BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ne yaptın Ayşe?

Ne yaptın Ayşe?

BabasI bir hafta önce üniversite öğrencisi kızı Ayşe’ye, “Artık para yetiştiremiyorum, okulu bırak” dedi. Ayşe bunalıma girdi. Fakirliğe isyan edip 6. kattan atladı. Ayşe’nin sonu, “Kriz bitti” diyenlere ithaf olunur.



Bir apartmanın altıncı katı. Az sonra pencerede, kendini boşluğa bırakıp bırakmamak üzere bir genç kız belirecek. Eyvaah, bir genç daha mı intihar edecek? Yoksa o da mı bütün ümitlerini kaybetmiş? Onun da mı bütün hayalleri bir anda yıkılmış? Gelecekle ilgili bir beklentisi kalmamış. Öyleyse neden apartmanda bir araya gelmiş arkadaşlarıyla? Sanki üzüntü ve kederini alkolün baş döndüren buğulu atmosferinde boğmak için içtikçe içiyorlar. -Kim ki bu genç kız? -Ayşe Gülsev Korkmaz. Yirmiiki yaşında. Eskişehir’de Anadolu Üniversitesinde öğrenci. “-Yapma Ayşe? Bir dakika düşün. Nedir sorunun? Belki bir çözüm yolu bulunur?” diyecek kimseler yok mu yanıbaşında.” Eyvaah, bir genç daha gidiyor. İnsanlar çaresiz. Yürekler sızlıyor. Analar saçlarını yoluyor, babalar dizlerini dövüyor... Diploma para etmiyordu ama Oysa onun da gelecekle ilgili hoş hayalleri, güzel düşleri vardı. Onun da sevdikleri vardı. Tabii ki beraberinde korkuları, endişeleri, sıkıntı ve sorunları vardı. O da biliyordu, bu ülkede binlerce üniversite mezunu genç işsiz dolaşıyor. Diplomalı olmak yetmiyor. Mutlaka bir yerlerden birilerinin referansı gerekiyor ki, bu referansın ne olduğu malum. Torpil diyor halk buna. Adamı olmak diyor. Hoş, onun bu anlamda referans sağlayacak bir çevresi de yok. “Ha gayret!” diyor dişini sıkarak. Aileden gelen üç beş kuruş harçlığı ekmeğine katık edip idare ediyor. Allahım bu sıkıntılar ne zaman bitecek? Şöyle babam birgünden birgüne “Al kızım bak bu sefer sana dolu dolu bir harçlık veriyorum” diye gelmeyecek mi? Ah nerde o günler... Her türlü ekonomik tedbire rağmen halen bankaların iç edilebildiği, rüşvetin ve yolsuzluğun kol gezdiği, milletin sırtından geçinen bir grup azınlığın hapşırıncaya, tıksırıncaya kadar tıka basa yiyip içtiği bu ülkede, zavallı millet nasıl derlenip toparlanıp da krizden kurtulabilir ki? Ama bir ümitti işte... Fakirin ekmeği de ümit değil miydi? Ve çıkagelmişti işte babası... Kızını yoklamaya gelmişti... Ne kadar da sevinmişti Ayşe. Ama neden üzgündü babası? Yoksa ailede bir ölüm mü olmuştu? -Nen var baba? -Çok zordayız yavrum. Ekonomik kriz çok perişan etti bizi. -Biliyorum baba. Ama ben ne yapabilirim ki? -Senden bir şey yapmanı istemiyorum. Sadece üzülerek söylüyorum. Seni okuldan almak zorundayım. -Baba?!. -Maalesef yavrum. Artık gücüm yetmiyor seni okutmaya. Ve sessizlik... Çözümü yok muydu? Bir anda genç beyin sarsılıyor... 7.9 şiddetinden belki yüz kat daha fazla bir deprem genç beyinin bütün hücrelerini sarsıyor... Bütün hayaller, bütün ümitler, bütün sevgiler hallaç pamuğu gibi... Demek bir daha bu kapıdan içeri giremeyecek öyle mi? Demek artık okuyamıyacak? Ardından binlerce cevapsız soru: -Ama neden? -Bu krizi babam mı yaptı? Ben mi yaptım? Bizim suçumuz ne? -Bu nasıl ülke böyle? Birileri bu ülkenin servetini yiyip bitirirken, bizler tek tek tükenecek miyiz? -Yok mu bir çözüm buna Allahım? Bu sorular Ayşe’nin beyninde fırtınalar estirse de, babanın verdiği mecburi karar hiç değişmeyecekti. Çünkü, olsa zaten okutacaktı baba. Ama olmayınca ne yapabilirdi ki? Peki okuyanlar nasıl okuyordu? Altında son model arabalarla okula gidip gelenler nereden buluyordu bu imkanı? Olanda vardı olmayanda yok... Peki bu ülkede, kriz sebebiyle kendi geleceği yok olurken, ülke yönetiminde söz sahibi olanlar nasıl kendilerine özel imkanları anında sağlayabiliyorlardı? O bu ülkenin insanı değil miydi? Bu nasıl ülkeydi böyle? Bir yanda yönetenlerin zevk ü sefası, bir yanda bir avuç hortumcunun bitmek bilmez iştihası; öte yanda binlerce gencin en temel ihtiyacı olan eğitimin, imkansızlık sebebiyle yarıda bırakılması. O bir üniversite öğrencisiydi. Anlamıyor muydu? Bu ülkede bir insan bırakın sosyal yaşantıyı, bırakın çocuğunu tatile götürmeyi, bırakın ona üst baş almayı, bütün imkanlarını seferber ettiği, dişinden tırnağından kestiği, yemeyip içmediği halde dahi bir çocuğunun eğitim masrafını karşılamakta zorlanıyorsa bu ülkede denge mi olurdu? Bu ne korkunç bir açmazdı böyle? İçinden çıkamadı soruların. Bir hafta boyunca uğuldadı durdu beyni... Uyuşturmaktan başka çare kalmadığını sanarak alkole teslim etti körpe dimağını... Olmadı... Geride kaç Ayşe var Bu sorular çözümsüz kaldığı müddetçe bu beyin çatlayacaktı sanki? Bu soruları öldürmesi lazımdı. Kurtulması lazımdı bu cevapsız sorulardan... Apartmanın altıncı katına çıktı... Bütün soruları boşluğa bıraktı. Tabii gencecik bedeniyle birlikte... Aslında Ayşe soruları öldürmüştü. Sorularsa Ayşe’yi... Ona birileri çıkıp da “Bu bozukluk bir gün düzelecek. Bu kriz hep böyle gitmeyecek” diyememişti. Ah keşke bu ümidi verenler çıkabilseydi. Ama bu ümide hasret kaç Ayşe kaç Mehmet kaç genç daha var geride... İnsanlar bir ümit bekliyor...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT