BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Emanetin sahibini bekleyenler

Emanetin sahibini bekleyenler

Bir gerçeği unutmamak zorundayız. Öyle yapmadığımız takdirde önümüzdeki problemleri çözmemiz imkânsız. Birçok alandaki tıkanma da bundan ileri geliyor.



Bir gerçeği unutmamak zorundayız. Öyle yapmadığımız takdirde önümüzdeki problemleri çözmemiz imkânsız. Birçok alandaki tıkanma da bundan ileri geliyor. Biz, bir büyük kültürün, o kültürün yapıcısı bir büyük imparatorluğun çocuklarıyız. Şuuraltlarımız bu değişmez doğruyla dolu. Misakı milliyi beton duvarlar farz edemezsiniz. Misakı milli zaruretin mahsulüdür. Karşımızda olanlar da yanımızda bulunanlar da bizi tarihi hüviyetimizden tecrid ederek düşünmüyorlar. Düşünmezler, düşünemezler. O gaflet yakın tarihe kadar Türk aydınına şırınga edilmekteydi. Şimdilerde uyanma yönünde bir kıpırdanış farkediliyor. Günümüz gazetelerinin okunabilirlik nisbetlerini tayin etmek imkânsız. Hele bir yazarın kendisini kaç kişinin okuduğunu bilmesi hiç mümkün değil. Gazeteler, satılan nüshalar kadar okunmuyor. Bir de internet okuyucuları var. Hatta saat farkından dolayı Avustralya, Amerika gibi bazı memlekettekiler İstanbul’daki okuyucularımızdan önce bize ulaşabilmekteler. İnternet üzerinden birçok dostlarımız oldu. Avustralyalı bir okuyucumuzdan bayramdan önce aldığımız bir elektronik postadan hacca gideceğini öğrendik. Vazifesini yaptıktan sonra da Sidney’e dönüşünde iki hatırasını bizimle paylaştı. O iki küçücük gibi görünen dev hatıra da tıpkı şu gün bile Nijerya’da cuma günleri sultan II. Abdülhamid Han’ın isminin hutbede okunması kadar ürpertici. Onca misyonerlik faaliyetine rağmen bu netice akıl alır gibi değil. Bize yazılanlar şöyle.. Avustralya’daki vatandaşımız, arkadaşlarıyla birlikte hac seferine çıkınca program icabı bir gün Endonezya’nın başkenti Jakarta’da kalmaları icap ediyor. Jakarta’ya inip otellerine vardıktan bir süre sonra şehri dolaşmaya çıkarlar. Namaz vakitlerinden birinde de merkezdeki İstiklal Camii’ne giderler. Namazdan sonra cami imamıyla tanışılır. Bu 25 yaşında bir din görevlisidir. Bizimkilerin Türk olduklarını öğrenince yüzlerine bakarak büyük bir merakla şunu sorar? -Emaneti ne zaman alacaksınız? Ne cevap verdiklerini merak edebilirsiniz. Siz olsaydınız ne cevap verirdiniz? Onlarınki de benzeri sözler olmalı. Haremi şerife, Mekke’ye varınca da bu defa tanıştıkları bir Sudanlı Müslüman onları şaşırtır. Sudanlı, sanki Endonezyalı imamla daha evvelden konuşmuştur. O da Türkleri sorgular: -Emaneti ne zaman alacaksınız? Emanet ne? Emaneti bırakanlar kim? Alınacak zaman ne vakit? Emanet... Emanet... Emaneti taşımaya liyakati kaybedince o şeref elimizden kayıp gitti. Liyakati kazanınca da tekrar sahip olabiliriz. Onun için tarihe de coğrafyaya da, siyasi meselelere de AB’ye de, kullandığımız Türkçe’ye de bu perspektifi ihmal etmeden bakmak mecburiyetindeyiz. Kökten kesilmiş ulu bir çınarın taze sürgünleriyiz. Afrika’nın merkezindeki Nijerya ve Sudan’dan Pasifik’in ortasındaki Endonezya’ya kadar gözler bu sürgünde. Sadece onlar mı? Emanetin sahibini bekleyenler her tarafta.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT