi. -Pe-ki. Kemal bey, nihayet ifadesini verebilecek memuru bulmuştu. Durumu anlatırken, memur bey hiç öyle heyecanla falan dinlemiyordu. Hayret etti ama memur onun hayretine bile fırsat tanımadan sordu: -Nerede çaldırdın beyefendi? -Şirinevler’de? -Ne zaman? -İşte öğle saatlerinde falan. -Niye şimdiye kadar şikayet etmedin? -Ne bileyim, umutsuzdum doğrusu. Ama içinde kimliğim, kartlarım vs. var. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT