BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İzrail

İzrail

İsmet İnönü, “Turkiya” diye konuşurdu. Nihat Erim de “Türkiya” demekteydi. O nesilden daha başkaları da devletin ismini böyle telaffuz ediyorlardı. Bizse önceleri çocuk sonra da genç halimizle bu ağzı yadırgıyorduk.



İsmet İnönü, “Turkiya” diye konuşurdu. Nihat Erim de “Türkiya” demekteydi. O nesilden daha başkaları da devletin ismini böyle telaffuz ediyorlardı. Bizse önceleri çocuk sonra da genç halimizle bu ağzı yadırgıyorduk. Devletin ismi, anayasayla da sabit olduğu üzere “Türkiye” olduğuna göre eski-yeni reisicumhurlar, başbakanlar neden bu tercihi yapıyorlardı? Kimse bunu sormadı. O kelimeler de onlarla beraber kayboldu gitti. Fransızcanın tesiriyle yetişmiş devlet adamlarıydı. Bir zamandır Başbakan Bülent Ecevit, İsrail’e ‘İzrail’ demekte. Dikkat ediyoruz bazen ‘İsrail’ dese de daha ziyade ‘İzrail’ demekten yana. Kemal Derviş de ‘İzrail’ diyor. İsrail’deki söylenişi böyle olabilir. Musevi iş adamlarımız da öyle konuşabilirler. Peki Türkiye Başbakanı neden “İzrail” der? Bilmiyoruz. Bu defa da İngilizce’den dolayıdır zahir. Başbakanın işgalci İsrail’i soykırımla suçladığı ifadesini televizyonda yumuşatırken “İzrail” dediği dakikada -tesadüf bu kadar olur- Ayşe Göktürk Tunceroğlu Hanımın Amerika’dan yolladığı bir zarfı masamıza geldi. Tunceroğlu, zarfın üstüne mektubun gideceği memleket olarak “Türkiye” yazmış, fakat mecburen bir de daha büyük harflerle “Turkey”i de ilave etmişti. Hatırlar mısınız? 10 yıl evvel bir milli kampanyamız vardı. Bütün dünyadan “Turkey” değil,”Türkiye” diye yazıp-konuşmalarını rica ediyorduk. ‘Turkey’ ile ‘turkey’ eşanlamlı olduğu için o sıralar canımızı sıkıyordu. Sadece T harfinin büyük veya küçük yazılmasıyla birbirinden ayrılan bu kelime ‘hindi’ demek. Tabii konuşma dilinde muhatabımıza “...büyük T ile başlayan Turkey” diyemediğimiz için de ortaya talihsiz bir netice çıkmakta.. O sıralar ABD’ye gitmiştik. Kampanya gereği her Türk gibi biz de pasaportumuza “Türkiye” yazmıştık New York’ta gümrükten geçerken memur, “Türkiye” kelimesini görünce elindeki siyah keçeli kalemle üzerine bir çarpı atıp ânında “Turkey” yaptı. Adam, “bu neden böyle?” gibi bir sual sorma nezaketi dahi göstermemişti. Hâlâ aklımıza geldikçe o haşin tavra üzülürüz. ‘Turkey’e reddiye faaliyeti, sessiz-sedasız kaybolup gitti. Sınırlarımızın ötesinde kötü çağrışımına rağmen devletin ismini İngilizce’den Türkçe’ye çeviremedik. Hiç olmazsa yabancı söyleyişte hindiden ayırmak için The Turkey dedirtebilseydik. O da olmadı. Onu yapamadık ama İsrail’in ismini İsrail’li gibi telaffuz eden devlet adamlarımız var. Nerede kaldı Türkçe’ye düşkünlük? Mânâ ve söyleyiş olarak tamamen Türkçeleşmiş doğulu kelimeler ağzından kaçmasın diye o kadar yorulan Ecevit niçin ‘İzrail’ der? Bir kelime deyip geçmeyiniz.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT