BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilsem ki Döneceksin

Bilsem ki Döneceksin

Bir binanın bodrum katındaki cafeye girerlerken buranın tekin bir yer olmadığını görmekte gecikmediler. Havasızlıktan kaynaklanan tuhaf bir koku vardı. Ya pencereler kapalıydı ya da havalandırma bozuktu.



Bir binanın bodrum katındaki cafeye girerlerken buranın tekin bir yer olmadığını görmekte gecikmediler. Havasızlıktan kaynaklanan tuhaf bir koku vardı. Ya pencereler kapalıydı ya da havalandırma bozuktu. Loş ışıklar, geometrik desenlerle süslenmiş duvarlar, bahçeye açılan camlı bölmenin önüne sıralanmış çift kişilik oturaklar, vitrinli buzdolabının üzerinden bakan, garson mu aşçı mı belli olmayan bir çift göz... Salon kalabalık, müşterilerin tamamı gençlerden... Pek çoğunun üzerinde öğrenci kıyafeti... Birkaç tane de derimontlu, uzun saçlı, yirmi beş yaşlarında genç erkekler... Diğer cafelere benzemeyen bir özellik aradılar. Çiftlerin gözlerden uzak olmanın verdiği rahatlıkla biraz daha sarmaş dolaş olmalarının ötesinde sıradan bir yer gibi görünüyordu. Necip Bey’in gözleri Lâle’yi aradı. İçeride yoktu. Bahçedeki masalara baktı. Aradığını yine bulamadı. Buzdolabının üzerinden bakan, iyice gösterdi kendini. Yanlarına kadar geldi. - Buyurun yardımcı olayım, dedi. Necip Bey karşısındakine uygun bir ses tonuyla: - Sarı Tilki uğradı mı bugün? diye sordu. Adam: - Müşterilerimizi tanımak zorunda değiliz, diye kestirip attı. Arkasını dönüp mutfak kısmına doğru yürüdü. Necip Bey kapıya yönelince Sabiha hatırlattı. - İhsan’ı bekleyecektik! Kapıya en yakın masaya oturdular. Biraz önce konuştukları adama, iki çay getirmesini söylediler. Sabiha, Necip Bey’in o anda ne düşündüğünü çözmeye çalışıyordu. Bakışlarıyla etrafı tararken vücudunun bir yay gibi gergin olduğu karşıdan bile anlaşılıyordu. Zaman zaman yumruklarını sıkıyor, bedeni sabit durmasına rağmen, hiddetini belli eden tempolarla ayak uçları sürekli yön değiştiriyordu. Çaylar bitmek üzereyken İhsan geldi. Necip Bey’in kulağına eğilerek: - Abi baktığım yerlerde yok. Burada olmadıklarını da tahmin etmiştim. Bu cafenin devamı var. Binanın teras katında. Yalnızca özel müşterilerini gönderiyorlar. Nasıl öğrendiğimi sormayın. Hemen gidelim. Çay parasını ödeyip üçü birden sessizce dışarı çıkarken cafeye gelen 8-10 kişilik bir grupla karşılaştılar. Yeni gelenler Necip Bey ve Sabiha’yı sevgili zannederek aralarındaki yaş farkını vurgulamak ister gibi yan gözle bakarak geçtiler. Cafe, gözlerden ve okullardan uzak olmasına rağmen öğrenciler tarafından bilindiği için iyi iş yapıyordu. Asansör çalışmıyordu. Altı katı yürümek zorunda kaldılar. Teras katına çıktıklarında etraftaki binalardan sarmaşıklarla gizlenmiş bir yerle karşılaştılar. Herkesçe bilinen bir yer olmadığından kapısı açıktı. Camlı giriş kapısından içeride yedi sekiz tane kadar öğrenci gördüler. Lüks eğlence yerlerindeki fedailer gibi bedenleri iri yapılı, kıyafetleri düzgündü. Hareketlerindeki kabadayı havasını gizlemiyorlardı. Birbirlerine anlamsız gözlerle bakıyor, hasır koltuklarda sigara içiyorlardı. Bir köşede yere oturmuş bir halde önündeki sehpaya kapanmış bir genç kız vardı. Yüzü görünmüyor fakat Lâle’ye çok benziyordu. Necip Bey uyuyor gibi görünen genç kıza doğru yürümek istedi. Gençlerden biri ayaklandı. - Babalık nereye? diye sordu. Necip Bey sol eliyle onu kenara itmek istedi. Genç onun bileğini kavradı. - Heey, dur bakalım! Bundan sonrası bir filmin hızlandırılmış karesi gibiydi... > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 108803
    % 0.82
  • 3.8321
    % -0.08
  • 4.5157
    % 0.23
  • 5.1311
    % -0.11
  • 154.002
    % -0.04
 
 
 
 
 
KAPAT