BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HANGİ İSTANBUL

HANGİ İSTANBUL

Aşağıda iki ayrı İstanbul portresi bulacaksınız. Biri tarihçi Ekrem Bey’in eski İstanbul’u, diğeri bir eski İstanbullu’nun öfkesi. “Hangi İstanbul?” diye sorsam sonuç nüfus yapısı gibi çıkar mı? Yani yüzde 90’ı yeni İstanbul, yüzde onu eskisi der mi?



Aşağıda iki ayrı İstanbul portresi bulacaksınız. Biri tarihçi Ekrem Bey’in eski İstanbul’u, diğeri bir eski İstanbullu’nun öfkesi. “Hangi İstanbul?” diye sorsam sonuç nüfus yapısı gibi çıkar mı? Yani yüzde 90’ı yeni İstanbul, yüzde onu eskisi der mi? “Vaktiyle imparatorluğun İstanbul’u başkaydı; taşrası başka... Bir kere İstanbul’un valisi yoktu. Dolayısıyla İstanbul’un meclis-i idaresi de yoktu. Dolayısıyla İstanbul’da seçim de olmazdı. Hatta meclis-i mebusan kurulduktan sonra her vilayetin seçilmiş meclis-i idare azaları mebus oldular. İstanbul’da bu iş mesele oldu. Çünkü seçilmiş meclis-i idare azalığı İstanbul için meçhuldü. İstanbul halkı askere alınmazdı. (Askerlik mecburi olduktan sonra bile) İstanbul erkekleri memurluk yapardı ve bu da askerlikten sayılırdı. Çünki eskiden devlet memurları ve ilmiye sınıfı askeri sayılırdı. İstanbul mahkemelerinin teşkilatlanışı bile taşradan farklıydı. İstanbul’un dili, yemekleri, giyim kuşamı hep taşradan farklıydı. Cumhuriyetten sonra bile İstanbul payitaht olma şuurunu içten içe sürdürdü. Ankara’dan gelen talebelerin pasosuna taşra talebesidir diye damga vurulurdu. Ancak bugün öve öve bitiremediğimiz o güzel ahlak ve terbiye, saray vasıtasıyla Beşiktaş’a, oradan İstanbul’a, oradan da bütün imparatorluğa, oradan da dünyaya yayılırdı. Bugün bütün bunlar tatlı ve hüzünlü birer hayal oldu.” Ve Engin Ardıç’tan bugünün İstanbul’u: “Anadolu, intikamını da kötü almıştır, çok kötü almıştır. Önceleri ürkek, sonra giderek artan bir hızla daha da küstah ve pervasız şekilde, İstanbul’a göçmüş. Sonuç, bir adacıkta kıstırılmış, paralısı ‘karşı tarafa’, Anadolu kıyısına kaçmış (kadere bakın!), parasızı eski mahallesinde kalakalmış, bir milyon kadar İstanbullu, ve onları halka halka kuşatmış, dokuz milyon kadar her köşeden köylü ve kasabalı... Köylü, artık apartman kapıcılarının ilk kuşağı gibi çekingen falan da değildir, ‘sayısal üstünlüğünün’ verdiği güçle. İstanbul onu ‘absorbe’ edememekte, o İstanbul’u kemirmektedir artık. “ RUHBAN OKULU Patrikhane, Heybeliada Ruhban Okulunu açmak istiyor, biz de “açamazsın” diyoruz. Buyurun, açın, desek bize ne zararı olur? “Sen kimsin ulan?” demezseniz ben “Hiçbir zararı olmaz, aksine faydası olur” diyeceğim. Zararlarını alt alta sıralasalar ben de -etime buduma bakmadan- faydalarını sıralayabilirim. Söylenebilen tek şey şu: Efendim orada vatana millete zararlı insanlar yetiştirirler. Peki aynı adamlar vatana millete zarar verecek adamları yurt dışında yetiştirip, eğitip getirseler yapabilecek birşeyimiz var mı? Ne yani, eğitimden sonra yurda giriş yapanları havalaanında durdurup beyninin, düşüncesinin, duygusunun fotoğrafını mı çekeceğiz? Kabul etmek lazım, çok katı da değiliz. Eğer açacakları okulun milli eğitime ya da YÖK’e bağlanmasını kabul ederlerse düşünebilirmişiz. Bunu da anlayamıyorum. Adamların kendi dinleri için yetiştirecekleri adamları nasıl eğiteceklerinden, ne öğreteceklerinden bize ne? ..... Bize ne ama, bunu Patriğin ABD’ye kimin uçağı ile gittiğine takılıp kalanlara anlatmak kolay değil.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT