BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Misyonerlik faaliyetlerine dair birkaç söz

Misyonerlik faaliyetlerine dair birkaç söz

Misyonerlerin çok değişik metotları varsa da, bugün başta Kitab-ı mukaddes ve İnciller olmak üzere çeşitli kitap, dergi, gazete ve broşürlerin, audio ve video kasetlerin, CD ve DVD’lerin dağıtılması, dil kursları, radyo, televizyon ve internet aracılığıyla muhtelif yayınların yapılması şekliyle sürmektedir.



Bu makalemizde bir nebze misyonerlik faaliyetlerinden bahsetmek istiyoruz. Takdir edileceği üzere, bu geniş konunun bir haftalık makaleye sığdırılması mümkün değildir. Bu bakımdan, bundan sonraki makalelerimizde, önemine binaen zaman zaman bu konuya temas etmek istiyoruz... Misyonerlik nedir ve ne zaman başlamıştır? Genel bir tarif yapmak gerekirse, henüz Hıristiyanlığı kabul etmemiş olan ülkelerde, çeşitli faaliyetler halinde yürütülen Hıristiyanlık propagandasının her türüne “misyonerlik”, bu işlerden herhangi birini yapan kişiye de “misyoner” denir. Misyonerlerin çok değişik metotları varsa da, ana hatlarıyla söylemek gerekirse, bugün, başta Kitab-ı mukaddes ve İnciller olmak üzere çeşitli kitap, dergi, gazete ve broşürlerin, audio ve video kasetlerin, CD ve DVD’lerin dağıtılması, dil kursları, radyo, televizyon ve internet aracılığıyla muhtelif yayınların yapılması şekliyle sürmektedir. Ayrıca bizim ülkemizde, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa gibi büyük şehirler başta olmak üzere, muhtelif vilayetlerde kurdukları yayınevleri ve pek çok ilde mevcut kiliselerinde görevli olan kişilerin şifahi çalışmaları, “kilise-ev”lerinde ve diğer normal ev sohbetlerindeki propagandalarıyla da devam etmektedir. Hıristiyan batı kültüründe “misyonerlik” adı verilen faaliyetin târihi, Hıristiyanlık dîni kadar eskidir. Bu faaliyette bulunan papaz, râhip ve çeşitli Hıristiyan din adamlarına “misyoner” denilmiş ise de misyoner aslında, Hıristiyanlık dînini yayma gayreti içinde olan her kişinin genel adıdır. Matta İncili’nin son bölümü olan 28. bölümü’nde “Son Buyruk” başlığını taşıyan kısımda Hazret-i İsa’ya isnad ve izafe edilen şu cümleler, misyonerliğin temelini teşkil eder: “Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle(sebeple) gidin, bütün ulusları (milletleri) öğrencilerim olarak yetiştirin. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh (Ruhu’l-Kuds)’un adıyla vaftiz edin. Size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek(kadar), her an sizinle birlikteyim.” Markos İncili’nin son bölümü 16. bölümdür. Orada: “İsa, öğrencilerini bütün dünyaya gönderiyor” başlığı altında şu cümleleri görüyoruz: “İsa onlara şöyle buyurdu: “Dünyanın her yanına gidin, Müjde’yi bütün yaratılışa duyurun. İman edip vaftiz olan kurtulacak, iman etmeyen ise, hüküm giyecek...” Buna benzer cümlelere, Luka İncili’nin 24. bölümü (36-53. ayetler), Yuhanna İncili’nin 20. bölümü (19-23. ayetler), Elçilerin İşleri 1. bölümü’nde (6-8. ayetler) de rastlıyoruz. Her müslümanın i’tikadı şöyledir ki, bugün Nasranilik veya Hıristiyanlık diye adlandırılan İsevilik, Allahü teâlâ tarafından İsâ aleyhisselâma gönderilen hak bir din (semavi bir din) idi. Hazret-i İsâ, otuz yaşında iken Yahûdî kavmine peygamber olarak gönderildi. Kendisine on iki kişi inandı. Bunlara Havâriyyûn (yani Havârîler) denir. İsâ aleyhisselâm, üç sene bu dîni bizzat kendisi yaymaya çalıştı. Havârîlerin dışında çok az kimse inandı. Yahûdîler, bu peygamberi beğenmediler. Çok yumuşak huylu olduğunu ileri sürdüler. Kudüs’teki Roma vâlisine şikâyet edip ortadan kaldırılmasını teklif ettiler. Vâli, askerlerine emir verip yakalanmasını ve çarmıha gerilmesini istedi. Hazret-i İsâ’nın saklandığı mağarayı, daha önce kendisine inanan ve az bir menfaat karşılığında dîninden dönen Yehuda (İskaryot) adında biri, Romalı askerlere haber verdi. Allahü teâlâ, bir mûcize olarak, o anda Yehuda’yı İsâ aleyhisselâm şekline çevirdi, ona benzetti. Romalı askerler, Yehuda’yı, İsâ olmadığını söylediği hâlde, çarmıha gererek öldürdüler. İsâ aleyhisselâm ise göğe kaldırıldı. Bu husus Kur’an-ı kerimde şöyle bildirilmektedir: “Biz, Allah’ın peygamberi Meryem oğlu Mesih İsa’yı öldürdük” demeleri sebebiyledir ki, (kendilerini rahmetimizden kovduk). Halbuki onlar onu öldürmediler; onu asmadılar da. Fakat (öldürülen ve asılan adam) kendilerine (İsa) gibi gösterildi. (O adam, Celaleyn tefsirinde belirtildiğine göre, Yahudilerin İsa aleyhisselam nezdinde bulundurduğu bir casustu). Hakikaten (İsa ve onun katli) hakkında kendileri de ihtilafa düştüler. (Bu konuda) kat’i bir şek ve şüphe içindedirler. Onların buna (onun katline) ait hiçbir bilgileri yoktur. Ancak (kupkuru bir) zanna uymak(tadırlar), onu yakinen öldürmemişlerdir. Bilakis Allah onu yükseltip kendisine kaldırmıştır. Allah mutlak galiptir; yegane hüküm ve hikmet sahibidir. Ehl-i kitaptan hiçbiri hariç olmamak üzere, ölümünden evvel (ölüm meleğini gördüğü zaman) andolsun, ona (İsa’ya) mutlaka iman edecek, o da kıyamet günü kendileri aleyhine bir şahit olacaktır.” (Nisa suresi, 157-159. ayet-i kerimeler) Hazret-i İsâ, otuz üç yaşında göğe kaldırılınca, Havârîler etrafa dağılıp, bu yeni dîni yaymağa çalıştılar. İsâ aleyhisselâmın hak olan dîni, az zaman sonra Yahudîler tarafından sinsice değiştirildi. Pavlus (veya Pavlos) adındaki bir Yahudî, hazret-i İsâ’ya inandığını söyleyerek ve Îsevîliği yaymaya çalışıyor görünerek, gökten inen İncil’i yok etti. Dört kişi (Matta, Markos, Luka,Yuhanna) ortaya çıkıp, on iki Havârîden işittiklerini yazarak, İncil adında dört kitap meydana getirdiler. Fakat Pavlos’un yalanları, bunlara da karıştı. Uydurma İnciller zamanla çoğalarak, her yerde başka bir İncil okunur oldu... Biz bundan sonraki bazı makalelerimizde, bir müslümanın Allahü teâlâ, Hazret-i İsa, Hazret-i Meryem, İnciller ve Hıristiyanlık hakkında îtikadının nasıl olması gerektiği üzerinde durmaya çalışacağız.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT