BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanc

Kıskanc

Evliliğinin ilk günlerini hayal etti. Rüya aleminde ilerliyordu sanki... Ne çabuk bitivermişti yollar. Ne zaman bulmuştu bir bankamatik? Ne zaman çekmişti ticarikarttan parayı? Ne zaman binmişti bir taksiye? Ne zaman gelmişti gece yarısı büroya o da anlamamıştı...



Rüya âleminde ilerliyordu sanki Kemal bey, karakoldan ayrılırken dokunsalar ağlayacak haldeydi. “Neydi Allahım bu başıma gelenler?” dedi. “Acaba hata mı yapıyorum?” diye düşündü. Öyle ya, bir öfkeye kurban etmişti her şeyi. Dönmemeye yemin mi etmişti? Hayır. Hanımına “Bir daha ne ölüme gel ne ölüne gelirim!” gibilerden laf mı etmişti? Hayır. Ya ne olmuştu? Bağırıp çağırmalardan sonra, “Ne halin varsa gör!” demiş, Berrin de “Madem öyle sen görürsün” gibilerden söz söyleyip çekip gitmişti. “Yahu” dedi. “Beni takip eden adamlar olmasa, bu iş beni bu kadar zora sokmazdı.” İşte bu sebeple ne yapacağını şaşırmıştı. Aslında o bir bakıma kendinden kaçmak için harekete geçmiş, nasılsa Berrin’in bir gün kendisini arayacağını düşünmüştü. Güldü acı acı. “Kadın milleti ha” dedi. “Bir de kadın milleti çok hassastır. Çok ince ruhludur” derler. Oysa şu çektiğim sıkıntıya bak. Ben onca malımı mülkümü ona feda ettim. Paralarımı bankada hesabına yatırdım. Belki parayı görünce benim kendisine bir kastım olmadığını, onu çok sevdiğimi anlar dedim. Ama anlamadı işte. Anlamadı. Ve beni aramadı bile. Bir kez olsun aramadı... Arabaların klaksonları duygularına hançer olup sokuluyordu. Geceler hep böyle orada burada mı geçecekti? “Bu böyle olmaz!” dedi. Yine erkeklik bende kalsın. Gidip kendi ellerimle götüreyim ona yaptığım sürpriz emaneti. Diyeyim ki, bana öfke dolu gözlerinin içine baka baka: “Al hanım, aç da bak bu kutuya. Sana ne yazdığımı anla!” O der ki bana: “Madem böyle düşünüyordun da niçin böyle saçma sapan bir yol buldun?” Derim ki o zaman: “Bakalım beni ne kadar seviyordun? Sedef’e tembih etmiştim. Demiştim ki, “Kızım eğer Berrin hanım beni arar da görüşmek istediğini söylerse, ona kendisine vermek üzere bir emanet bıraktığımı söyle” Bu şekilde bana olan sevgini test etmek istemiştim. Ama maalesef bu sınavı kaybettin. Ama ben seni öyle seviyorum ki, bak sana yine geldim. Sonra evliliğinin ilk günlerini hayal etti yüreği burkularak. Bir rüya aleminde ilerliyordu sanki... Ne kadar da çabuk bitivermişti yollar. Ne zaman bulmuştu bir bankamatik? Ne zaman çekmişti ticarikarttan parayı? Ne zaman binmişti bir taksiye? Ne zaman gelmişti gece yarısı büroya o da anlamamıştı. Hiç kimsenin olmadığı bir hanın sadece giriş katında lamba yanıyordu. “Kimbilir içeride in cin top oynuyordur” dedi. Bu saatte kendine içeride pusu kuracak halleri yoktu ya arayan serserilerin? Etrafına bakındı? Kimsenin gelip geçtiği yoktu. Asansöre yöneldi. Tam o esnada bir öksürük ve ardından bir ses yankılandı kulaklarında: -Hey nereye? Yüreği ağzına geldi. “Tamam Kemal!” dedi. “Bu iş buraya kadar.” İşte kendini arayan adamlar onu bekliyorlardı. Hem de gecenin bu vaktinde. Hem de koskoca handa kimsecikler yokken. Şimdi bir kenara çekecekler, vücuduna kurşunları dolduracaklar. Kendisini kanlar içinde yere serip, bir gölge gibi karanlık sokaklarda kaybolacaklardı. Benzi sapsarı olmuş halde geri döndü. Orta yaşlarda bir adamdı. Kendisine ürkek ve temkinli yaklaşan bir adam: -Siz kimsiniz? -Ne demek siz kimsiniz beyefendi? Asıl siz kimsiniz? Gecenin bu saatinde ne işiniz var burada? -Ben mi? -Ben değil ya, tabii ki siz? Bu saatte bu handa kimsenin olmadığını bilmiyor musunuz? Kemal rahatladı biraz. Az sonra birken iki hatta üç olacağını zannettiği halde, adam hâlâ tek kişi olarak durdurmuştu onu. Demek ki bu hanın bekçisiydi. Teyit etmek için sordu: -Siz necisiniz? Bu handa görevli bekçi falan mısınız? -Evet, gece vardiyası bana ait. -Sizi şimdiye kadar hiç görmedim? Hem neden üzerinizde güvenlik elbiseniz yok? -Orası sizi ilgilendirmez. Dedi. Oysa o akşam yıkamak için evde bırakmıştı. Zaten onun derdi bu adamdı, elbisesi değil. -Siz kimsiniz bu handa mısınız? dedi. Kemal “Tabii ki” deyip firmasının ismini söyleyince bekçi bu kez biraz yumuşadı. Ama öyle “Peki efendim”ci bir tipe benzemiyordu: -Peki nerden bileyim bu şirkette çalıştığınızı? > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT