BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Güven yok!

Güven yok!

İŞ Bankası Genel Müdürü Ersin Özince: “Yeterince liberal olamadık. Serbest piyasayı uygulayamadık. Buna bir de ekonomik ve siyasi istikrarsızlık eklenince dövizler yurtdışına kaçtı.”



İSTANBUL - İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, “Yanlış mali politikalar, kısır döngüler, güçlükle biriktirdiğimiz kendi öz sermayemizi ülkemizde tutmaya uygun ortamı sağlayamadı. Bugün yaşadığımız ekonomik ve siyasi istikrarsızlıklar ne yazık ki, kendi topladığımız fonların yabancı ülkelere kaçmasına sebep olmuştur” dedi. TGRT’de yayınlanan Ekonomi Kulisi programına katılarak gazeteci yazar Ziya Osman Açıkel’in sorularını cevaplandıran Özince hükümete ve Derviş’e güven duyduğunu açıkladı. º Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu kriz ortamında uygulanmakta olan ekonomik programla kurtulabilir mi? E.Ö. - Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik durumu hoşgörü ile karşılamak lazım. Vergi mükellefi ve alt tabaka öteden beri varolan sıkıntıları daha da derinleşmiş olarak yaşıyorlar. Türkiye’nin misyoner bir kuruluşu olan İş Bankası özelinde ümitsizliğe yer yok. Ekonomik sıkıntıları çok tabii olarak ciddi görüyorum, ama yapılan çabaları da yadsımadan geleceğe ümitle bakıyorum. º İstanbul Yaklaşımı reel sektörün problemlerini giderecek mi? E.Ö. - Reel sektör için istenen tek başına İstanbul Yaklaşımı değil.. Tabii ki reel sektöre olduğu gibi vatandaşın kendisine de finansman maliyetlerini düşürerek hizmet vermemiz lazım. Yani faiz fiyatını kontrol edebilir duruma gelmemiz lazım. Aksi takdirde İstanbul Yaklaşımına konu olabilecek, halihazırda sıkıntıda olan firmaları düzeltmek bir tarafa yeni firmaları da yüksek maliyetlerle sıkıntıya sokabiliriz. Kim malını pahalıya satmak ister. Biz müşterilerimizi geri istiyoruz. Yani müşterilerimizi muhafaza etmek istiyoruz. º Finansbank’ın sahibi Hüsnü Özyeğin, İstanbul Yaklaşımının çok şirketi kapsamayacağını ve ciddi anlamda bir özelliği olmayacağını söyledi. Siz bu yaklaşımın hayata geçmesiyle nasıl bir rol oynayacağını düşünüyorsunuz? E.Ö. - İstanbul Yaklaşımı değil de alacaklı bankaların borcunu ödemeye niyeti olan borçlulara imkanları ölçüsünde tolerans göstermeleri, hoşgörülü yaklaşmaları gerekiyor. Bunu zaten biz prensip olarak her durumda yapmışızdır. Ve hiç pişman olmadık. Yani öteden beri bizlerde biz kimi zaman eleştirilen, iştirak etme şekline kadar vardırdığımız desteğimizi çekmemişizdir. Bu da sonuçta sadece o firmalara değil, kredi veren bankaya da fayda sağlamıştır. İstanbul Yaklaşımı pek tabii daha boyutlu kredileri hedefliyor. Onda da maksat büyük kredilerde birden fazla banka borç verdilerse, bunlar arasındaki bir uyum sağlamaktır. Kimisi borcu toleransla geri almayı bekleyebilecekken, kimisi kalkıp da buna imkan tanımayacak yasal talepleri başlatmasın diye alacaklı bankaların çoğunluğunun karar verdiği bir uyum, bir barış bir pakt tarifidir. Yoksa şurası muhakkak ki, baştan da söylediğim gibi müstehak olan borçluya ama tabii bir bankanın riskini geri ödeyebilecek gücü olan borçluya büyük olsun, küçük olsun toleranslı yaklaşmak mantıklıdır. Yeter ki bankanın da buna gücü yetsin. İstanbul Yaklaşımı birden fazla alacaklının olduğu durumlarda alacaklıların birarada hareket etmesi, birbiriyle uyumlu hareket etmesini sağlamak için düzenlenmiş bir oluşum. Bu demek değil ki, borcu büyük olanlar bu şekilde kurtarılmaya hak kazanacak küçük borçlular ezilecek. Hayır katiyen böyle bir şey yok. Bilakis küçük alacaklılarla ilgilenmek büyüklere nazaran çok daha kolaydır. º BDDK’nın bankalar üzerinde büyük bir baskısı var deniliyor, buna karşılık neler söyleyeceksiniz? E.Ö. - Hayır, kesinlikle böyle bir şey yok. BDDK, bankacılık sektörünün görüşlerine değer vermiştir. Burada esas olan bankacılık standartlarını, uluslar arası standartlara getirme konusunda verdiğimiz sözler muhtemelen bizi sıkıştırıyor. Yani BDDK’da mutlaka IMF nezdinde yapılacak olan reformlarla ilgili taahhütlerimize uyulmasını hedefleyerek bunu yapıyor. º Bankalardaki %100’lük devlet garantisi ne olacak? Şu anda 50 milyar lira ve karşılığı döviz garanti altında. Siz bu garantinin devam etmesini istiyor musunuz? E.Ö. - Devlet her durumda hiçbir bankasının mevduat sahiplerini gözardı etmiyor. Verilen garanti bugüne kadar tam olarak uygulanmıştır. Ben prensip olarak rekabet eşitliğine aykırı olan %100 garantiyi desteklemiyorum. Ama olağanüstü koşullarda, olağanüstü şartlar uygulanır. Uluslar arası şartlar uygulanmayabilir. 50 milyar lira çoğunluğun mevduatını rahatlıkla karşılayacak boyuttadır. Ümit ediyorum bankacılık yasası ile ilgili aşamalar geçildikten sonra %100 garantinin kalkacağıdır. Ama şu andaki çalkantılı dönemde kalkmamasının daha iyi olacağını düşünüyorum. Siyasi otorite bunu tayin edecektir. º Siz bir vatandaş olarak hükümeti ve Kemal Derviş’i başarılı buluyor musunuz? E.Ö. - Başarı göreceli bir kavramdır. Ben bu sorunuzdan kaçınmak için değil. Herkesin kendi başarısının değerlendirilmesi kanaatindeyim. Ve herkesin de kendine düşen görevleri yapmasını ve kendi üzerindeki konumu değerlendirmesini düşünüyorum. Hükümeti parlamento TBMM değerlendirir. Derviş olsun hükümet olsun bence kriz öncesinde de kriz sonrasında da bir çok reformların yapılmasına gayret edilmiştir. Bu konudaki başarıyı görmek ihtiyacımızdır. Bu başarıyı mutlaka yükseltmek sağlanmalıdır. Yalnız bu hükümet adına değil. Şunu kabul etmeliyiz ki, bugün Türkiye’de dünya çapında rekabet sağlayabilecek fazla unsur da geliştirebilmiş değiliz. Vardır, hiç yok değil. Çok başarılı şirketlerimiz vardır. Ama mutlaka bütün faturayı hükümetlere hele hele son dönem yöneticilerine çıkarmak da doğru değildir. Ancak sayın Derviş’le ilgili kişisel kanaatim, kendisinin fikirleriyle içinde yaşadığımız olağanüstü durumda uluslararası alandaki kredibilitimize ve etkinliğimize çok olumlu katkılarının olduğudur. Olumlu düşünce tarzıyla da yumuşatıcı ve olayları daha iyi paylaşmayı getiren bir tavrı ben izledim. Dolayısıyla burada başarıyı koşulları nazarı dikkate olarak değerlendirmemiz lazım. Başarısız dememizin haksızlık olacağını düşünüyorum. º Türkiye bir Arjantin olur mu? Bu kriz ortamından ne zaman kurtulacağız? E.Ö. - Fiyatların artışı önemli bir problem. Fakirleşiyoruz fiyatlar ondan artıyor muhakkak ki.. Ancak enflasyon düşüşü ile beraber fiyatların hız keseceği kesin. Türkiye krizden mutlaka kurtulur. Özellikle nüfusunun yarısı genç olan bir ülkenin krize mahkum olmasını benim aklım ve mantığım almıyor. Türkiye borçluluğu açısından Arjantin’den daha da borçlu olduğu değerlendirildi. Ancak Türkiye’nin Anjantin’deki sıkıntılara sosyal patlamaya muhatap olacağını düşünmüyorum. Arjantin’in durumuna hiçbir ülkenin düşmemesini istiyorum. Ve Arjantin’in süratle hakkettiği desteği alacağını düşünüyorum. Fakat problem olur mu olmaz değil, olmamak için ne yapmalı. Mutlaka biz gelirlerimizi artırmalıyız. Arjantin’in borçlarını yenileyememesi, artıramaması, bizimse artırmamız Arjantin olmamamız için yeterli bir neden değil. º Türkiye’de mali disiplin bir türlü sağlanamıyor. Bu yüzden en ufak bir harekette döviz yurtdışına kaçıyor. Bunun sebebi nedir? E.Ö. - Bir kere yeterince liberal olmayı başaramadık. Serbest piyasa ekonomisinin kurallarını yeterince yerine getiremedik. Yanlış mali politikalar kısır döngüler, güçlükle biriktirdiğimiz kendi öz sermayemizi dahi ülkemizde tutmaya uygun ortamı sağlayamadı. Bugün yaşadığımız ekonomik ve siyasi istikrarsızlıklar ne yazık ki kendi topladığımız fonları dahi önemli ölçüde yabancı ülkelere kaybetmemize sebep olmuştur. º Derviş 25-30 banka olmalı diyor. Dünya Bankası ise bu sayıyı 20 olarak öngörüyor. Şu anda Türkiye’de 60’tan fazla banka var. Bu banka sayısı Türkiye için çok fazla değil mi? E.Ö. - Banka sayısı önemli değil. Daha az sayıda banka rekabetini daha yüksek olduğu bir ortamda, daha az sayıda bir banka olur. Önemli olan Türkiye gibi büyük bir ekonomide daha büyük bankalar çıkartabilmemizdir. Burada büyüklük aynı zamanda ölçek ekonomisini sağlar. Yani büyük olan banka daha ekonomik çalışır. Daha güçlü olan ve uluslararası ortamlarda Türkiye’nin mali gücünü menfaatlerini daha iyi temsil eder. Türkiye’nin böyle büyük 4-5 banka çıkartabileceği kanaatindeyim. º Türkiye İş Bankası yabancı bir ortak arıyor mu? Yeni bir banka evliliği yapacak mısınız? E.Ö. - Hayır. Şu anda böyle bir gelişme yok. Türkiye İş Bankası yabancılarla çok ortaklık yaptı. Türk Merchant Bank ile Bankerstas’la, Türk Dış Ticaret Bankası’nı Bank of America ile kurmuştuk. Sonradan yabancı ortaklarımızın bizden ayrılmasıyla son buldu. İş Bankası özelinde herhangi bir ortak arayışımız yok. Yeterince yabancı ortağı olan bir şirketiz zaten. º Sermaye yeterlilik rasyonuz yeterli mi? Bazı bankaların sermaye yeterlilik rasyolarını yüksek tutup devletten sermaye desteği almamak için oyunlar oynadıklarını duyuyoruz. Bunun için kredi kullandırdıkları firmaların üzerine giderek bunları geri çağırdıklarını duyuyoruz. Bu konuda neler düşünüyorsunuz? E.Ö. - Bir bankanın işiyle orantılı, aldığı risklerle yeterli sermayeye sahip olup olmadığı, sermaye yeterlilik rasyosudur. Eğer bir bankanın işiyle orantılı sermayesi yoksa devlet onu destekleyecektir. Tabii bankalar bu durumda işiyle sermayesini orantılı hale getirmek isteyecektir. Bunun bir oyun olarak nitelemek bence doğru değil. Bu bir iktisadi tercihtir. Bir banka bir ticarethanedir. Risklerini istediği şekilde yönetebilir. Sermayesini de istediği kadar koyabilir. İş Bankasının böyle bir desteğe ihtiyaç duyacağını düşünmüyorum. Denetimler bitmeden de kesin ifadeler kullanmak istemiyorum. º Borsa’yı nasıl görüyorsunuz? E.Ö. - Dövizin durduğu, faizlerin yumuşadığı bir ortamda borsanın normal olarak gelişmesi lazım. Tabii bir sıkıntı var. O da borsanın lokomotifi olan banka hisseleri ile ilgili. Yeni yasa ile bankalarla ilgili bir belirsizlik bir ortamı doğdu. Bu yüzden borsa yukarı doğru hareketlenemiyor. Yatırımcının farklı araçlar, kullanımında yarar var. Borsa bankacılık yasasının işlemesinin ardından kesinlikle daha da rahatlayacaktır. º Türkiye büyüme sürecine neden giremiyor? E.Ö. - Büyümenin başlaması için güven ortamının geri gelmesi lazım. Enflasyonla büyümeyi beceren bir döneme dönmemize imkan yok. Büyümek için özgüvene ihtiyacımız var. İstikrara ihtiyacımız var. Piyasalarda yeterli dinamizm var. Eğer kayıtdışı ekonomimizi barışçıl yöntemlerle kayıt altına alabilirsek piyasalarda canlanma başlar. Bu da beraberinde büyümeyi getirir. Ancak büyüme için çok fazla bir beklenti içinde olmamalıyız. Bu yıl arzu edilen büyümeyi gerçekleştiremeyeceğimizi düşünüyorum. º Türkiye’nin en büyük kuruluşu olan cep telefonu Aria için 2.5 milyar dolar ihale, 500 milyon dolar KDV verdiniz. Ve 900 milyon dolarlık bir yatırım yaptınız. Yani size 4 milyar dolara maloldu. Ama devlet hemen ardından Aycell’i kurdu. Siz bu işe girdiğinize pişman mısınız? E.Ö. - Kesinlikle hayır. İş Bankası olarak ya yatırım yaparız, ya da yatırım yapanı destekleriz. Mesela cam sanayiine yaptığımız yatırımlar milyar doları buluyor. GSM operasyonunda bu para devletin hazinesine girdi. IMF’den sonra devlete en büyük verilen para budur. Aria’da kâra geçmek için uzunca bir zaman beklemek gerektiğini biz işe başlarken biliyorduk. İtalyan ortağımız pişman olmadığına göre her vesile ile bunu ifade ettiğine göre bizim pişman olmamız için hiç gerek yok. İtalyan ortağımız böylesine büyük bir yatırımı, üstelik yurtdışında yabancı bir ülkede, üstelik ciddi istikrarsızlıkların yaşandığı bir ülkede yapmasının nedeni, bu ülkenin geleceğine inanmasıdır. Buna gerekçede 30 milyon genç insanımızdır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT