BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilsem ki Döneceksin

Bilsem ki Döneceksin

Balıkçılara yaklaşıp kömürde pişirilenlerden iki yarım ekmek arası balık istediler. İstekleri anında yerine geldi. Nihat fiyatını sorduktan sonra elini pantolonunun cebine attı. Çıkardığı bozukluklar yeterli olmayınca ceketinin iç cebinden cüzdanını alıp açtı. Yaklaşık yirmi tane kadar kağıt mark ve dolarların yanındaki Türk parası son beş milyonluğu balıkçıya verdi.



“Ailem beni bu halde bir görse” Balıkçılara yaklaşıp kömürde pişirilenlerden iki yarım ekmek arası balık istediler. İstekleri anında yerine geldi. Nihat fiyatını sorduktan sonra elini pantolonunun cebine attı. Çıkardığı bozukluklar yeterli olmayınca ceketinin iç cebinden cüzdanını alıp açtı. Yaklaşık yirmi tane kadar kağıt mark ve dolarların yanındaki Türk parası son beş milyonluğu balıkçıya verdi. Cüzdanını tekrar yerine koydu. Balıkçının yine saniyelerle ifade edilecek bir zamanda iade ettiği para üzerini katlayıp pantolonunun cebine yerleştirdi. Sabiha, onun böyle uluorta yaptığı ve belki farkında bile olmadığı para şovundan rahatsız oldu. Şüpheyle etrafına bakındı. Yanlarında pek çok insan vardı. Kimin ne yaptığı belli değildi. Herkes kendi havasında, kendi dünyasında bir şeylerle meşgul oluyor, dikkat çeken anormal bir durum görünmüyordu. Bir kenara çekildiler. Ayaküzeri kısa bir akşam ziyafetine başladılar. Hayatında burada ilk defa balık ekmek yiyen Nihat’ın keyfi yerindeydi. İki tane de acılı turşu suyu aldılar. Tatlarına diyecek yoktu. - Ailem beni bu halde bir görse... - Bugün çok hoşsun, dedi Sabiha. - Kendimi bir tuhaf hissediyorum. - Buna da akşam sarhoşluğu derler. Aldırma çabuk geçer. Gülümsediler. Birbirlerine biraz daha yaklaştılar. Ziyafet gerçekten kısa sürdü. Oysa gün bitmesin, ayrılık vakti hiç gelmesin istiyorlardı. Plastik bir bidona takılı küçük bir muslukta ellerini yıkayıp kağıt mendille kuruladıktan sonra otobüs duraklarına doğru yollarına devam ettiler. Alt geçidi kullanmadan karşıya geçmek istediler. Orta kaldırımdaki metro yolundan geçiş bulamayınca tekrar geri döndüler. Sabiha, arkalarındaki orta yaşlı iki adamın kendilerini takip ettiği hissine kapıldı. Nihat’a belli etmeden bu hissini kesinleştirmeliydi. Çünkü kendisi birazdan otobüse bindiğinde, o yalnız ve savunmasız kalacaktı. Sonrasını düşünmek bile istemiyordu. Alt geçide girdiler. Işıl ışıl vitrinleri seyrederek geçidin diğer tarafından çıkmak üzereyken Sabiha birden geri döndü. Dikkat çekmeden adamları süzdü. Onlar da birdenbire durup vitrinlere bakmaya başladılar. - Nihat, vitrinde ne gördüm biliyor musun? - Hayır. - Eminim sen de beğeneceksin. Onun biraz önceki konuşmalarıyla ilgisi olmayan bu hareket ve sözleri Nihat’ın tuhafına gitti. - Bakalım neymiş senin bu kadar beğendiğin? Sabiha, o iki çift karanlık bakışın hiç de iyi niyetli olmadıklarından emindi. - Vazgeçtim, dedi. Geç kalıyoruz. Adımlarını hızlandırarak yürüdü. Nihat ona yetişti. Alt geçidin merdivenlerini çıktılar. Meydanın bu kısmı yeterince aydınlık değildi. Henüz birkaç adım bile atmadan arkalarındaki adamlar yetişti. Üzerlerinde dikkat çekecek bir kıyafet yoktu. Herkesin her yerde gördüğü, farkında bile olmadan yanından geçip gittiği tiplerdi. Yüzlerinin en azından iki haftadır tıraş olmadığı, kot pantolonlarının ise alındıktan sonra belki hiç yıkanmadığı renklerinin kararmasından belliydi. Ayakkabıları sivri uçlu, yumurta topukluydu. Hareketlerinde ise çapulculuk vardı. - Heey biraz durur musunuz? İlgilenmediler. Seslenme devam etti. - Kardeş bir dakika bakar mısın? > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT