BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilsem ki Döneceksin

Bilsem ki Döneceksin

Evin balkonundan görünen manzara ise bütün yorgunluklarını unutturdu. Otomobil ve gürültünün olmadığı, ahşap mimarinin en önemli örneklerinin bulunduğu böyle bir yerin cennetten bir köşe olduğunu düşünürlerken; Handan Hanım onlara madalyonun diğer yüzünden de kısa bilgiler verdi. Akşam belli bir saatten sonra vapur çalışmadığı için adanın İstanbul’la geliş ve gidiş bütün ulaşım bağlantıları kesiliyormuş.



Evin balkonundan görünen manzara ise bütün yorgunluklarını unutturdu. Otomobil ve gürültünün olmadığı, ahşap mimarinin en önemli örneklerinin bulunduğu böyle bir yerin cennetten bir köşe olduğunu düşünürlerken; Handan Hanım onlara madalyonun diğer yüzünden de kısa bilgiler verdi. Akşam belli bir saatten sonra vapur çalışmadığı için adanın İstanbul’la geliş ve gidiş bütün ulaşım bağlantıları kesiliyormuş. Ayrıca burada kış mevsimleri yabancılar için hiç çekilmiyor, tatsız tuzsuz bir yer olup çıkıyormuş. Rumlar zamanında uzun dönem sürgün yeri olarak kullanılan ve Osmanlılara terk edilen Adalar, neden sonra fark edilerek bir anlamda yeniden keşfedilmiş. Sait Faik’in hikayelerinde anlatılan çocuklar, muhtemelen Adalar’da yaşayan Rum balıkçılarının çocuklarıymış. Üzerinde Deniz Harp Lisesi ve bir de sanatoryum bulunan Heybeliada’nın en önemli özelliği; Ortodoks Hıristiyan din adamlarının yetiştiği en önemli papaz mektebinin burada olması. Bu mektep kimsenin dikkatini çekmeden yıllarca faaliyetlerine devam etmiş. Fincanlardaki adaçayları tazelendi. Balkonun hemen önünde nar, ayva ağaçları; ileride villalar, karşılarında İstanbul’un Anadolu yakasındaki Kadıköy-Tuzla hattında Kartal, Maltepe, Dragos’un yeşillikler içindeki sahilleri ve ilerleyen zaman... Handan Hanım: - Mutlaka gidecekseniz vapuru kaçırmayın. Yoksa karanlığa kalırsınız, dedi. Bu hatırlatma üzerine Sabiha hırkasını, Nihat ceketini giydi. Birlikte yola çıktılar. Dik sokaklardan indiler. Bütün yolların bağlandığı iskeleye vardıklarında vapurun hareketi yakındı. Bu rüya gibi gün için Handan Hanım’a tekrar tekrar teşekkür ederek vedalaştıktan sonra bilet alıp vapura bindiler. Bu defa alt güverteye oturarak ayaklarını demir korkuluklara uzattılar. Sabiha’yı mutlu görmek Nihat’ı sevindirmişti. Onu kıracak üzecek her hareketten korkuyor, çekiniyordu. Sınıftaki diğer erkeklerin sevimsiz buldukları kız nedense onun hoşuna gidiyordu. Bu hoşlanma onu korumak için miydi yoksa gerçekten seviyor muydu? Henüz kesin bir sonuca varamamıştı. Vapur, yüzleri sabahkinden daha yorgun, saçları deniz suyunun izleriyle karmakarışık yolcularıyla iskeleden ayrıldı. Vakit akşam üzeriydi. Denizde günbatımını seyredebileceklerdi. Handan Hanım’a benzettikleri birine el sallarken ikisi de sessiz fakat şairane duygularla doluydular.  Üzerlerindeki Osmanlı kıyafetleriyle, kıyıya bağlı teknelerde, yağda ve kömürde aynı anda hizmet veren balıkçılar... Ayaküzeri balık, tatlı yiyen, turşu ya da şalgam suyu içen insanlar... Seyyar satıcıların bağırtıları, büfelerden duyulan müzik sesleri ve yoğun bir trafik... Hava kararmasına rağmen Sirkeci ile Eminönü Meydanı arasında kalan sahil boyu hareket ve canlılığından hiç bir şey kaybetmeden güne devam ediyordu. Gün ışığı yerini elektriğe bırakmış, evlerine dönen insanların telaşı alışverişlere de canlılık getirmişti. Nihat, Sabiha’yı otobüse bindirdikten sonra eve gidecekti. Konuşarak yürüyorlardı. Konu Handan Hanım’dı. O olmasa bugünü böyle güzel yaşayamayacaklarını anlatıyorlardı. Balıkçıların önünden geçerken, akşam rüzgârı onları pişen balıkların kokusuyla tanıştırınca, acıktıklarını hissettiler. Nihat: - Akşam yemeği yerine geçmez ama denemekte fayda var, diyerek balıkçıları işaret etti. Büyük bir iştahla balık yiyenleri gördükçe Sabiha’nın da canı çekti. Eve yeterince geç kalmıştı. Birkaç dakika daha oyalanmaktan bir şey kaybetmezdi. “Olabilir,” gibi bir yüz işareti yaptı... > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT