BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilsem ki Döneceksin

Bilsem ki Döneceksin

Dolu dolu bir öğle sonrası geçirmişlerdi. Kızlar Süha Bey’in ara sokaklarda vakit kaybetmemesi için Mecidiyeköy’de cadde üzerinde indiler. Tekrar tekrar teşekkür ederek vedalaştıktan sonra eve doğru yürümeye başladılar. Lâle şaşkın bir yüzle sordu: - Düğün değil, bayram değil. Bu güzel günü kime borçluyuz?



Dolu dolu bir öğle sonrası geçirmişlerdi. Kızlar Süha Bey’in ara sokaklarda vakit kaybetmemesi için Mecidiyeköy’de cadde üzerinde indiler. Tekrar tekrar teşekkür ederek vedalaştıktan sonra eve doğru yürümeye başladılar. Lâle şaşkın bir yüzle sordu: - Düğün değil, bayram değil. Bu güzel günü kime borçluyuz? - Bu sözler bana mı? - Bilmem. - Süha Bey hoş bir insan. Bilmediğimiz pek çok şey anlattı. Uygulamalı bir ders yaptık. Durum bundan ibaret. - Bu ders için aylarca seni mi bekledi? Bence bu teklif yalnızca sana yapıldı. Diğer öğrenciler nedense uygulamanın dışında tutuldu. Sabiha bu tartışmanın tatsız bir sona doğru sürükleneceğini anlamakta geç kalmadı. Süha Bey’in teklifinde belki hoş olmayan hususlar vardı, fakat Lâle’nin duygularında kıskançlık belirtileri seziyordu. Onunla arkadaşlığını böyle sevimsiz bir ilişkiye dönüştürmek istemiyordu. - Süha Bey henüz beni tanımıyor. Sakın sana ulaşmak için beni aracı yapmış olmasın. - Bana ulaşmak için yanlış bir zaman. - Neden? - Birinden hoşlanacaksam yaşıtım olmalı. Konuyu değiştirme. Bence onun muhatabı sensin. Bunun tek bir açıklaması var. Adam senin farklı olduğunu hemen anladı. - İstanbul’un yerlisi olmadığım doğru. - Hayır, mesele o değil. - Mesele hoşlanmak değil. Her öğretmen öğrencilerine ücretsiz ek ders verebilir. Sabiha konuyu kapatmak istedikçe Lâle buna müsaade etmiyor, içindeki vesvese rüzgârları sürekli yön değiştiriyordu. Sabiha, Süha Bey’in konuşmak istediği konuyu yol boyunca neden açmadığını düşündü. Yalnız olmadıkları için mi çekinmişti? Yoksa Lâle haklı mıydı?.. Sonraki günlerin neler getireceğini düşünürken adımları hızlandı. Lâle’nin yorulmasını, nefes nefese kalmasını istiyordu. Şu anda onu susturmanın en etkili yolu bu gibi görünüyordu.  Necip Bey televizyonda Türk sinemasının problemleriyle ilgili bir açık oturum programını seyrederken bir ara sıkıldı. Etrafına baktı. Bir süre kızların ders çalışmalarını izledi. Sabiha’nın bütün dikkati elindeki ders kitabındaydı. Televizyonun sesinden etkilenmiyor, ders çalışırken gözü dünyayı görmüyordu. Oysa Lâle ona benzemiyordu. Önündeki defterin arka sayfasına kurşun kalemle anlamsız şekiller karalıyor, bir şeyler mi düşündüğü yoksa vakit mi geçirdiği belli olmuyordu. Aynı yaş grubunda ve benzer bilgileri öğrenmelerine rağmen karakterleri birbirinden çok farklıydı. Bir yönetmen olarak canlı ve cansız varlıkları çok iyi gözlemliyor, yine de insanoğlunun davranış biçimlerine çoğu zaman mantıklı bir çözüm getiremiyordu. İyi bir insan, bazen çok yanlış bir karar verebiliyor ya da en büyük doğrular, kötü ve suçlu insanların pişmanlık sözlerinde hayat buluyordu. Bazen de toplumdaki en geçerli değer yargıları, paranın acımasız gücüne teslim oluyordu. Bazı hakikatler öylesine ustaca gizleniyordu ki haklı ve haksız birbirine karışıyordu. Yönetenler ve yön vermesi gerekenler görevlerini unutunca onlara bu hatırlatmayı yapacak mekanizmalar bir türlü harekete geçmiyorlardı. Adaletin tecelli etmediği bir dünyanın filmleri de eğlencelik olmaktan kurtulamıyordu. Ahlak kurallarının zayıfladığını anlatan sahneleri bu sinema salonunda seyredenler, o anda başka meşguliyetler içinde oldukları için ne yazık ki söz konusu mesajlar amacına ulaşmıyordu. Loş ışıklı sahnelerin biri bitmeden diğeri başlıyordu. Sonuçta kazanan film değil, karanlıktı. Necip Bey bugün bu evde meslek hayatının en büyük kazancını yaptığını düşünüyordu. > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 110329
    % 0.91
  • 3.8553
    % -0.22
  • 4.5445
    % -0.12
  • 5.1446
    % 0.02
  • 155.844
    % -0.03
 
 
 
 
 
KAPAT