BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sabote etmeyin

Sabote etmeyin

ANAP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, AB tartışmalarından, idam cezasının kaldırılmasına, koalisyon ortakları arasındaki sıkıntılardan erken seçime kadar birçok konuda gazetemize önemli açıklamalarda bulundu. Yılmaz, “Hiç kimsenin AB gibi milletin üçte ikisinden fazlasının desteklediği bir projeyi sabote etme hakkı yoktur” dedi.



Ordu karşı değil AB için referandum yapılması konusunda ‘ısrarcı’ olmadığını söyleyen ANAP lideri, şöyle devam etti: “Ben kurumsal olarak TSK’nın AB üyeliği hedefine karşı olduğuna inanmıyorum. Farklı seslerin çıkmasını ise, tabii karşılamak lazım. Kimse karnından konuşmamalı ve yorumlar yapmamalıdır. AB yapay bir gündem değildir. Hiç kimsenin milletin üçte ikisinden fazlasının desteklediği bir projeyi sabote etme hakkı yoktur.” ANKARA- ANAP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusunda kimsenin karnından konuşmaması gerektiğini ve yine kimsenin bu projeyi sabote etmeye hakkı olmadığını söyledi. Yılmaz, idam cezasının kaldırılmasının devletin milli bir politikası olduğunu, ana dilde yayın ile eğitim serbestisinin ise iddia edildiği gibi Türkiye’yi bölmeyeceğini kaydetti. Seçim 2004’te Yılmaz, kamuoyu yoklamalarında iktidar partileri ile birlikte muhalefetin de barajın altında göründüğünü söyledi. Yılmaz, buna rağmen, ANAP’ın seçimlere ve baraja ilişkin bir endişesinin bulunmadığını ve “ANAP’ın ölüsünün bile barajı geçeceğini” savundu. Yılmaz, geçtiğimiz hafta yapılan liderler zirvesinde 2004 Nisanına kadar zorunluluk olmadıkça erken seçime gidilmemesi konusunda mutabakata varıldığını da açıkladı. ANAP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, gazetemizin Ankara Temsilcisi ve Medya Grup Başkanı Nuri Elibol’a gündemdeki konulara ilişkin önemli açıklamalar yaptı. Yılmaz’ın, Elibol’un sorularına verdiği cevaplar şöyle: Elibol: Türkiye’nin AB’ye girmesi konusunda devletin tüm kurumları arasında bir mutabakat mevcut mudur? Yılmaz: Türkiye, yaklaşık 200 yıldır batılılaşma çabası içindedir; Avrupa Birliği’ne üyelik, Türkiye’de herhangi bir hükümetin, partinin, kişinin tercihi değil, ülkenin milli bir politikasıdır. Bu hususta tartışmasız bir mutabakat vardır. Farklı düşünceler, Türkiye’yi milli bir hedef haline gelmiş bulunan Avrupa Birliği üyeliğinden alıkoyacak güçte ve derinlikte değildir. Netice itibariyle kendi iradelerine bakılırsa bütün partiler AB üyeliğini desteklemektedir. Bütün kurumlar desteklemektedir. AB’ye tam üyelik Türkiye’nin devlet politikasıdır. Eğer, bu politikada bazı kurumlar, bazı siyasi partiler, hatta hükümet ortağı bazı partiler, farklı bir noktaya gelmişlerse, bu konuda tereddütler ortaya çıkmışsa, bu konuda kısır tartışmalara girmek yerine bence yapılması gereken bu aşamada milletin hakemliğine gitmektir. Yoksa bu konsensusu muhafaza ettiğimiz sürece bir referanduma gerek yoktur. Ama eğer bu konsensus bozuluyorsa, bazı kurumlar, bazı partiler, bazı kuruluşlar şu veya bu nedenlerle devletin bugüne kadarki resmi politikasından farklı görüşlere gelmişlerse o zaman bu tartışmanın yapılıp hakemliğinin millete bırakılması lazımdır. Onu söylüyorum. Hiçbir kurum, hiçbir parti tek başına bütün milletin geleceğini ilgilendiren bir konuda karar alma yetkisine haiz değildir.” ‘Kimse karnından konuşmasın’ Elibol: Referandum önerinize Sayın Başbakan ve Sayın Çiller’den büyük tepki geldi. Neler oluyor? Yılmaz: Bana göre Türkiye’nin kaderini ilgilendiren, Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren böyle bir konunun ne kadar çok tartışılırsa o kadar yararı vardır. Herkes görüşlerini açıkça ortaya koymalı, hiç kimse karnından konuşmamalı, hiç kimse dublör kullanmamalı, herkes kendi fikrini, açıkça ortaya çıkıp, cesaretle söylemeli. Bu tartışmaların yoğunlaşması bir sürpriz, beklemediğimiz bir şey değil. Türkiye’nin AB yolunda mesafe almasına paralel olarak, biz tam üyelik müzakerelerine yaklaştıkça iç kamuoyunda bu tartışmaların yoğunlaşması gayet doğaldır.” ‘TSK ve Avrupa Birliği’ Elibol: AB konusunda TSK’nın yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yılmaz: Ben kurumsal olarak TSK’nın AB üyeliği hedefine karşı olduğuna inanmıyorum. Bazı konularda farklı hassasiyetlerinin bulunmasını ise, tabii karşılamak lazımdır. Önemli olan bu hassasiyetleri ne görmezlikten gelmek, ne de olduğundan farklı bir boyuta taşıyarak bir engel havası vermemektir. Nitekim kamuoyuna yaptığı bütün açıklamalarda TSK, AB üyeliği desteğini belirtmiştir. Kopenhag Kriterleri’ni yerine getirmemizden sonra Avrupa Birliği politikasında TSK ile en küçük bir ayrılığın kalmayacağına inanıyorum. Diğer yandan kendilerine güvenleri olmayan, milletin tepkisinden korkan birtakım çevrelerin TSK’nın arkasına sığınma gayretleri ülkemizde yeni değildir. AB konusunda da benzer bir tavır dikkati çekmektedir. Ülkemizde Avrupa Birliği konusunda en net görüş ortaya koyan ve üyelik sürecine hazırlık hususunda da çalışmalarını en titizlikle yürüten kurum TSK’dır. TSK’yı kendi görüşlerine kalkan etmek isteyenler, bunun yerine, bu kurumun görüşlerini ortaya koyma ve hazırlıklarını yürütme konusundaki hassasiyetlerini paylaşırsa, ülkemiz için daha hayırlı olacağına inanıyorum.” Elibol: MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç, ‘Türkiye AB’den en ufak destek görmüyor. Türkiye’yi ilgilendiren milli sorunlara menfi bakıyor. Türkiye’nin Amerika, Rusya ve İran’ı da içine alacak şekilde alternatif bir arayışa girmesi gerekir” diyor. Bu görüşleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Yılmaz: Ben, bunların üzerinde çok düşünülecek öneriler olduğuna inanmıyorum. Olsa olsa o toplantının heyecanı içinde tepkisel olarak dile getirilmiş şeyler olabilir. Kişisel olduğu ifade edildiğine göre üzerinde fazla durmaya da gerek yok. AB olayı, bazılarının sandığı gibi bir yapay gündem değildir. AB olayı, Türkiye’nin kaderini ilgilendiren en hayati meselesidir. Türkiye bu meseleyi tartışmakta geç kalmıştır. Türkiye bu konuda eksik bilgilendirilmiştir. Çoğu zaman yanlış ve amaçlı bilgilendirilmiştir. Buna rağmen devletin bu konudaki resmi politikası halkımızın en az yüzde 70’i tarafından benimsenmiş ve desteklenmiştir. Ben inanıyorum ki, bu tartışma bütün açıklığıyla toplumun önünde yapılırsa bu destek daha da artacaktır. Hiç kimsenin de milletin üçte ikisinden fazlasının desteklediği bir projeyi sabote etmeye hakkı yoktur. Koalisyon ortağı olan üç parti de ulusal programın altındaki imzalarına sadıktır ve bu hedeflere bağlıdır. Aramızdaki fark uygulamada.” ‘MHP idamın kaldırılması için imza attı’ Elibol: İdamın kaldırılması, Kürtçe yayın ve Kürtçe eğitim konusunda koalisyon ortağınız MHP’nin çekinceleri var. Ulusal konularda siz yeteri kadar hassas davranmıyor musunuz? Yılmaz:Ne bizim ne de MHP’nin, ne de diğer partilerin milliyetçiliğinden, vatanseverliğinden hiç kimsenin en küçük bir şüphesi olmamalıdır. Elbette her siyasi partinin milliyetçilik yorumu farklıdır; öyle de olmak zorundadır. Ancak, idam, Kürtçe yayın gibi konular, bizim milliyetçilik anlayışımızla çelişen hususlar değildir. MHP’nin anlayışıyla da çelişen konular olmamalı ki, altında bu partinin de imzası olan Ulusal Program’da bu alanlarda yapılacak düzenlemeler açıkça belirtilmiş ve herhangi bir itirazla karşılaşılmamıştır. MHP’nin son günlerde bu konularda getirdiği eleştirileri saygıyla karşılamakla birlikte, kendi adımıza katılmıyoruz. Ancak, bu itirazların, söz konusu alanlarda Türkiye’nin gerçekleştirmeyi, altına imza attığı programla taahhüt ettiği düzenlemelerin engellenmesi veya bir sorun kaynağı haline getirilmesi noktasına varmayacağına inanıyorum. ‘İdamın kaldırılması milli politikadır’ Elibol: İdamın kaldırılmasına MHP’nin yanı sıra muhalefet de karşı çıktı. Bu şartlarda idam cezasının kaldırılması zorlaşır mı? Yılmaz: Türkiye, Ulusal Programında idam cezasını kaldırmayı taahhüt etmiştir. İdam cezası sonuçta kaldırılacaktır. Bunu şimdi yapmakla ileriki bir tarihte yapmak arasında çok fazla bir fark olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla, zaten yapılacak olan bir işlemi, çok uzun süre geciktirmenin, ülkemize sıkıntıdan başka bir şey getirmeyeceğini görmek durumundayız. Ama elbette karar verecek olan yüce Meclis’tir. İdamın kaldırılması devletimizin milli bir politikasıdır ve yalnızca ANAP’ın ya da mevcut hükümetin konusu değildir.” ‘Ana dilde eğitim ülkeyi zora sokmaz’ Elibol: Ana dilde radyo-tv yayınına imkan sağlayan RTÜK yasa tasarısının Meclis’ten geçeceğine inanıyor musunuz? Ana dilde eğitim ve yayın hakkı Türkiye’nin önüne yeni bir azınlık tartışması getirmez mi? Yılmaz: Türkiye, korkularına mahkum olacak kadar aciz, zayıf, kendine güvensiz bir ülke değildir. Ana dilde yayın Türkiye’nin ne birlik ve beraberliğine darbe vurur, ne de başka sorunlar açar. Tam tersine, yıllardır yaşanan bir sorunu ortadan kaldırarak ülkemizin yeni ufuklara yönelmesini sağlayacak bir hareket alanı oluşturur. Ana dilde eğitim hakkı eğitim dilinin değişmesi değildir. Türkiye’de eğitim dili Türkçe’dir, resmi dil Türkçe’dir ve ilelebet böyle kalacaktır. Burada sözkonusu olan tıpkı diğer kültürel etkinliklerin öğretildiği kurslar gibi belirli bir bölgede konuşulan bir dilin meraklıları tarafından öğrenilebilmesine imkan tanıyacak mekanizmalara imkan tanınmasıdır. Bu da tıpkı yayın konusu gibi ülkenin birlik ve beraberliğine halel getirecek, Türkiye’yi zora sokacak bir husus değildir. Tam tersine bu tür açılımlarla Türkiye enerjisinin boşa harcanmasına yol açacak birçok gereksiz tartışma kendiliğinden sona erecektir.”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109156
    % 1.14
  • 3.8206
    % -0.38
  • 4.5076
    % 0.05
  • 5.1028
    % -0.67
  • 153.399
    % -0.43
 
 
 
 
 
KAPAT