BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilsem ki Döneceksin

Bilsem ki Döneceksin

Öğrencilerden biri soru sormak için izin istedi. - Osmanlı üç kıtaya hükmeden bir imparatorluk oldu. Kültür ve sanatta bile zirveye çıktı. Buna rağmen neden yıkıldı.



Öğrencilerden biri soru sormak için izin istedi. - Osmanlı üç kıtaya hükmeden bir imparatorluk oldu. Kültür ve sanatta bile zirveye çıktı. Buna rağmen neden yıkıldı. Süha Bey, bu soruya en uygun cevabı bulmak için bir süre düşündü. - Osmanlı’ın yıkılışını yine Osmanlı’da yaşanan bir kıssa ile açıklamak istiyorum: Arkadaşınızın sorusunu, Osmanlı’ya en muhteşem dönemlerinden birini yaşatan Padişahlardan Yavuz Sultan Selim de merak etmiş. Bir gün Sadrazamı Piri Mehmet Paşa’yı huzuruna çağırarak “Bundan sonra bu devlet için yıkılma durumu söz konusu olur mu?”diye sormuş. Sadrazam şu açıklamayı yapmış. “Devletlü Sultanım! Belki sizin zamanınızda devlete zarar gelmez. Lâkin sizden sonra gelecek olan hanedan mensupları için şimdiden aynı hükmü vermek doğru olmaz. Onlar zamanında; Sadrazamlık şu ya da bu sebeple devlet idaresinde ilim ve mahareti olan kimselere verilmez, cahil ve ahmak, dalkavuk insanlara teslim edilirse... Rüşvet kapısı açılır, her türlü melanet akçe ile meşru hale getirilir, idari makamlar ehliyetsiz ellere teslim edilirse... İşte o zaman bu devletin yıkılması kaçınılmaz olur... Yavuz Sultan Selim, Sadrazamının bu açıklamalarını dinleyince, ona hak verdi. Söylediklerini çok yerinde buldu. - Bunu yapanlardan Allah, millet ve devleti korusun, diyerek duygularını ifade etti. Sınıfın en yaramazlarından Sertaç dışarı çıkmak için acele ediyordu. Ecnebi bir ailenin çocuğu idi. Yüzündeki ifadeye bakılırsa bu derste anlatılanlardan çok sıkılmışa benziyordu. Önündeki sırada oturan kız arkadaşı Aylin’in saçlarıyla oynadı. Genç kız aniden geri dönüp belki kendisinden beklenmeyen bir tepki gösterince bu hareket sınıftaki öğrencilerin gözlerinden kaçmadı. Süha Bey de farkında oldu. Zil çalmak üzereyken sarf ettiği son bir cümle ile sınıfı kahkahaya boğdu: - Osmanlı’nın bir de tokadı meşhurdur...  Cumartesi günü sabahtan müthiş bir yağmur yağınca Sabiha ve Lâle’nin çarşıya çıkma plânları altüst oldu. İstanbul’un her çilesine göğüs germek mümkündü fakat yağmurlu havası gerçekten şehri yaşanmaz yapıyordu. Caddeler geçilmez, kaldırımlar yürünmez hale gelirken en işlek semtlerde bile büyük sıkıntılar çekiliyordu. Kızlar bu sıkıntıyı göze alamadıkları için günü evde geçirmeye karar verdiler. Lâle odasında bir şeylerle meşgul olurken, Sabiha Ankara’ya, ailesine telefon açtı. Uzun uzun çaldırdı telefonu. Birkaç kez tekrarladı. Cevap veren olmuyordu. Arkadaşı Aysun’u aradı; yeni bir bilgi alamadı. Okulunu ve diğer arkadaşlarını sordu. Ona, şu anda yaşadığı hayatı kısaca anlattı... Telefondan sonra kendine yapacak iş aradı. Kapalı havalarda insanın içinden gelerek yapabileceği pek az iş vardı. O, bunlardan kitap okumayı tercih etti. Şansına eline aldığı ilk kitap hafif bir aşk romanı çıktı. Yabancı bir yazarın pembe dizi türünden yazdığı bir kitaptı. Üç beş sayfa okuyunca konuyu sevdi. Kahramanların acılarını, sevinçlerini, nefret ve sevgilerini paylaştı. ..... “Betty dizkapağına kadar gelen bir sabahlık geçirmişti sırtına. Elbisesinin yaş olduğunu farketmişti çünkü. Divanın üzerinde ayaklarını altına alarak oturmuş, başını ve ellerini hareket ettirerek konuşuyor, Harry de arkasına yaslanmış onu dinliyordu. Çok rahat hissediyordu kendini. Daha önce bu kız gibi birine hiç rastlamamıştı. Neşeli, mutlu ve hayat doluydu Betty. İşin garip yanı da Harry’nin kendini yaşlı hissetmemesiydi onun yanında. Hatta şu an, kendini yirmi yaşında hissettiğinden daha genç hissediyordu.” ..... Okuduğu satırların havasına kendini bir anda kaptırdı... > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT