BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir annenin çilesi!..

Bir annenin çilesi!..

Erkan 1992’de Türkiye’de ilk kez gerçekleşen ameliyatla annesinin karaciğerinden nakledilen parçayla hayatta kalırken, kardeşi Gülcan aynı hastalıktan 5 yaşında ölmüştü. O günlerde çok konuşulan, yardım edilen Erkan şimdi parasızlık yüzünden ilaçlarını alamıyor. Ayda bir yapılması gereken kontrolleriyse son dört yıldır yapılmamış.



1985’te evlenir Emine ile Cevdet... Dört yıl sonra ilk çocukları Erkan dünyaya gelir. Çocuklarının sapsarı hali ve hiç bitmeyen kaşıntıları onları doktor doktor dolaştırır. Önceleri uyuz denen çocuğa sonunda siroz teşhisi konur ve tek kurtulma şansının da organ nakli olduğu söylenir. Erdoğan ailesi organ nakli için sıraya girer ve beklemeye başlar. Bu arada kızları Gülcan dünyaya gelir. Onda da aynı hastalık vardır. Sebep ortadadır: “Yakın akraba evliliği”... Emine ile Cevdet amca çocuklarıdır. Erkan’a kadavradan organ nakledilmesi için şanslarının az olduğu, binlerce kişinin sıra beklediği söylenince anne kendi karaciğerinden verir yavrusuna. Ameliyat 1992’de Prof. Dr. Mehmet Haberal tarafından gerçekleştirilir. Türkiye’de ilk defa bu yaştaki bir hastaya uygulanan kısmi karaciğer nakliyle birlikte Erdoğan ailesiyle ilgili haberler sık sık basında yer alır. Geçirdiği ameliyat sonrası Erkan’ın sürekli kullanması gereken ilaçları vardır. Yardımseverlerin katkılarıyla ihtiyaçları karşılanır. Büyükşehir belediyesi sayesinde de barınma sorunu halledilir. Anne baba bu arada diğer çocukları için organ beklemektedir. Ancak bu gerçekleşmez ve Gülcan beş yaşında hastalığa yenilir; “-Gülcan’ı dokuz aylıkken hastaneye götürdüğümüzde organ nakli için sıraya konduğu söylendi. Beş yıl bekledik. Sonra sırada olmadığı söylendi bize, artık ciğerleri bitmişti. On gün hastanede yattık son defa. Başında ölümünü bekledim. Keşke elimde olsaydı da canımı verseydim. Ben Gülcan’a da karaciğerimi vermek istedim ama doktorlar olmaz dedi. Keşke olabilseydi de evladım yaşasaydı. Beş yaşındaydı. Bir anlamda kurtuluş oldu onun için. Çünkü ömrü neredeyse hep hastanede geçmişti. Bazan düşünüyorum Erkan’ı kurtardık da ne oldu? Yine perişanlık... Ben şimdi başka çocuk sahibi olamıyorum. Olsam da bakacak gücüm yok. Elimde kalan tek oğlum Erkan’ım var. Onun da doğru dürüst ne bakımını yaptırabiliyoruz, ne ilaçlarını alabiliyoruz...” Temizliğe gidiyorum “-Kızımız öldükten sonra biz birbirimize karşı soğuduk. Bütün sıkıntılar, olumsuzluklar için birbirimizi suçlar olduk. Çocuğumuzun ölümünden, yoksulluğumuzdan birbirimizi sorumlu tuttuk. Ailem de benim karaciğerimi vermemi istememişti zaten. Bütün bunlar birleşince ben babamın evine döndüm, boşandık. Erkan babasında kaldı. Ama ben dayanamıyordum, her gün gelip ihtiyaçlarını karşılıyordum çocuğumun. Sekiz ay sonra tekrar evlendik...” Ben arada bir temizliğe gidiyorum. Çok fazla ağır kaldıramıyorum ama ufak tefek şeyler yapıyorum. Bu apartmanın merdivenlerini siliyorum. İnsanlar yardım etmek için bir bahane gibi ufak tefek işler veriyor bazen. Yokluk hiç önemli değil. Evdeki eşyalar hep başkalarının yardımı. Bu kadarı bile bana çok. (Eşya dediği bir sedir bir de küçük dolap) Dünya malında eşyada hiçbirinde gözüm yok. Bizim çamaşır makinemiz falan vardı ama sattık. İhtiyaçlarımızı karşıladık. Mecburi ihtiyaç olmadıktan sonra hiçbirinde gözüm yok. Keşke kızım yaşasaydı da daha kötü olsaydık. Belki bizden daha kötü durumda olan insanlar var. Onu kaybettim bunu yaşatmak için ne olsa yaparım. Ben bir iş bulsam çalışırım. Tayyip Erdoğan zamanında bu evde oturma hakkı verdiler Allah razı olsun. Allah koruyor Oğullarına ilaç alıp kontrole götüremediklerini söyleyen çaresiz anne çektikleri sıkıntıları şöyle anlatıyor: “-Çocuğumun kontrollerini yapıp ilaçlarını alsak yeterli. Eşimin bir işi, sigortası olsa bunları karşılasa. Onun yaşaması için bu kadar emek verdik. Ameliyata girerken kendim için de onun için de hiç korkmamıştım. Hep ciğerimi vereceğim oğlum iyileşecek alıp gideceğim diye düşünüyordum. Ama şimdi! Allah koruyor benim çocuğumu. İlaç vermiyoruz, kontrole götüremiyoruz. İlaçları var ama tarihi geçmiş. Biz hastaneden topladık, bayat falan onları kullandık, yardım olarak gönderilen ilaçları verdik. Her ay kontrole gitmesi gerek diye raporu var ama yaptıramıyoruz. İdrar yollarında iltihaplanma var. Daha önce safra kesesi alınmıştı. Hiçbirine baktıramıyoruz...” Baba Cevdet Erdoğan dönemin Cumhurbaşkanı rahmetli Turgut Özal’ın eşi Semra Özal’dan sağlık bakanına, milletvekillerine, müsteşara bir çok ünlü isme ulaşmayı başarmış. Çabası basında da yer alınca destek görmüş. Bir çok bürokratik ve maddi engel aşılarak ameliyat gerçekleşmiş. Pek çok insandan yardım görmüşler. Çocuğunun takibini yapabilsin diye hastanede işe alınmış. Ama yönetim değişiklikleri olunca, Cevdet de düzenli olarak işe gidemeyince işini kaybetmiş. Şimdi çalışmayan baba bütün o çabanın boşa gitmesinden evladını kaybetmekten korkuyor. Erkan şimdi 13 yaşında. Orta birde okuyor. Anne derslerinin çok iyi olduğunu geçen sene takdir aldığını söylüyor büyük bir gururla. Hayatında doktorları önemini bildiğinden midir, hastaneye olan aşinalığından mıdır doktor olmak istiyor. Koşamadığını bacaklarının ağrıdığını söylüyor. Karnım sıkışıyor bazen diye anlatıyor şikayetlerini. Ankara’da ameliyatın yapıldığı yıl Emine “‘yılın annesi” seçilmiş eşine de “altın kalp” ödülü verilmiş; “-O plaketin hiç önemi yok. Altın kalpleri de bozdurduk. Yalan söylemeyeyim. İki tane küçük altın vermişlerdi. Çocuğu hastaneye götürecektik onun için bozdurduk. Benim beklentim, isteğim demiyorum. Cevdet’e iş bulunması çocuğumun tedavilerinin yapılması...” Sadece biri... Kim anlayabilir bir annenin acısını en iyi? Bir başka anne ancak... İnsan çocuk sahibi olduktan sonra anneler arasında ortak bir dil, yürüdükleri ortak bir yol olduğunu farkediyor. Çok zor, ama çok güzel bir yol... İnsan canından can, kanından kan verince her şeyden kıymetli biliyor yavrusunu. Değecek bir gözden, söylenecek sözden sakınıyor. Bir annenin hikayesini okuyacaksınız bugün. Canından; can verdiği yavrusunu yaşatmak için her türlü fedakarlığı yapan, ama şimdi eli kolu bağlanan bir annenin. Akraba evliliği sonucu aynı hastalığa yakalanan çocuklarından birini kaybeden bütün dünyasını tek çocuğunun üstüne kuran Emine’nin... O, zor şartlardaki milyonlardan sadece biri aslında. Kendi beklentilerini unutan, her şeyi oğlunun yaşaması üstüne kuran bütün fedakarlıklarına rağmen sıkışıp kalan bir anne. Göz göre göre; “ya Erkan’ımı da kaybedersem” diye kahrolan, ihtiyaç duyduğu desteği anlatırken de “beklentim, isteğim demiyorum” diye başlayan cümleler kuracak kadar da dikkatli olan...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 108518
    % -0.49
  • 3.8438
    % 0.16
  • 4.5151
    % 0.22
  • 5.1272
    % 0.07
  • 153.448
    % -0.29
 
 
 
 
 
KAPAT