BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Havada kaç dakika?..

Havada kaç dakika?..

Kulakları çınlasın, bir arkadaşımız vardı; Süha... Hem aile dostu, hem iş ortağı, hem de bir anlamda öğretmeni olan kişiden bahsederken, şöyle derdi: -Angie, önceleri bana "şöyle yap" dediği zaman, hemen itiraza başlıyordum. "Yok, öyle değil böyle yapmak lazım... Çünkü senin söylediğin değil, doğru olan budur" diyordum... Ama işim de bir türlü büyümüyor, olduğu yerde duruyordu...



Kulakları çınlasın, bir arkadaşımız vardı; Süha... Hem aile dostu, hem iş ortağı, hem de bir anlamda öğretmeni olan kişiden bahsederken, şöyle derdi: -Angie, önceleri bana "şöyle yap" dediği zaman, hemen itiraza başlıyordum. "Yok, öyle değil böyle yapmak lazım... Çünkü senin söylediğin değil, doğru olan budur" diyordum... Ama işim de bir türlü büyümüyor, olduğu yerde duruyordu... Sonra akıllandım!.. Ona itiraz etmemeyi öğrendim... O bir şey söylediği zaman kesinlikle ağzımı açmıyordum... Ama ağzımı açmasam da, kafamın içinde onun söylediklerinin kritiğini yapıyordum. Hatta bazen tavsiyelerinin ne kadar saçma, anlamsız, boş olduğunu bile düşünüyordum... Önceden, itiraz ettiğimde, en azından neye itiraz ettiğimi, yani neyi anlamadığımı görüp; önüme çıkabilecek aksaklıkları ve kendimi düşürebileceğim kuyuları bilen ve ona göre tedbirler alan Angie, itirazlarım kesilince bu imkanı da bulamıyor, ve işim tepetaklak oluyordu... Şimdi mi?.. Şimdi, bana diyor ki; "-Havaya sıçra!.." Ben hemen soruyorum, diyorum ki; "-Angie, havada kaç dakika?.." § Bu yazıyı okurken de (bile, dahi) düşünen oldu mu acaba; bu isim niye Süha, ve niye diğeri Angie?.. Ne işiymiş bu?.. Niye bu örneği verdi şimdi?.. Kimi kastediyor bu yazısında?.. Bunları bana sorabilse birileri, belki cevaplarını alacak ama sormadığı zaman, zihninde kendi bulduğu cevapları doğru sanacak!.. Acaba nedir yapmamız gereken?.. ..... Görevlisi olduğun "Danışma" noktasına, bulunduğunuz şehrin bir yabancısı yaklaşıp diyor ki: "Filan yer ne tarafta?.." "Şu tarafta" diye cevap veriyorsun... Ama soruyu sormuş kişi sana tekrar soruyor: "Peki, niye o tarafta?.." § Güvenip muayenehanesine gittiğin, ücretini ödeyip tepeden tırnağa kadar da muayene olduğun doktor sana bazı ilaçlar veriyor... Sen şöyle dersen doğru olur mu: "Peki, niye kullanacağım ki bu ilaçları?.." § Küçük bir bebek var, "moccuk moccuk" emmekte olan, annesini... Bu bebek günün birinde kaldırıp başını dese ki; "Peki anne ya, ben niye emmek zorundayım ki seni, ve bu sütler niye hep senin memenden çıkıyor ki?.." ..... Şimdi bu anne, bu küçük bebeğe, bir bebeğin sindirim sistemini ve anne sütünün içinde neler bulunduğunu nasıl anlatabilsin? Ve bütün annelik tecrübelerini... Şimdi bu doktor, bu sıradan hastasına karaciğerin veya böbreğin çalışma sistemini nasıl anlatabilsin? Ve bütün hekimlik tecrübelerini... § Uzatmaya gerek yok sanırım; bizim resmimiz de, memleketin resmi de ortada!.. Ama her gazetede, her televizyonda, her okulda, her büroda, her devlet dairesinde, her fabrikada, her evde, yani her yerde neredeyse bütün diller ve neredeyse bütün beyinler; "PEKİ AMA, NİYE" sorusuyla meşgul... Ama başaranlar kim, bilin bakalım? "Niye sıçrayayım ki, sıçrarsam elime ne geçecek ki, sıçramanın mantığı ne ki, sen kendin sıçradın mı ki", diye sormak yerine; "Sıçradığım zaman havada kaç dakika kalayım?.." diye sormayı seçenler.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT