BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çanakkale

Çanakkale

Sefir Van Wangenheim, Enver, Talat ve Cemal Paşalarla toplantı üzerine toplantı düzenler ve nefis Türkçesi ile pembe tablolar çizer. Masa başındaki planlara göre Almanlar batıdan bastıracaktır, biz doğudan. Hudutlarımız kavuştuğu an dünya elimize geçmiş olacaktır. Hayallerle yola çıkanlar üç günde, 6 asırlık imparatorluğu dağıtırlar.



Bazı derslerin beylik soruları vardır, her imtihanda çıkar. Mesela tarih hocaları "I. Dünya savaşını hazırlayan sebebleri yazınız" sorusunu sıkça sorarlar. Talebeler lafı uzun uzun Fransız İhtilali'nin getirdiği değişimde, gelişen hürriyet fikrinde, milli duyguların alevlenmesinde gezdirir, faturayı Avusturya Veliahtı'nı öldüren komitacı Sırp'a kesiverirler. Elbette bunlar da tesirlidir ama asıl dert "rant meselesi"dir. Asrın başında Avrupa'da dengeler değişir. Sömürgecilik yarışında nal toplayan Almanlar denizlerde de güçlenir ve uzak topraklara göz dikerler. Önce 3B (Berlin- Boğaz- Basra) eksenine yerleşecek, bilahere 5B (Baltık- Bükreş- Bosfor- Bağdat- Bombay) hattını ele geçirecek ve sözümona dünyayı yöneteceklerdir. Bu tavır, uzak ülkelerde tek kale maç yapan İngilizlerin hoşuna gitmez. Zira Britanya'nın hırslı çocukları Hindistan'a yerleşmekle kalmaz, Şattü'l Arab ve Süveyş'i sahiplenirler. Fransızlar ise (biraz da Ermenilerin hatırına) Suriye ve Güneydoğu Anadolu'ya niyetlenirler. Rusya ise bitmez tükenmez insan ve toprak kaynaklarına rağmen sefalet içindedir. Sıcak denizlere inemedikçe bu böyle sürüp gidecektir. Hasılı Boğazlar vaad edilince düşünmeden "he" der, itilaf devletlerinin yanına geçerler. Üç ahbap çavuşlar Osmanlı İmparatorluğu o günlerde çok bunalımlıdır. Abdülhamid Han tahttan indirilmiş, Beylerbeyi Sarayında köhne bir odaya kilitlenmiştir. Yönetime el koyan Enver, Talat ve Cemal Paşalar maceracı ve gözü karadırlar. Almanlar özellikle Enver Paşa'yı avuçlarına alırlar. Öyle ki İstanbul'a kalkan trenlerin üstüne bile "Berlin-Enverland" yazarlar. Talat Paşa idadi (ortamektep) diploması bile olmayan bir postacıdır. Ancak mason olunca önü açılır. "İttihat ve Terakki militanlığı"ndan, "Dahiliye Nazırlığı"na çıkarılır. Ancak o komitacılıktan vazgeçmez. Rakiplerini katlede katlede yükselir ki kanlı Babıali baskını bunlardan sadece biridir. Cenab Şehabeddin'e göre Tâlat paşa, ünlü Bulgar komitacısı Sandasky'e taş çıkartacak kadar "habis zekalıdır" ünlü yazar onu "ağ ören, tuzak kuran, pusuya yatan, harmanyola çeviren bir hilekâr" olarak tarif eder. Cemal Paşa ise gittiği her yerde darağacı kurduran, karışıklıklarda önce Müslümanları astıran, müstehzi, kibirli ve zalim biridir. Yanına yaklaşılmaz. Ermeni hayranıdır ve bunu saklamaz. Arabları şirazeden çıkarmak için ne gerekiyorsa onu yapar. O günlerde Almanya'nın İstanbul sefiri Baron Van Wangenheim toplantı üstüne toplantı düzenler, nefis Türkçesi ile pembe tablolar çizer. "Siz doğudan biz batıdan bastıralım. Hudutlarımız birbirine kavuştuğu zaman bizi kim tutabilir?" der. Hiç yoktan savaş Bu kurt politikacı ne yapar yapar bizimkilere bir anlaşma imzalatmayı becerir. Buna göre Rusya itilaf devletlerine katılır ve Almanya savaşa sürüklenirse Osmanlılar da harbe girecekdir. Halbuki imzaların atıldığı saatlerde Rusya çoktan cephede yerini almış ve Almanya resmen savaş ilan etmiştir. Enver Paşa'nın bunu bilmemesi mümkün değildir. Sırf "Wangenheim'in tatlı hatırı için" koca imparatorluğu maceraya sürüklemek akılla, mantıkla izah edilebilecek bir gaf değildir. Çok geçmez Goeben ve Breslau adlı iki Alman zırhlısı Cezayir kıyılarındaki Fransız hedeflerini saldırır, İngiliz donanması tarafından sıkıştırılınca bize sığınırlar. İngilizler efendi efendi gelir ve bu iki geminin karasularımızdan çıkarılmasını isterler. Ancak Enver Paşa bu iki zırhlıyı satın aldıklarını söyler. Alman gemicilerine fes giydirmekle meseleyi halledeceğini zanneder. Midilli ve Yavuz adını alan zırhlıların kumandanı Amiral Souchon bizim safları kolay kandırır ve Karadeniz'de talim izni çıkarır. Souchon halatları toplar toplamaz Rus limanlarına dayanır. "Osmanlı bayrağı altında" Odessa, Kefe ve Novorossisky'i bombalar. İki Rus gemisini ve bir Fransız vapurunu batırır ki artık savaş kaçınılmazdır. Avrupa'da kan gövdeyi götüredursun Osmanlı- Rus savaşı Kafkaslara yayılır. Doğrusu şu ki başlangıçta Rusya perişan olur. Zira İngilizler onlara vaad ettikleri silahları yollayamazlar. Çar o kadar ağlar, o kadar ağlar ki bizi hedef yapar. Bunun üzerine Churchill, Çanakkale'ye yüklenir. Hesaplarına göre ikinci bir cephe Osmanlıları Kafkaslar'dan çekecek, hele Boğazlar ele geçerse savaş çabucak bitecektir. İngiliz Harbiye Nazırı Lord Kitchener bu fikri şiddetle destekler. Avustralya ve Yeni Zelanda'dan getirilen askerlerin (Anzakların) yöreye ulaşması ile saldırıya geçerler. 19 Şubat sabahı bombardıman başlar. Donanma birkaç ehemmiyetsiz isabet alır ama bizim dış tabyalarımız tamamen elden çıkar. Komuta Almanlar'da Çanakkale savunmasını önceleri Esat Paşa yönetir, ancak ıslah olmaz bir Alman muhibi olan Enver Paşa komutayı ondan koparırcasına alır Mareşal Liman von Sanders'e bağışlar. Liman Paşa riski sever, düşmanın karaya çıkmasına müsaade eder. Evet böylece İngilizler'e daha fazla zayiat verir ama bizim kayıplarımız da büyük olur. Ama o kırabildiği kadar düşman kırmaya bakar, fidan boylu çocuklarımızın ölümünü umursamaz. Zaten o devir savaşları gereğinden fazla kanlıdır. Anadolu'nun gayretkeş çocukları gözlerini kırpmadan dövüşür, süngü ile makineli tüfeğin üzerine yürürler. Mehmetçikler, savaşı düşman mevzilerine girip gırtlak gırtlağa boğuşmak sanırlar. Ölüm mü? Zerre kadar göz-lerinde yoktur. Askerlerimiz aç ve çıplaktır. Soğuk dayanılmaz olunca, kum torbalarını bozup elbise yamar, sırf bu yüzden savunmasız kalır, hedef olurlar. İşin en acı yanı yükselme hırsı ile dikkat çekmek isteyen genç subaylar gereksiz çıkışlar yapar, beyhude riskler alırlar. Mesela Seddülbahir çarpışmalarında düşmanın 10 bin, bizim ise 16 bin kaybımız vardır. Halbuki savunan tarafın az zayiat vermesi temel kuraldır. Hele bir ara cepheye gelen Enver Paşa aklı sıra şov yapar. 19 Mayıs günü düşmanı denize dökmek için göstere göstere taarruza kalkar. Yalınayaklı kalabalıkları muhkem mevzilerin üstüne salar. O gün İngilizler sadece yüz ölü verirler, biz ise 9 bin yiğidimizi kaybederiz. Malzeme kaybı tam bir felakettir. 20 Mayıs günü 4 koca tümen tanınmayacak haldedir. Muaveneti milli Ama denizde güzel şeyler olur. Muavenet-i Milli adındaki küçücük bir torpidobot koskoca Goliot zırhlısını batırır. Bunun üzerine Amiral Fisher elinde kalan son güçlü gemiyi (Quenn Elizabeth'i) İngiltere'ye yollar. 25 Mayısta Majestic, 26 Mayısta Triumph zırhlısı batırılınca donanma tamamen çekilir. Savaşın en kahredici yanı İngilizler'in tam 400 topu, 15 bin hayvanı ve 140 bin askeri yanıbaşımızdaki mevzilerden (tek zayiat vermeden) tahliye etmesidir. O mangalda kül bırakmayan Almanlar ayakta uyur, kurmaylarımız düşmanı topluca imha edecekleri "yegane" fırsatı ellerinden kaçırırlar. Halbuki bazı noktalarda mevziler fısıltıları duyacak kadar yakındır. Hatta zaman zaman nöbetçiler birbirlerine sigara atarlar. Hasılı Çanakkale'de çeyrek milyon evladımızı kaybederiz ki bunların kahir ekseri yedekzabittir. Doktordur, mimardır, baytardır, ressamdır, öğretmendir, mühendistir. Abdülhamid Han'ın yıllardır Avrupai bir tedrisatla yetiştirdiği değerli gençler kitleler halinde ölürler. Eh, bu saatten sonra cehalet, işsizlik, fakirlik ve gerilik kaçınılmazdır ve öyle de olur. Çoğumuz "Aynalı çarşı" türküsünü Çanakkale havası sanarız, halbuki bu yanık ezgiler Kastomonu'da dile gelir. Düşünebiliyor musunuz Kastamonulu kadınların neredeyse tamamı dul kalır. Enver Paşa, Osmanlı Devletini, Enverli İmparatorluğuna çevirebilmek için daldan dala atlar. Çanakkale zaferinin sarhoşluğuyla çocuklarımızı Galiçya cephesine yollar. Yenilir ama aldırmaz. Ardından 110 bin yiğidi Allahüekber dağlarına sürüp telef eder, kurtlara kuşlara yem yapar. Gelişmeleri takip edemediği için Süveyş büsbütün elimizden çıkar, Kut-ül Amare'de müthiş bir bozgun yaşar. Irak ve Suriye ile yollarımız ayrılır. Hepsi bir yana 1915 de Çanakkale önlerinden çevrilen donanma "sadece birkaç sene tehirle" İstanbul önlerine demirler ve daha büyük bedeller ödemek zorunda kalırız. Bu arada "ölüsü bile dünyanın 4. büyük gücü" sayılan koca ordu erimiş gitmiş, Anadolu işgal edilmiştir. Halbuki Abdülhamid Han ısrarla savaştan kaçar ve dünya birbirini hırpalayacağı günlerde diri ve zinde kalmanın hesaplarını yapar. Ulu hakan'ın onyıllar boyunca yetiştirdiği kaliteli insan gücü heba olduğu için Türkiye kalkınma yarışından kopar. Balkanlar ve Ortadoğu'da TC eksenli bir milletler topluluğu kurma fırsatı elden kaçar. İngilizler bir sürü kırık dökük Arap devleti kurup, petrol rezervlerine çöreklenirken biz çıplak dağlar ve kuru taşlarla yetiniriz. Kerkük'ü bile elimizde tutamadığımız için (ki öz be öz Türk'tür) bu gün bir litre benzine 4 kilo süt parası veririz. Anadolu'da ölemediler Memleketi feryatlar sarınca üç kahraman komutan (!) yurt dışına kaçar. Cemal ve Talat Paşa gurbet ellerde (Biri Berlin'de biri Tiflis'te) kurşunlara gelir. Ancak Enver Paşa hâlâ maceracıdır. Bunca sıkıntıdan sonra bir avuç Buharalı ile koca Rusya'ya kafa tutmaya yeltenir. Evet asker gibi ölür ama ceremesini Ortaasya Türkleri çeker. Savaşın en netameli günlerinde Bulgaristan münferit olarak sulh yapar ve bu cendereden az bir kayıpla sıyrılır. Ama biz sırf "Almanları korumak ve kollamak" uğruna risk üstüne risk alır, üç kıtaya yayılan muhteşem İmparatorluğu mirasyedi gibi dağıtırız. Bütün felaketlere rağmen her 18 Mart'ta piyesler, müsamereler düzenliyor, göğsümüzü gere gere "nasıl yendik ama" diyoruz. Sanki birinci dünya harbinde topyekûn mağlup olan ve Sevr'de idam fermanı imzalayan biz değiliz... Resmi geçitler, fener alayları, şarkılar, şiirler... Çanakkale adı üzerinde zafer. Büyük zafer! Ama ucuz değil... İnanın hiç ucuz değil. Küçük Nusret'in büyük işi İşgalciler savaş boyunca titizlikle mayın tarar ve boğaz yolunu garantiye alırlar. Ancak Nusret gemisinin kaptanı Yüzbaşı Hakkı sisli bir gecede akla hayale gelmeyeni yapar, fırıl fırıl dönen projektörlere rağmen burunlarının dibine kadar yaklaşır ve 26 adet mayın bırakır. Donanma 18 Mart sabahı tekrar hücuma kalkar. İlk topu atma şerefi Triumph zırhlısına bağışlanır. Ancak Agememnon zırhlısı beklenmedik bir anda yara alır, İnfexible zırhlısı ise yanmaya başlar. Amiral de Robeck buna rağmen ilerleme emri verir ve felaket başlar. Bouvet, İrresistible ve Ocean zırhlıları mayına çarparak batar. İnfexible karaya oturur. Hasılı suya bırakılan her üç mayından biri hedefini bulur. Bu zaferin tek bir kahramanı vardır: "Yüzbaşı Hakkı!" Ama bu büyük asker ne yazık ki tebrikleri kabul edemez. Zira yaşadığı büyük heyecan yüzünden kalp durmuş, şehit olmuştur.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 110248
    % 0.84
  • 3.8277
    % -0.93
  • 4.5278
    % -0.49
  • 5.1355
    % -0.16
  • 155.463
    % -0.28
 
 
 
 
 
KAPAT