BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilsem ki Döneceksin

Bilsem ki Döneceksin

Nihat bir doktor edasıyla elini genç kızın alnına koydu. - Ateşin normal, dedi. Sabiha alnındaki elin ferahlığını hissetti. Bir an rahatladı. İlk defa yabancı bir elin temasıyla tanışıyordu.



Nihat bir doktor edasıyla elini genç kızın alnına koydu. - Ateşin normal, dedi. Sabiha alnındaki elin ferahlığını hissetti. Bir an rahatladı. İlk defa yabancı bir elin temasıyla tanışıyordu. Bir başkası ya da tanımadığı bir yabancı olsa dünyayı dar ederdi ona. Neyse ki iyi niyetliydi. Ellerine hakim olmasını biliyordu. Arkadaşlıkları da zaman içinde bir yerlere gelmişti. Babaannesini hatırladı. Neyin, nerede, ne zaman olması gerektiğini hep ondan öğrenmişti. Onun kadar açık sözlü bir başka insana daha rastlamamıştı hayatında. Bu açık sözlülüğün daima faydasını görmüştü. Bazı konuları açık açık konuşmasalar ya da merak ettiklerini yalan yanlış öğrenmeye kalksa, olmayacak denemelere yönelse, bunun bedeli kim bilir ne ağır olurdu? Babaannesi Sabiha’da işte bunu başarmıştı. Bazen anne, abla; bazen arkadaş... Yine de bir şeyler noksan kalmıştı. Anne ve babasının vermesi gerekenler... Belki sevgi, belki şefkat ya da çözemediği, açıklayamadığı bir şeyler... Belki noksanı yoktu Sabiha’nın... Yoksa her şeyin mükemmel olması mıydı onu rahatsız eden?.. Bu ihtimal huzursuzluk verdi. Şu anki mutluluğu az da olsa gölgelendi. Sağa sola bakınırken vapurun kantininden gelen çaycıyı gördü. - Üşüyorum, dedi. Nihat hemen bir işaretle çaycıyı çağırdı. Parasını peşin ödeyip iki bardak çay aldı. Çayın rengi kokusu hoştu. Belli ki taze demlenmişti. Genç kız her yudumda biraz daha kendine geldi. İçi ısındı. Yüzünün rengi düzeldi. Bakışları, Kızkulesi ve Dalgakıran’daki karabatakları martılardan ayırabilecek kadar rahatladı. Vapur, gökyüzü ve denizin birbirlerine dargın olmadıkları bir bahar sabahında Haydarpaşa açıklarından Adalar’a doğru son hızla gidiyordu. Güneş ve deniz kokulu yolcuların tenleri esmerdi. Kıyafetleri ise şort ve bodyden ibaretti. Kınalı, Burgaz ve Heybeliada’nın yemyeşil yamaçlarını karşısına alarak yol alan vapurda Sabiha ve Nihat Adalar’ın güzelliğinden daha şimdiden mest olmuşlardı. Nihat’ın buralara üçüncü gelişi olmasına rağmen ayrı bir tad buluyor, sanki her defasında bir başka güzellik keşfediyordu. Vapur Heybeliada’ya yaklaşırken inmek için hazırlıklara başladılar. Daha ileride görünen ise bazı Türk filmlerinde mekan olarak kullanılan Büyükada’ydı. Her biri bir başka dünya, bir başka rüyalar ülkesiydi.  Büyükada yolcularının dışında kim varsa aşağı indi. Vapur yeni yolcularını da alarak yoluna devam etti. Nihat, Sabiha ile birlikte iskelede yürürken gözleri, aradığını bir türlü göremiyordu. Diğer yolcuların arasında yoktu. Ancak kalabalıktan kurtulunca rastladılar ona. Handan Hanım onları tanıyınca, çilli yüzünde bir anda tebessümler uçuştu. Sevincini saklamayan, fakat her konuda ölçülü bir yapısı vardı. Bu yönüyle Sabiha’ya çok benziyordu. Kırk yaşlarında kadardı. Boyu ortanın üzerindeydi. Güçlü adaleleri, kırmızıya yakın gür saçları vardı. Sade güzelliği ve sağlıklı görünümü ile dikkat çekiyordu. Onun ne kadar sabırlı olduğunu ise ancak mesleğini öğrenenler biliyordu... > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT